Basından Seçmeler: SELAHATTİN ERDEM: Olaylar
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 13.11.2006, 16:10:01 (564 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Ecevit öldü. Ardından övgü dolu sözler söylendi. Görkemli bir devlet töreni ile de toprağa verildi.

Ecevit 20. yüzyıl solculuğu içinde kendine has yeri olan bir kişilikti. Dönemin özelliği gereği milliyetçiliği aşamadı. Dolayısıyla solculuğu ulus devlet yapısı içinde ancak onu savunur bir düzeyde kaldı. Son dönemlerde milliyetçi yanı daha da çok öne çıktı. Sonun da iyi bir devlet adamı olarak devlet mezarlığında toprağa verildi. Yani Türkiye toplumunda değiştirici yönü çok fazla olmadı. Bizim kuşağın, yani 70’li yıllar solcularının Ecevit’ten etkilenmeyeni hemen hemen yoktur. Elbette her şeyi Ecevit etkilemedi ve yönlendirmedi. Dünyadaki gelişmelerin Çin, Vietnam ve Küba devrimlerinin 1968 devrimci gençlik hareketinin çok canlı etkisi vardı. Türkiye’de yaşanan sosyo-ekonomik gelişmeler yeni ve halkçı fikirlere ihtiyaç duyuyordu. En önemlisi de 1971 devrimci gençlik çıkışı yönlendirici bir miras yaratmayı başarmıştı. Bunlarla birlikte Ecevit’in “orta sol” çıkışının da sol hareketin gelişimi üzerinde genel bir etkisi olmuştur.

Bir röportajında Ecevit tarihte askeri darbeler karşısındaki tutumu ile anılma istendiğini söylemişti. Kuşkusuz askeri darbeler karşısında belli bir tutumu olmuştur. Ancak tarihin onu idama karşı ve Türkiye’de idamı yasalardan çıkaran lider olarak anma olasılığı daha güçlüdür. Bu yönü ile toplum da onu anacaktır. Geçen hafta Türkiye bir yandan Ecevit’i tartışırken diğer yandan Amerika’da 7 Kasım’da yapılan seçim sonuçlarını da tartıştı. Çünkü 7 Kasım seçiminin sonucu Amerika’nın içi için olduğu kadar Ortadoğu ve dünya açısından da önemli olmuştur. Seçimde demokratlar net bir başarı kazanırken Cumhuriyetçiler yenilgiye uğramıştır. Bu sonucun Irak politikalarından kaynaklandığı kabul edilerek seçim ardından ABD Savunma Bakanı istifa etmiş, değişiklik gündeme gelmiştir.

Cumhuriyetçilerin böyle erken kaybetmesine yol açan temel nedenler nelerdir? Mevcut sonuçların Ortadoğu üzerindeki olası etkileri neler olabilir? Çok kısa da olsa bu konular üzerinde durmak yararlı olacaktır.

Bir kere Bush yönetiminin erken kaybetmesine yol açan esas etkenin, izlediği Irak politikası olduğunu herkes kabul etmektedir. Peki, Bush yönetimi Irak politikasında ne tür hatalar yapmıştır? Her şeyden önce ABD durup dururken Irak’a askeri müdahalede bulunmuştur. Askeri müdahale gerekçesi olarak öne sürdüğü “Saddam yönetiminin kimyasal silah ürettiği ve El Kaide’ye destek verdiği” savlarını doğrulayamamıştır. Yine AB’nin bile desteğini almadan yalnız başına savaş içinde girmiştir. Bu nedenle Savunma Bakanı Ramsfeld’in iddiasının aksine ABD müdahalesinin birinci aşaması da çok fazla başarılı olmamıştır. ABD silah üstünlüğüne dayanarak Saddam yönetimini askeri açıdan devirmeyi başarmıştır.

ABD’nin Irak müdahalesinin daha sonraki süreci ise çok daha karmaşık ve zorlu geçmiştir. Saddam yönetimini silah gücü ile deviren ABD aynı silah gücü ile Irak üzerinde askeri hakimiyet kuramamıştır. Diğer yandan ABD’nin Irak müdahalesinin gerçekte bir bölgesel müdahale, Ortadoğu’ya yapılan bir müdahale olduğunu herkes kabul etmesine rağmen ABD başlattığı müdahaleyi bölgeye yayamamış, bundan korkmuş, sonuçta Irak’a çakılıp kalmıştır.

Demek ki ABD Ortadoğu’nun siyasal ve sosyal gerçeğini doğru değerlendirememiştir. Irak’ı Ortadoğu’nun siyasal ve sosyal bütünlüğünden kopuk ele almıştır. Bu durum Bush yönetiminin en temel yanlışıydı. Bu nedenle üç buçuk yıldır Irak dışına taşamadı, bundan korktu, ürktü. Halbuki Ortadoğu Amerika’ya veya başka bir yere benzemez. Bu nedenle Bush yönetimi ya böyle bir müdahaleye girişmeyecekti ya da müdahaleye girişirse hiç duraksamadan ve neye mal olsa da müdahaleyi bölgeye yayacaktı. Bu durumda belki başarılı olabilirdi. Ancak Irak’tan çıkamayan müdahalenin başarı şansı olmayacağı baştan belliydi. Şimdi gerçekleşen de bu oldu.

Mevcut seçim sonuçlarının ABD yönetimindeki kararsız ve ürkek duruşu arttıracağı kesindir. Yürütme ile yasama çelişkili olacak, birbirini dengeleyecek, ABD’nin karar gücünü zayıflatacaktır. Kısaca El Kaide şimdi Cumhuriyetçi radikalizmin sonuna gelinmiştir. Bunun 2007 yılı sonunda gerçekleşeceği beklenirken bu biçimde bir yıl erken ortaya çıkmıştır. ABD yönetiminde yaşanacak çelişkili ve kararsız duruşun dünya siyaseti üzerindeki etkisi fazla olacaktır. Bu durum en çok da Ortadoğu politikalarını etkileyecektir. Nitekim Başkan Bush seçim sonrası açıklamalarda “Irak için önerilere açık olduğunu” ilan etmiştir. Amerika’da “ordunun Irak’tan çekilmesi” hususu ciddi bir biçimde tartışılmaktadır. Kuşkusuz Irak’tan çekilmek ABD için bir yenilgi olacaktır, Vietnam’ı da aşan bir yenilgi. Sadece ABD içinde değil, Küresel sermaye sistemi açısından da ciddi bir yenilgi anlamına gelecektir.

O halde sermaye düzeni bu sonucu kabul edebilir mi? Eğer etmezse o zaman Irak çıkmazından ABD nasıl çıkarılacak ve sermaye düzeninin egemenliği geliştirilecektir?

Bunun için bir yol ABD yönetiminde cumhuriyetçilerle demokratları orta bir programda uzlaştırmak ve yönetimi işler kılmaktır. Yani Almanya’da olduğu gibi “büyük koalisyon”… Bush ve diğer liderler şimdiden bunun sinyalini veriyorlar. Bunun için bir diğer yol Kürtleri de içine alacak şekilde ABD-Irak-Türkiye üçlü ittifakını yaratmaktır. Gerçi bu yol biraz eskimiş durumdadır. Çünkü bir süredir Bush yönetimi Ortadoğu’da yaşadığı tıkanıklığı aşmak için bu yolu inşa etmeye çalışıyordu. Şimdi seçimler ardından bu yol ABD’yi Ortadoğu’da ne kadar başarılı kılabilir? Belki içeriğini biraz değiştirerek yeni ABD yönetimi bu yoldan yürüme çabasını sürdürebilir. Bunlar olmazsa üçüncü ihtimal olarak herhalde AB, Amerika’nın yardımına koşacaktır. Öyle ya Bush yönetiminin yenilmesi olabilir de Küresel sermaye sisteminin yenilgisi Avrupa tarafından herhalde kabul edilemez. Bu temelde yeni bir ABD-AB ittifakı gündeme gelebilir. Kısaca görülüyor ki Ortadoğu da despotik ulus devlet sistemi işlemiyor. Ancak ABD’ye umut bağlamış olanların da işleri çok zor.

Geçen hafta ABD’de söz konusu seçim yaşanırken, AB de “Türkiye ilerleme raporunu” yayınladı. Bu rapor da tartışılıyor ve biraz daha tartışılacağa benziyor. AB raporunun özü şu: Türkiye zordadır, biraz daha bastırırsak Kıbrıs ve ekonomi alanlarında biraz daha çok taviz alırız. Bunun için Kürt’ten bahset, böylece Türkiye’yi hem tehdit et hem de mesaj ver. Kürt sorununu çözümü üzerine ciddi bir şey söylemeyerek Kürt’te hayal kırıklığı yarat. AB raporu Avrupa’nın geleneksel Türk-Kürt çelişkisinden yararlanma politikasını aşmadağını gösteriyor. Bu politika Türkün de Kürdün de çıkarını gözetmiyor, sadece Avrupa’nın çıkarını gözetiyor. Bu nedenle Türkiye’de Kürtler de rapordan memnun olmamıştır. Sadece Avrupa cephesinde yeni bir şeyin olmadığı bir kez daha görülmüştür.

Demek ki sadece ABD’ye umut bağlamış olanların değil AB’ye umut bağlamış olanların da işleri çok zordur. Bu nedenle Türkiye için de, Kürtler için de çare dışarıda değil kendilerindedir. Sadece kendi öz güçleri, halkların gücü ve demokratikleşme yaşanan sorunlara çözüm getirebilir.

Kaynak: Özgür Politika

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Diyarbakır'da polis ölu sayisi 5 yükseldi
· HPG: Diyarbakır’da 5 asker öldürüldü
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· YJA Star: Komplonun intikamını mutlaka alacağız
· Diyarbakır'daki saldırı sonrası ev baskınları
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Almanya’dan ROJ TV itirafı!
· Diyarbakır'da ölü sayısı 6'ya yükseldi
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· HPG'li Tepe ve Bor'un cenazeleri ailelerine verildi

Basından Seçmeler
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?
· Ragıp Duran: Kapışma medya mülkiyet ilişkilerini gösterdi
· AKP'nin programında Kürt inkarı

© Rojaciwan.com