DELİL KARAKOÇAN
Bu yazıyı yazarken, her satırı beni zorluyor, parçalanmış çocuk/bebe cesetleri gözlerimin önünden gitmiyor; gözlerim doluyor, ağlıyorum. İlk değil bu. İlkini, “Biz Günahkarız, O Günahlarımızı Sırtladı” yazısını yazarken yaşamıştım. Yıllar önce bir komplo günüydü. Acısı hiç dinmedi. Hala içimde, hala çok derin… İkincisi; bir 12 Eylül gününde, karanlık bir zamanın, ölümcül bir darbenin yıldönümünde, kendine Türk İntikam Tugayı (TİT) diyen kontra güçlerin; adı Mizgin, Zilan, adı Şilan, adı Evin olan bebelerin canına kıydığı gün, kaleme aldığım bu yazı…
Öyle kalakaldım. Neden Zilan, neden Şilan, neden Mizgin…? Bir Ahmet KAYA türküsü ruhumu okuyor:
“Diyarbekir ortasında vurulmuş uzanırım/ Bu kurşun seslerini nerde olsa tanırım/Bu dağlarda gençliğim cayır cayır yanarken/Ay vurur gözyaşlarına, ben gecede kalırım/Ağlama sen ağlama kanlı bezler bağlama/Bu yangın söner bir gün ağlama Diyarbekir…”
* * *
Adı Mizgin… Adı Zilan…Adı Şilan… Adı Evin… Adı Abdullah…Adı… Adı…Adı… Barış ve güzellik duygusunun, insancıllığın, toplumsal mücadele azminin kan çiçekleri; çocuk yüzleri… Yoksul ama güzel Bağlar’ın, gözleri “kara üzüm habbesi” çocukları… Kendi olma kavgasını veren bir halkın gören gözü, gönlü, yüreği… Aslında umudu, Abdullahı, Evin’i, Evindar’ı…
Yine bir 12 Eylül gününde, kötülüğün ve karanlığın esiri olmuş bir Başbakan’ın yönettiği talihsiz bir ülkede paramparça edildiler…
Hiroşima değil burası, Diyarbakır. Diyarbakır’ın yoksul Bağlar’ı. Bağlar’ın, yoksul gözleri “kara üzüm habbesi” çocukları… Kuçelerinden, yoksul acılı semtlerden, köylerden Sur’lara, “belki bir gün” diye barışı, umudu taşıyan çocuklar…
Bu körpe bedenler, 12 Eylül’de, bu karanlık gecede ne düşlediler; belki şeker, belki sakız, belki başka bir şey bilinmez ama, düşlediklerini yaşayamadan paramparça öldürüldüler.
Livaneli geldi aklıma:
“Hiroşima’da öleli/Oluyor bir on yıl kadar/Yedi yaşında bir kızım/Büyümez ölü çocuklar/Saçlarım tutuştu önce/Gözlerim yandı kavruldu/Külüm havaya savruldu…”
* * *
Hiroşima’mı yakın Diyarbakır mı? Ya da hangisi daha uzak? Neden uzak! Sonra, “olayı TİT üstlendi” diye bir haber; ve bir resim: Bir bomba düzeneği resmi, altında da “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” yazısı…
“En iyi Kürt, ölü Kürt’tür”. Budur barışa yanıtları. Böyle yanıtladılar hep…Gözlerimizin içine baka baka söylediler birde. Okulda, sokakta, işyerinde… Zindanda, sorguda söylediler. Ve duvarlara büyük büyük yazdılar. Sevmediler, sahiplenmediler. Bu nedenle vurdular hep. İçerde vurdular, sokakta, okulda, fabrikada…
İkinci Şemdinli olayı bu ve üçüncü Susurluk… Kürtlerin ve Kürt sorununun dünya gündemine girdiği, tartışma ve görüşmelerin yapıldığı, barış ve ateşkes çağrıların yinelendiği, muhtemelen de olumlu karşılık bulacağı bir süreçte, ikinci büyük provokasyon, ikinci büyük Kürt katliamı.
Aslında tüm barışseverlere, çözüm isteyen ve bunun arayışında olan aydınlara, sanatçılara, yazarlara/çizerlere, sivil toplum örgütlerine, DTP’ye, Türkiyeli kardeşlere yönelik bir saldırıdır bu. JİTEM’in, itirafçı, kontr-gerilla elemanları bu nedenle Bölge’ye kaydırılmıştı zaten. Terörle Mücadele Yasası’nın nedeni de buydu.
“En iyi Kürt, ölü Kürt’tür” çünkü.
Oysa adları Jiyan, Hebun, Berxwadan… Oysa adları Evin, Adları Mizgin, adları Şilan, adları Zilan… Yani, yaşam, yani müjde, yani tutku, yani direniş, yani varlık, yani Abdullah… “En iyi Kürt Ölü Kürt”tü oysa!
Ölü Kürt! Öldürülmüş Kürt!
* * *
“İyi çocuklar” döktü bu kanı. Onlar bozdu sokakların sessizliğini… Devleti, derin devleti besledi Tim’i, JİTEM’i. O kurdu. O korudu. Bu nedenle çözmedi Susurluk’u, Şemdinli’yi, Yüksekova’yı; Kürde karşı ihtiyaç duydu.
Şuna inanırım ben: Bu devlet; itirafçısını, işbirlikçisini, kontrasını, kontr-gerillasını, hizbullahını, hizb-i kontrasını, timini, özel timini kusmadıkça karanlık kirli geçmişi ve bugünüyle yüzleşmedikçe/arınmadıkça BU KAN DURMAZ!, BARIŞ SAĞLANMAZ!
Çünkü çeteler tüketti insan kaynaklarını; sevgiyi, sevecenliği bitirdi. Çatışan ve çatıştıran anlayışın egemenliğine yol açtı, iktidar yaptı. Sağı da “sol”u da bu anlayışın içine çekti, yuttu.
Öyleyse kepenkler kapansın, perdeler insin, ışıklar sönsün. Tüm kent, tüm insanlık yasını tutsun kuçe’lerden burçlara çıkan barış çocuklarının, bebelerinin. Kavgasını versin birde; Zilan’lar, Evin’ler, Mizgin’ler, Şilan’lar; Ayşe’ler, Ahmetler, Oğuz’lar, Orkun’lar ölmesin.
DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu’nun sözleri az da olsa rahatlatmıştır acıyan yüreğimi:
“Olayı üstlenen TİT, derin devlet içerisinde çöreklenen bir örgüttür. Bütün dünyaya ilan ediyoruz. Hiçbir saldırı katliam barış isteminden bizi geri çevirmeyecektir. Diyarbakır’da 3 gün yas ilan ediyoruz. Türk halkına da çağrıda bulunuyorum. Kürtlere yapılan bu vahşete sessiz kalmasınlar. Bu saldırı Türk halkını da yapılmıştır. Cumartesi günü Dağkapı Meydanı’na olayın meydana geldiği yere kadar, sessiz yürüyüş yapılacaktır. Sessizliğimiz, sloganlarımız, bu vahşete karşı tepkimiz ve tavrımızdır. Dünya Diyarbakır’ın bu sessizliğini bu katliama karşı duruş olduğunu anlayacaktır. 3 günlük yasa herkes uymalı. Evlere işyerlerine siyah bayrak yakalara yazı ve barışı simgeleyen siyah ve beyaz kurdele takılmalı”
Yaşamını yitiren annelerin, güzel bebelerin yüreğinden yüreğinden öpüyor, yaralananlara sağlık diliyorum.
ÖzgurPolitika delil-karakocan@hotmail.com
|