Gönderen: Cudibotan Tarih: 15.11.2006, 19:01:53 (671 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
Öcalan’ın, insan duyarlılığı ve öngörüsüyle ortaya çıkan ateşkes; pratik sonuçları bakımından değil ama anlayış ve yaklaşım bakımından daha bugünden süreci etkilemiş gibi…
Kanımca burada en önemlisi, çözüm arayışının iç dinamiklere oturtulmuş olmasıdır. Bilindiği gibi, Kürt hareketinin yaşadığı 2003/4 krizi, ABD’nin Irak işgali sonrasında ortaya çıkan yeni konjonktürel durum; Kürtler arasında öz iradeyi dışlayan, çözümü dışta arayan, dış dinamikleri esas alan bir yaklaşımın gelişmesine yol açmıştı. Güney’de (Kuzey Irak’ta) ortaya çıkan Kürt oluşumu, Avrupa Birliği ve ABD faktörü adeta “belirleyici” hale gelmişti. Bu da iş dinamiklerle değil, dış güçlerle politika yapan, çözümü dışta arayan, demokratik çözüm iradesini zayıflatan eğilimleri güçlendirmişti.
Ateşkes, bu çarpık yanılgılı yaklaşımı sarstı ve başta Kürtler, Türkiye dinamiklerini (iç dinamikleri) uyararak hareketlendirdi.
* * *
Ateşkes sürecinin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri bu. Bir diğeri, iç hareketlenmeye bağlı olarak, siyasal ve sosyal güçlerin sorunun neresinde durduklarını ve ne yapmak istediklerini açığa vurduğu, böyle bir süreci başlattığıdır. Ağar da bu gerçeğin ürünüdür. “Bu süreç (ateşkes) kesintisiz devam etmelidir” sözü de gücünü buradan almıştır.
Ancak tartışmaların yetersiz olduğunu, inisiyatif alacak demokratik bir iradenin henüz oluşmadığını/tam açığa çıkmadığını da belirtmek gerekir. Kürtler, ateşkesi içine sindirmiştir, genelinde kabul görmüştür. Ancak, etkin, işler bir yol haritasını da oluşturmuş değildir. Toparlanmaya, süreci tartışarak iç dinamiklerle buluşmaya ihtiyaç vardır.
Türkiye solu ve demokrasi güçleri ise genellikle atıl ve kayıtsızdır. İnisiyatif almış, iradesini açığa çıkarmış değildir. Formülasyonları, çözüm önerileri yok gibidir. İçe dönük, dar dogmatik yapıları, ulus-devleti aşmayan sosyalizm anlayışları, daha gerçekçi, güncel ve çözüme yatkın politikalar üretmelerini engellemiştir.
Hatta denebilir ki, liberal burjuva çevrelerdeki hareketlenme, alternatif arayışlar çok daha fazladır. Bunu giderek siyasal bir güce/eğilime dönüştürme refleksleri vardır.
Farklı bir tartışmadır, ancak uyarıcılık açısından belirtmek yerinde olur: İnisiyatif almaz, çözüm üretemezlerse sol biter. Roller karışır, liberal sağ, sol ile yer değiştirmiş olur. Ağar’ın, bugünden daha iyi bir “arayüz” oluşturmaya başladığını, hatta giderek taban bulduğunu belirmek yanlış olmayacaktır.
* * *
Burada en gerçekçi formülasyon “Türkiyelilik”tir. Demokratik çözüm iradesi de bu formülasyondan çıkacaktır.
“Öcalan farkı” da burada kendini gösterir. Öcalan’ın önerdiği barış konferansı ve bu konferansın da çözüm iradesinin oluşumunda önemli bir adım sayması, yine; “hakikatleri araştırma ve adalet komisyonu” gibi önermeleri, ayrıca, “devleti savunmayan ve doğrudan devlet yanlısı olmayan” tüm kurum, güç ve bireylerin bir araya gelerek birlik oluşturmalarını önermesi; “demokratik değişim ve çözüm için öncelikler” sıralamasının nasıl olması gerektiğini de gösteriyor bize…
Aydınların, demokratik güç ve çevrelerin; özünde ayrışık, problemli oldukları, “Türkiyelilik” gibi ortak payda oluşturamadıkları, derin ideolojik ayrılıklar ve politik-kültürel çelişmeler ortamında parçalara ayrılarak uzaklaştıkları, birbirlerini ittikleri gerçeği, bu aktüel acil öneriyi daha da önemli kılmış, öncelemiştir.
Kapsamlı organize bir “barış konferansı”nın, demokratik birlik ve iradeleşmenin ana basamağı olduğu, inisiyatiflerin de bu aralıkta oluşacağı unutulmazsa süreç, devrimsel gelişmelere aday demektir. Umutluyuz.
“Türk ve Kürt” demiyorum, Türkiye” diyorum; Türkiye demokrasi güçleri, aydınları, ilericileri, ezilenleri, istismar edilenleri, barıştan, adaletten yana olan bireyleri, kısacası devlet ve şiddet yanlısı olmayan tüm kesimler ateşkes zemininde buluşmayı başarabilirlerse “çözüm yakındır”.
delil-karakocan@hotmail.com
|
|
|
|
|