Kürt sorunu daha fazla çözümsüz bırakamayacağını anlamaya başlamış görünen Türkiye’nin yanıtını aradığı soru bu? Ankara’nın bir arayış içinde olduğu anlaşılıyor. Basında bu yönde tartışmalar yapılıyor ve Türk devletinin derinliğinde, Öcalan ile Barzani’nin adları etrafında bir muhatap tartışmasının yapılmakta olduğuna dair sinyaller veriliyor.
Hürriyet gazetesinden Enis Berberoğlu şunları yazıyor: ‘’Zoraki yaşatılan Irak dağılırken; sınırın iki yakasındaki Kürtler birlik kurabilir, Türkler ve Kürtler eşit ortaklık temelinde devam eder, petrol zenginliği, Türkler ve Kürtlerce paylaşılır. Böylece hem Türklerin, hem de Kürtlerin tarihi hasreti biter. AB yolunda demokrasisi gelişen, ekonomisi büyüyen Türkiye Cumhuriyeti, Irak’tan kopan Kürt adasının birleşeceği tek ana kıtadır. Kuzey Irak’ın en fazla 4-5 milyonluk Kürt nüfusuysa Türkiye’ye yük değil zenginliktir. Savaşarak ayrılamayan iki ulusun barışarak bütünleşmesi tek yoldur!’’ (1 Ağustos 2006)
‘’Kürt Meselesi’ni ya kendimiz proje üreterek, şartlarımızı zorlayarak, duygularımızı bastırarak halledeceğiz ya da ABD kuklalarının yapacakları dizayna rıza göstereceğiz’’ diye yazan Radikal’den Avni Özgürel ise şöyle devam ediyor: ‘’Kanımca çözüm arayışında ilk radikal adım Öcalan’la varılacak kapsamlı bir mutabakattır. Bu mutabakatın bir ayağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na tartışmasız saygı taahhüdüne mukabil Kürt asıllı vatandaşlara bireysel kültürel hakların tamamının eksiksiz şekilde sağlanacağı taahhüdüdür. Diğer ayağı ise şiddet eylemlerinin son bulması, örgüt saflarındaki herkesin Türkiye’ye dönmesinin sağlanmasıdır. MİT Müsteşarı gidip görüştüğüne, daha önce de çeşitli düzeylerde bazı temaslar yapıldığına göre gereken zemin oluşturulabilir. Ve bu, Barzani-Talabani ikilisiyle görüşmekten daha hayırlıdır...’’ (16 Ağustos 2006) Kuruluşundan bu yana Kürtleri inkar eden ve Kürt sorunu sürekli ‘imha ederek’ çözmeye çalışan Türk devletinin böylesi bir arayışın içinde olması önemlidir. Ardında hangi amaç yatıyorsa yatsın, riskleri, eksileri ve eksikleri bir yana devletin çözüm için hazırlanmaya başlamasını olumlu bir gelişme olarak görmek gerekiyor. Bunun ciddi ve samimi bir arayış olduğunun fark edilmesi halinde ise teşvik edilip desteklenmesi gerektiği inancındayım. Bir yargıya varmak için de henüz erken olduğunu söylemeliyim. Ayrıca devletin askeri alanda -son- bir hamle daha yapacağına dair işaretlerin çoğaldığını da belirtmeliyim.
Fakat, tüm bunlara rağmen, savaşın şiddetinin artırdığı bir dönemde sorunun çözümüne dönük olarak bazı arayışların dillendirilmiş olması önemlidir. Kürtleri bastırmaktan ve birbirine kırdırmaktan başka bir amacı olmamış devletin, ırkçı, inkarcı ve imhacı resmi politikasının dışına çıkmaya çalışması, en azından ‘ne yapabilirim’ diye yüksek sesle düşünmesi ve kendi içinde bile olsa tartışması bence dikkate alınmalıdır. Bu nedenle sorumluluk sahibi herkes bu tartışmaya katılmalı ve düşüncelerini açıkça ortaya koymalıdır.
Kişisel kanaatime göre, sorunu ‘Öcalan mı, Barzani mi?’ şeklinde koymak, bu iki ismi birbirine karşı konumlandırmak, art niyetli değilse bile sorunun bugün gelmiş olduğu aşamayı görmemek, ya da görmek istememek anlamına gelir. Bu da çözüme değil, çözümsüzlüğe hizmet eder.
Zira, bugün itibariyle Türkiye’nin Kürt sorunu Irak’ın Kürt sorunuyla içiçe geçmiştir. Kürdistan’ın kuzeyi ile güneyi artık birleşmiştir. Bölgenin ve Kürdistan’ın dengeleri değişmiştir. Bu gelişme Kürt siyasetini de etkilemiştir ve yıllardır birbiriyle savaşan Kürt partileri de yeni dönemde ortak bir stratejiye doğru evrilmiştir. Ne PKK bir kaç yıl öncesinin PKK’si, ne KDP bir kaç yıl öncesinin KDP’sidir. Kürtler bir bütün olarak bugün farklı bir yerdedir. Önce bunu görmek, kabul etmek; kuzeyi ve güneyiyle Kürtlerin iradesine saygı göstermek gerekmektedir.
PKK ve KDP birbirinin rakibi değil, müttefikidir. Bu yeni sürecin gerçekliğidir. PKK, ‘Barzani arabulucu olsun’, Barzani de, ‘Türkiye Kürt sorununu siyasal yöntemlerle çözsün’ derken bu gerçeklikten hareket etmektedir. Artık Öcalan’ın esaretini Kürtlere karşı kullanmanın ya da Barzani’ye baskı yaparak Kürtlere karşı bir sonuç almanın dönemi kapanmıştır.
Artık devir değişmiştir.
Kürtleri, Kürt parti ve liderlerini birbirine karşı kışkırtmanın ve savaştırmanın dönemi bitmiştir. O dönem kapanmış, o uğursuz günler geride kalmıştır. Ortadoğu’da statükonun darbelenmesiyle birlikte Kürtlerin önü açılmıştır. Yeni dönemde Kürtleri silah zoruyla bastırmak ve birbirlerine karşı kullanmak mümkün değildir. Bu tür beklenti içinde olanlar yanılacak, nesnel süreç tarafından mahkum edileceklerdir.
Öcalan ve Barzani’yi birbirinin karşısına dikmeye, ortak bir strateji etrafında birleşmeye doğru giden Kürtleri bölmeye artık kimsenin gücü yetmeyecektir. İster Öcalan, ister Barzani muhatap alınsın, böylesi bir süreç Kürtlerin demokratik iradesine saygıyla sona erecektir.
Öcalan’cı bir çözüm nihayetinde Barzani’yi de işin içine katmak ve onun da onayını almak durumundadır. Aynı şey Barzani’li bir çözüm için de geçerlidir. Barzani’yi muhatap alan bir politikanın gideceği yer de Öcalan’ı kapsamak ve onun da onayını almak olacaktır....
Öcalan mı, Barzani mi? Hangisi? Bu soruya Kürtlerin vereceği yanıt, ‘ikisi de’ olacaktır...
Politikalarını Kürtlerarası çelişki üzerine kurmuş olan Türkler kadar, yeni dönemi kavramakta yetersiz kalan ve Kürtlerarası çatışmadan medet uman Kürtlerin de bu gerçeği göz ardı etmemesi gerekir.
GÜNAY ASLAN, Özgür Politika
gunay_aslan@yahoo.de |