Basından Seçmeler: 'Küçük mermiler'in çocukları
Gönderen: berfin9 Tarih: 03.10.2006, 09:02:01 (675 okuma)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

ÖMER LEVENTOĞLU -ANF

ANKARA (03.10.2006)- Öteki mevsimlerin çocukları onlar. Öteki şehirlerin ve öteki kültürlerin... Öteki ekonomilerin, öteki sokakların ve öteki karanlık dehlizlerin çocukları... Tarlalarda, sokaklarda yaşıyor kimisi, kimisinin gövdesi sanayinin çarpılmış çarklarında eriyor. Eğitim alamıyor bazısı, polis kurşunu geliyor bazılarının bedenine. Mayına basıyor kimisi, kimi mendil satıyor, mayın kokulu mendiller. Oysa herkesin, her sıfatın, her konumun ve her kurumun bir günü olduğu için onların da bir günü var: “Dünya Çocuk Günü”

“Onların Günü”nde hatırlıyoruz onları... Yuvalarda, sokaklarda, tarlalarda, okullarda ya da eğitimde tartıyoruz haklarını.

Sözleşmeler yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, kurumlar sorgulanıyor, ama yaşamın dehşeti onların üzerinden geçiyor buldozer gibi. Kapitalizmin, ekonomilerin, yampiri aile kurumlarının, karakolların, kârın ve borsa trendlerinin arkasından uzatıyorlar kafalarını bize. Efil efil gözleri, küçük, beceriksiz elleri, şaşkın yüzleriyle, sömürünün milyon çeşidiyle iç içe bakıyorlar...

Dünya Çocuk Günü nedeniyle yayımlanan raporlar onlardan söz ediyor. Birer rakam oluyorlar raporların içinde... Milyon, yüz bin, on bin, bin... Raporlar yazmıyor fakat: Bir polis kurşunu, 6 yaşındaki taze bir bedende nasıl paralanır? 12 yaşında 13 kurşun yiyen bir çocuğun toprağa düşmüş cüssesinde nasıl boşluklar, hangi tarihsel kötürümlüklerin delilleri yatar?

Afrika’nın, Asya’nın, Ortadoğu’nun, İstanbul’un, Aydın’ın, Adana’nın, Diyarbakır’ın çocukları. Hele de Diyarbakır’ın. Hele de Mardin’in. Mardin’in okuyamayan, “yaşayamayan” çocukları. Kaç çocuk ıslah evlerinde gördüğü zulümlerle kuruyor yaşamını, kaçı kurtarıyor paçayı kim bilir? Kaçı kapkaççı, kaçı yan kesici, kaçı sokakta ölen çocuk haberlerinin nesnesi oluyor? Kaçı mayınla, kaçı kurşunla, kaçı Çukurova’nın tarlalarında, kaçı İstanbul’un inşaatlarında, kaçı Adapazarı’nın, Konya’nın linççilerinin öfkesinde, kaçı mendilde, suda, simitte, balide ve banka hisarlarının korunaklı duvarlarının dibinde tükeniyor?

Dünyanın ve bizim öteki çocuklarımızın hikayesi bambaşkadır. Raporlarda, istatistiklerde de yer alırlar ama çok az anlatır rakamlar onların gerçeğini. Sanayi sitesinde 12 saat çalışan bir çocuğun sabah nasıl uykulu uykulu işe gittiğini, iş çıkışı nasıl tükenik bir beden ve ruhla kendini yumuşak bir döşeğin üzerine atma isteğini anlatamaz. Oysa sadece Türkiye’de on sekiz yaşına kadar olan çocukların yüzde 25’i yoksul olarak yaşıyor ve bunların tamamına yakını “eli iş tuttuğunda” çalışmaya başlıyor. Kim bilir Nazım Hikmet’in söylediği gibi "Kaat helvası yesem her gün" diye düşünüyor 5 yaşında, "Mektebe gitsem" diye düşünüyor 10 yaşında, "Babamın bıçakcı dükkanından akşam ezanından önce çıksam" diye düşünüyor11 yaşında, "Sarı iskarpinlerim olsa kızlar bana baksalar" diye düşünüyor 15 yaşında, "Babam neden kapattı dükkânını? Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına" diye düşünüyor 16 yaşında, "Gündeliğim artar mı?" diye düşünüyor 20 yaşında. Ve "Babam ellisinde öldü, ben de böyle tez mi öleceğim?" diye düşünerek tükeniyor yaşamı.

ÇALIŞMANIN YAŞI MI OLURMUŞ!

Çünkü Türkiye Çocuk Vakfı’nın verilerine göre her beş çocuktan biri sosyal güvenceden yararlanmaksızın çalışıyor. Çünkü Türkiye’de, pratik olarak asgari çalışma yaşı uygulanmıyor. En fazla çocuk, tarım sektöründe ve küçük işletmelerde çalışıyor. Özellikle yaz aylarında tarımda ve yılın her mevsiminde küçük sanayi sitelerinde çocuklar günlük 12 saatten fazla çalışmak zorunda kalıyorlar. Çünkü Türkiye’de, çocukların yoksulluğunu önlemeyi amaçlayan herhangi bir sosyal güvenlik programı yoktur. Çünkü çocuklar için böyle bir program uygulanması için ailelere yönelik, yani genel bir sosyal programa ihtiyaç vardır, oysa böyle bir şey Türkiye’de hiç olmadı.

Vakfın ortaya koyduğu bu veriler ve tespitler, sadece genel değinmeleri içeriyor. Halbuki şeytanın gizlendiği ayrıntıdaki trajedi çocuklar için daha yakıcı, tüyler ürpertici bir manzarayı tarif ediyor. Özellikle tarımda çocuk emeğinin kullanımıyla ilgili sosyal kurumların tespitleri, bu çocukların hiçbir şekilde eğitimlerine devam edemediklerini, yazın başından itibaren okullarını terk edip, güzün okullar açıldıktan aylarca sonra deftere kaleme ulaşabildiklerini içermiyor. Bu şekildeki çocukların sayıları hiç de az değil ve sadece Çukurova bölgesine gelen yaklaşık 300 bin kişilik tarım işçisinin en az 70 ila 80 bin arasında çocuğu bu haklardan mahrum olarak “büyüyor.”

6 MİLYON ÇOCUK ÇALIŞMAYA ZORLANIYOR

Ama bu şekilde olsa bile “yaşama şansını” yakalayamayanlar hesap dışı tutuluyor. Yine aynı vakfın araştırmasına göre Türkiye’de her bin bebeğin 37’si, dünyaya geldikten çok kısa bir süre sonra ölüyor. Ölmeyen akranlarını yaşamın çilesine uğurlayarak... Çünkü onların akranları, yoksul sınıf kardeşlerinden tamı tamına 6 milyon çocuk, çalışmaya zorlanıyor ya da aynı anlama gelmek üzere, aile ve çevre koşullarının dramatik fukaralığı yüzünden çalışmak zorunda kalıyor. Türkiye’deki ortalama kent büyüklükleri dikkate alındığında neredeyse 10 kentten daha kalabalık bir çocuk nüfusu, durmadan dinlenmeden çalıştırılıyor.

Düşünün Erzurum, Erzincan, Van, Muş, Antep, Urfa, Bingöl, Elazığ, Muğla, Aydın, Çorum, Sivas’ta, nüfusun tamamı çocuk ve tamamı çalıştırılıyor. İşte Türkiye’nin “çocuk hakları”ndan söz eden muktedirlerinin gerçek manzarası aslında bu. İstatistik olarak sadece birer rakam şeklinde ifade edilen “çalışan çocuk” gerçeği böyle bir dram olarak sürüp gidiyor hayatımızda. Üstelik sağlığa zararlı işlerde çalışan çocukların oranı yüzde 60’ın üzerine çıkıyor. Tamircide, çiftlikte, ev işinde, sanayide, arazide, hayvancılıkta, ağır sanayi sektöründe ya da rutubetli bodrum katlarındaki küçük atölyelerde çalıştırılan bu çocukların disiplinli olmayanları ya da aile bağları nedeniyle barınma sorunu yaşayanları da cabası. Bu şekilde sokakta yaşayan çocukların sayısının 6 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. İzmir ve Ankara sokaklarında çocuklarla yapılan alan araştırmalarının sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırarak özetleyen veriler, şunu gösteriyor: Çoğu ergenlik öncesi ya da ergenliğin ilk dönemindeki çocuklar Ankara’da yüzde 57, İzmir’de ise yüzde 46 oranında bulunuyor. Her iki kentte de 8-10 yaşları arasındaki çocukların çoğunluğu sokaklarda çalışıyor. Yine iki kentte de çocukların yüzde 15 kadarı sokakta çalışmaya sekiz yaşından daha küçükken başlıyorlar.

Ama sokaklarda yaşamasa da, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların sayısı da tüyler ürpertiyor. Çalışan 6 milyon çocuğun yüzde 30’u okula gidemiyor, ama bunun yanı sıra 1 milyon çocuk da tamamen barınmaya ve korumaya muhtaç bir şekilde hayata tutunuyorlar. Ama bu çocuklar bir devletin bünyesinde, güvencesinde yaşıyorlar diye düşünebiliriz. Devletin kurumları, sosyal yasaları, kuralları ve televizyonlara çıkıp konuşan yöneticileri olduğuna göre bunların bakımının da devlet tarafından sağlanıyor olması gerekir. Oysa hiç de öyle değil. Aynı vakfın verileri, açık bir veri olarak ortada duran 1 milyon bakıma muhtaç çocuğun devlet tarafından bakımı sağlanan kısmı sadece 17 bin. Yani sosyal devlet, bu çocukların sadece yüzde 1.7’sine bakıyor.

SANIK AYAĞA KALK!..

Ama devletin hukuku var gene de. Çocukların korunmasını sağlamasa da onları yargılayabiliyor devlet. Böylece Türkiye’de işkence görenlerin yüzde 10’unu çocuklar oluştururken, her yıl sanık sandalyesine 30 bin çocuk çıkıyor. Bu çocukların büyük bir çoğunluğu ıslah evlerine tıkıştırılıyor ve burada gördükleri, taciz, işkence ve benzeri şiddet olayları nedeniyle onlar artık toplumun dışladığı, bünyesinden attığı, suçlu ilan ettiği ve mahkum ettiği marjinal varlıklar olarak suç sektörünün birer aktörü haline geliyorlar. BM için hazırlanan raporlar, bu çocuklar içerisinde intihar vakalarında da son yıllarda önemli artışlar gözleniyor.

Fakat çocuklar, sadece suç işlemiyorlar, aynı zamanda emniyet kayıtlarına giren suçların mağdurları oluyorlar. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan suç istatistiklerine göre, 2005 yılında meydana gelen 487 bin 762 suçun 56 bin 675’i çocuklar tarafından işlendi. 35 bin 309 çocuk ise işlenen suçların mağduru oldu. Son yıllarda artan kapkaççılık olaylarında da çocuklar mağdur. Geçtiğimiz yıl sadece İstanbul Asayiş Şubesi’nin yetki alanında gasp suçundan 4 bin 584 kişi, kapkaç suçundan ise bin 740 kişi gözaltına alındı. Bunlar adliyelere sevk edilerek “sanık çocuklar” oldular.

KARAKOLDA ŞİDDET VAR!..

Polis karakollarında yaşanan şiddet olayları, her zaman devletin hukuk üstünlüğü kavramıyla örtbas edilse de, uluslararası gözlemciler bu dehşeti raporlarına taşıyorlar. ICC- Birleşmiş Milletler Çocuğa karşı Şiddet Küresel Araştırması bağımsız uzmanı Paulo Sérgio Pinheiro, BM’ye sunduğu raporunda özellikle bu konu üzerinde duruyor ve Pinheiro’nun önümüzdeki hafta, yani 11 Ekim’de Birleşmiş milletler Genel Kurulu’nun 61’inci oturumunda görüşülecek olan raporunda, özellikle çocuğa karşı şiddetin aile içinde, okullarda, alternatif bakım kurumlarında ve gözaltı kurumlarında, çocukların çalıştığı yer ve ortamlarda yapıldığını açığa çıkartıyor.

SAVAŞLAR ÇOCUKLARI VURUYOR

İşte bu çocuklar, bizim çocuklarımız. İHD’nin verilerine göre son 10 yıl içerisinde meydana gelen savaşlarda ölen 2 milyon çocuk. Sakatlanan 4 milyondan fazla çocuk. Bizim çocuklarımız. Evsiz kalan 12 milyon, ailesini kaybeden 1 milyon çocuk. Bu çocuklar içerisinde mayına basanları, şarapnel parçalarına denk gelenleri, asker ya da polis kurşunuyla yığılıp ölenleri var. Ve kalanların içerisinde 10 milyonu psikolojik travmaya maruz kaldılar. Mardin’de vuruldular, Diyarbakır’da vuruldular. İstanbul’da kapkaççılık yaptırılıyor, İzmir’in, İstanbul’un sokaklarında bali çekip soğuk inşaat köşelerinde geceliyor, inşaatlarda, atölyelerde çalıştırılıyorlar.

Biz yazıyoruz ama onlar okumuyor.

..

ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Öcalan: Devlet kendi Kürdünü yaratıyor
· HPG: 2008 YILI SAVAŞ BİLANÇOSU
· HPG ANAKARAGAH KOMUTANLIĞI AÇIKLAMASI
· Kemal Pir’in yayınlanmayan fotoğrafları -Özel
· Kandil, Gazze benzetmesi AB başsözcüsünü zorda bıraktı
· Rojaciwan "Özgürlük Daglarinda" Bölüm 1
· Meclis'te Kürtçe'ye hakaret! 'Bilinmeyen dil'di bu kez üç nokta oldu
· Baydemir: Türkiye Gazze saldırısından haberdardı
· Askeri helikopterler köy taradı, yaralılar var
· Türk savaş uçakları Kandil'i bombalıyor

Basından Seçmeler
· TRT ŞEŞ VE SAHTE KÜRT AYDINLARI: Unutanlara hatırlatılır
· 2009'a Girerken Halimiz, Ahvalimiz.../FERHAT Tunç
· ARD: Kürtler TRT 6'ya ilgi göstermedi
· 2008 Türk dış politikasında itibar kaybı yaşandı
· Aydınlar konuşuyor: Kürtçe TRT bir asimilasyon projesidir
· Bizde buna derler ki: ''……'' (*)
· Kürt yönetimi: PKK için İran ve Türkiye ile temastayız
· Hayatları söndüren operasyon: 19 Aralık
· Çatı partisi için ilk toplantı yarın
· Aygan: Cesetler Cizre-Silopi arasındaki kuyularda

© Rojaciwan.com