Küreselleşme, enformasyon denilen bilgilenme sürecini dünya ölçeğinde yaygınlaştırdıkça siyasetin ve siyasetçinin de işlevini değiştiriyor. Ama değişime kulaklarını tıkayarak yaşamanın mümkün olduğunu sanan bizim gibi ülkelerde, gerekli yasal düzenlemeler yapılamadığı için siyaset alanıyla ilgili bu değişim de tam olarak yaşanamıyor. Bu nedenle de siyaset alanındaki siyasetçi tipi de siyaset yapma tarzı da geçmiştekinden çok fazla farklılaşmış olamıyor. Hep bildiğimiz tür insanlar hep bildiğimiz teraneleri okuyup duruyor. Bırakın dünyanın nerelere doğru gitmekte olduğunu sezip kendi toplumuna yön vermeye çalışmayı, çoğu kendi toplumlarındaki değişimi dahi okuyamıyor. O nedenle de bizim gibi ülkelerde değişimin en fazla önünü bu türden siyasetçiler kesiyor.
Son yıllarda iş dünyasının da, üniversitelerin de, 'strateji' kavramına yeni bir keşifmiş gibi sarılmaları siyasetin işlevinin de nasıl değişmiş olduğunu gösteriyor. Strateji kavramının öneminin artması, insanın da, şirketlerin de, ülkelerin de karmaşık ve rekabetçi bir dünyada başarı olabilmelerinin büyük ölçüde kendilerine bağlı olduğunun anlaşılması yatıyor. Hani o spor dehası sayılıp ikide bir 'Başardık, çünkü inandık' gibisinden laflar etmeyi seven, genellikle sinirli ve gergin bir spor büyüğümüz gibi bir laf etmeye çalışmıyorum burada. 'İnanmaktan' çok, 'istemekten' söz ediyorum. Bir şeyin olmasını istemekten. İnsanların da, şirketlerin de, ülkelerin de nasıl bir geleceğe yönelecekleri, büyük ölçüde 'nasıl bir gelecek istediklerine' çok yakından bağlı. Daha açık söyleyeyim. İnsanların, şirketlerin, ülkelerin 'nasıl bir geleceğe sahip olacakları', yalnızca sahip oldukları kaynaklara değil, en az bu kaynaklar kadar önemli 'nasıl bir gelecek kurmak istediklerine' de bağlı. İşte bu nedenledir ki günümüzde 'strateji' kavramı işletmeler için, 'siyaset' kavramını da ülkeler için vazgeçilmez birer konu haline gelmiş durumda. Siyasetin, toplumun geleceğini belirlemede bu denli önemli olmaya başladığı bir dönemde, muhalefet liderinin, yani kendini ülkeyi yönetebilecek yetkinlikte gören bir siyasetçinin içinde bulunduğu aymazlığı görüp de yazıyorum bunları. Kürt sorunu denilen sorunu yalnızca bir terör sorunu olarak görüp, örneklerini de bir savaşla ilgili verebilmesine ne demeli bilmiyorum. Ama açık olan bir şey varsa, o da, Kürt sorununu yalnızca bir terör sorunu olarak görmenin, Kürt sorunun bir terör sorunu olarak kalması olasılığını artıracağı. Oysa Kürt sorunu diye bir sorun varsa ve bu sorun çözülemediği için hemen her gün insanlar ölüyorsa, hemen her gün ülkenin kıt olan kaynakları boşuna harcanıyorsa, ülkenin enerjisi, yaşam isteği her geçen gün azalıyorsa, siyasetçiler bilmelidirler ki bu sorun çözülmeden toplumun daha ileriye gitmesi mümkün değil. O nedenle de bugünün Türkiye'sinin siyasetçisi, toplumun huzurunu bozan, kaynaklarının heba olmasına neden olan bu sorunu çözmeyi her şeyden ve herkesten çok 'istemeli', toplumun önüne bu yönde tartışılacak fikirler getirmeli. Oysa Türkiye bugün hâlâ, çatışmalardan ve korkudan medet uman siyasetçilerin olduğu bir ülke. Onlar için toplumun 'nasıl bir gelecek kurmak istediği'nin önemi yok. Sizleri bilmem ama ben bu siyaset tarzından bir hayli sıkıldım. Çatışma yerine uzlaşmayı, korku yerine umudu koymayı düşünecek hiçbir siyasetçi yok mu bu ülkede?
Radikal 28/10/2006 |