Başlık bize ait değil. Hürriyet Gazetesi'nin önemli yazarı Enis Berberoğlu'na ait.
Yazı doğrudan PKK ve onunla 'mücadele' hakkında. Ancak, bu 'mücadele'den söz ederken, şu anda DTP'nin yaptığı ve belli ki, PKK'ye karşı silahlı mücadeleyi az sonra anlamsız kılacak olan 'ateşkes çağrısı'ndan tek söz etmemiş Berberoğlu. Yazısını 'Düşmanı tanımadan savaş kazanılmaz' gibi, ancak orduların Genelkurmay karargahlarında duvara asılabilecek bir özdeyişle süslemiş. Sonra da, kendince 'PKK ne istiyor?' sorusunu yanıtlamış.
PKK'nin ne istediği bu gazetenin okurlarınca bilindiği için, Berberoğlu'nun yazısının bu bölümünü analize gerek yok. Zaten yazının sonraki bölümleri şaşırtıcı bir üslupla, 'askeri alanda ukalalık izni' isteyerek sürüp gidiyor. Bu 'izni' almış olmalı ki, sonuçta alan savunması yerine 'nokta operasyonları' ile ve 'büyük kentlere dönük önleyici istihbarata odaklanma' ile PKK'ye karşı 'savaşın kazanılması' yolunu aydınlatıyor.
Ama asıl kritik cümleler sonra geliyor: 'PKK'nin yeni askeri taktikleri savaş coğrafyasını da değiştirdi. Artık dağdaki PKK'lı kadar, a) Sivil unsurları, b) Siyasi kanadı da ciddiye almak lazım.'
Bu sözleri nasıl yorumlamak gerekir? Örneğin, yine aynı yazıda 'terörle mücadele teröristle mücadeleden ibaret değildir' denirken, aynı zamanda 'sivil unsurlarla' ve 'siyasi kanatla' da mücadele etmeliyiz mi denmek isteniyor, yoksa, 'siz bir yandan dağdakilerle savaşırken, sivil unsurlarla ve siyasi kanatla da müzakere edin mi?' denmek isteniyor.
Öyle bir üslup kullanmış ki yazar, bu soruları boşlukta bırakmış.
Ancak...
Berberoğlu yazısında DTP'nin ateşkes çağrısından söz etmediğine ve buradan hareketle 'sivil unsurlarla' ve 'siyasi kadrolarla' müzakere talebinde bulunmadığına göre, 'savaş coğrafyasındaki değişiklikten' kastın, 'sivil unsurlara' ve 'siyasi kanada' karşı mücadelenin 'ciddiye alınması' olduğu sonucu akla geliyor.
İyi de...
Berberoğlu 'sivil unsurlara' ve 'siyasi kanada' karşı savaşın Diyarbakır'da patlatılan bombalarla Mizginlerin yaşamına son verdiğini ve Barışların yaşamını söndürdüğünü unutuyor mu?
Bugünkü 'gri' ortamda, herkesin içinden geçilen tehlikeleri hesaba katması ve bulanık ifadeler yerine açık, seçik konuşması gereklidir. Hürriyet Gazetesi'nin Diyarbakır'da patlayan bombaları, hiçbir ciddi soruşturmaya gerek duymadan PKK'ye malederek TİT ve benzeri terör örgütlerini perdelediği gerçeği ile birleşince, bu bulanık ifadelerin bir bomba gibi barışa zarar vereceği kolayca anlaşılıyor.
Şu karşıki dağda göç katar katar
Hürriyet'in üniforması içten giymeli muhabiri Fatih Çekirge, alemi sersem sanarak 'tuzak' raporları hazırlarken, Kürt halkı gerçek bir tuzakla karşı karşıya...
İnkar ve imha politikasıyla milyonlarca Kürdü kendi anayurtlarını terke zorlamak... Güney Kürdistan'a doğru iteklemek... Bölgede etnik arındırma operasyonuyla, Kürt sorununu da tıpkı Ermeni sorunu gibi, 'Misakı Milli' sınırları dışına ihraç ederek 'çözmek'...
Tuzak bu...
İşte ilk kafile yola çıktı bile... Şırnak ilinin Uludere kazasına bağlı Ortasu köylüleri 'insanlık namına hiçbir şey kalmadı burada. Ekmeğimizle oynadıkları gibi şimdi canımızı istiyorlar. Artık çocuklarımız ve eşlerimiz koruculuk yapmayacak. Jandarmalar 'ya bu silahı alırsınız, ya da bu diyarı terkedersiniz' şeklinde tehditlerde bulunuyor' dediler. Gazetemizin verdiği haber herkesin gözlerini dört açmasını gerektiriyor. Çünkü, bu gerekçelerle meydanda toplanan halka yöneltilen saldırı sonucunda üç kişi yaralanıyor ve korucular da içinde, köy halkı evlerini boşaltıp, Güney Kürdistan'a doğru yola çıkıyor...
Devletin yıllardır PKK'ye karşı Kürdü Kürde vurdurma politikasının sonucu örgütlenen 70-80 bin korucu, yüzbinlerce korucu ailesi şimdi adım adım kendilerine verilen bu kirli görevin alçaltıcı baskısından, Güney Kürdistan'ı kurtuluş sayma duygusuna doğru yöneliyor.
Göç.. Göçe zorlama, milyonlarca Ermeni'nin katledilmesiyle gerçekleştirilen etnik temizliğin, 'çağdaş' yöntemidir. Bu yöntemin teorisyenlerinin başında Gündüz Aktan geliyor. Aktan, Kürt 'doğurganlığını' Türkiye için bir 'milli felaket' sayan ırkçı anlayışın temsilciliğine soyunmuştur. O, vaktiyle şöyle yazmıştı:
'Asıl önemli sorun bölge nüfusunun Türkiye geneline oranla birkaç kat yüksek olması.
Bunda PKK'nın siyasi amaçlı çoğalma söyleminin etkisi var. Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt nüfusun bu artış hızıyla 2025'te ülkenin geri kalan nüfusuna eşit olacağı hesaplanıyor. İyimser tahminler Kürtlerin bu hedefe en geç 2035'te ulaşacağını gösteriyor.'
Aktan şöyle devam ediyor: 'Bu şartlar altında, felaket niteliğinde bir 'çözüm' ihtimali giderek gerçeklik kazanıyor.'
'Felaket'ten kastının ne olduğuna gelince, Aktan bunu defalarca açıkladı. Özellikle Amerikalı emekli bir subayın şu ünlü haritası üzerine yazdığı yazıda, 'siz haritaları değiştirmeye kalkarsanız, karşılığında etnik temizlik gündeme gelir' mealinde 'felaket' tablolarını bizzat çizdi. Şöyle de yazdı: 'Türk milletinin tahammülü de sona eriyor. Kendisiyle birlikte yaşamak istemeyen PKK/DTP'lilerin, onları destekleyen ve kentlerde hayatı yaşanamaz hale getiren saldırganların gitmesini isteme duygusu 'kritik kitle' oluşturma aşamasını tamamlıyor.' Bu cümledeki 'gitmesini isteme' sözleri, Kürtlerin önce metropollerden kovulması, ardından da Kürt illerinde, onun tabiriyle 'bozulan demografik' yapıyı 'düzeltmek' için, Kürt nüfusun peyder pey sınır dışına göçe zorlanması anlamına geldiğini, herhalde kanıtlamaya bile değmez.
Şimdi ilk kafileyle karşı karşıyayız.
DTP'nin ateşkes çağrısı, aynı zamanda anayurt topraklarında barışçı Kürt yaşamını savunma çağrısıdır.
'Aşiti Mizgin'
'Mizgin, 'müjde' demekmiş. Son 10 günde 2 Mizgin'in yaşadığı 2 felaket, Güneydoğu'da müjdelere hala ne kadar uzak olduğumuzu hatırlattı bize. Sakatlanan Barış'ı yaşatmak için, Kürdüyle Türküyle el ele vermenin tam zamanıdır şimdi...'
Milliyet'te Can Dündar, duygu yüklü yazısının sonunu bu satırlarla bitiriyor.
DTP'nin yaptığı ateşkes çağrısının mürekkebi kurumadan meydana gelen gelişmeler, Can Dündar'ı iyimser beklentilerden uzaklaştıran gerçekleri anlamıamıza olanak veriyor.
Diyarbakır'da patlayan bombaları, Özgür Halk ve Genç Bakış dergilerine yapılan baskınlar izliyor. Herkesin ateşkes çağrısına vereceği desteği merak ettiği bir sırada Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin bir kere daha uygulamaya konmasını, Van'ın Erciş kırsalında ordu birliklerinin taaruzu sonucu 6 HPG'linin ve iki TSK'linin can verdiği çatışmaların izlemesi ve herkes barış beklerken, yüzlerce Şırnak-Uludere-Ortasu köyü sakininin, 'asker baskısından' ötürü Güney Kürdistan'a göç kararı vermesi, 'Aşiti Mizgin'ini, yani 'Barış Müjdesini' bekleyen herkesi, tek taraflı ateşkes'ten huzur ve sükžn bekleyen aydınları haklı olarak hayal kırıklığına sürüklüyor.
Barış, elimizi uzatsak tutabileceğimiz kadar yakın, ve toprağa düşen her can için, bir ömür kadar uzak...
Ama artık acı çeken yüreklerin dilinden, kararlılığın, mücadele azminin saklı olduğu beynin sesine geçme zamanı geldi.
Ağlama, haykır!
'Aşiti Mizgin' o zaman kapıyı çalacak.
Hazırlayanlar: Muhittin Cemil - Ender Karadeniz
Özgür Gündem |