Gönderen: Rojaciwan Tarih: 18.11.2006, 00:31:54 (2474 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
İSTANBUL (17.11.2006)- CHP lideri Deniz Baykal'ı eleştiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 'Ona sıradan yaklaşmamak lazım, tehlikelidir. Özel görevli olduğunu düşünüyorum. Menderes'e attığı tokadı unutmamak lazım' dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ateşkes sürecinin sağlıklı yürümediğini vurgulayarak, "Uygulamaların barışa hizmet etmediği açık. Operasyonlar da devam ediyor. Bunun bir oyun olma ihtimali her zaman var" diye konuştu.
1 Ekim tarihinden itibaren yürürlüğe giren ateşkesten sonra üçüncü kez avukatlarıyla görüşebilen Öcalan, önemli mesajlar verdi. Edinilen bilgiye göre, Öcalan görüşmede yeniden yargılanma konusuna değindi.
Avrupa Adalet Divanı'nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde ya da Roma'daki mahkemeye benzer özel bir mahkemede yeni dava açmak gerektiğini söyleyen Öcalan, "Çünkü Türkiye yeniden yargılama ile ilgili tavrını netleştirdi. Ankara'daki mahkemenin son kararı da kesinleşti. Artık Türkiye'de hukuki olarak yapılacak bir şey yok. Yunanistan davası da önemlidir ve bu davanın da aynı şekilde Avrupa mahkemelerine taşınması gerekir" dedi.
DAVAM BİR HALKIN DAVASIDIR
Yeniden yargılanmasının Türkiye'de kesin reddi nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin görevinin önem kazandığını vurgulayan Öcalan, "Benim yargılamam bireysel bir yargılama değildir, milyonlarca insanın, bir halkın davasıdır. Sıradan bir dava gibi ele almamaları gerekir. Türkiye'nin yaşadığı birçok sorunun özellikle Kürt sorunun çözümü bu dava ile bağlantılıdır. Bu davamızın olumlu sonuçlanması bu sorunların çözümüne de katkı sunacaktır. Bakanlar Komitesi üzerinde iyi durulmalı bu konu basite alınmamalıdır" şeklinde konuştu.
Türkiye-AB ilişkilerini de değinen Öcalan, AB-Türkiye ilişkilerinde bir gerginlik olduğunu, özellikle Kıbrıs ile ilgili sorunlar yaşandığını, AB'nin Kürt sorunun çözümünde samimi olmadığını söyledi. Öcalan, şöyle devam etti:
"Türkiye'ye teslim edilmem karşılığında Kıbrıs, Ege ve diğer bazı finansal konularda taviz peşindeler. Gerginlik bizimle ilgilidir. Teslim edilmem karşılığında verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yaşanan bir gerginliktir. Bence bu konuda Türkiye ile AB arasında bir anlaşma var. PKK'nin tasfiyesi, Öcalan'ın da bu AİHM kararı ile zamana yayılarak oyalanması ve benim burada İmralı'da tutulmam konusunda anlaşılmış görünüyor. Bu plana göre bir yandan Kıbrıs sorununda Denktaş vb. ulusalcı-milliyetçiler devre dışı bırakılacak; öte yandan biz de Kürt milliyetçisi bir hareket olarak değerlendirilerek devre dışı bırakılıyoruz. Ama bizim milliyetçilikle yakından uzaktan ilgimizin olmadığı nettir. Bu konudaki görüşlerimiz biliniyor. Kendilerine göre her iki taraftaki milliyetçi kesimler devre dışı bırakılıp TÜSİAD gibi kurumların destek verdiği çözümler ön plana çıkarılıyor."
GAP İSRAİL’E SATILDI
Doğan Güreş'in 1991-92 yıllarında İngiltere'ye gidip yaptığı anlaşmadan söz eden Öcalan, şunları söyledi: "İşte Türkiye'nin Kürt sorununu şiddetle bastırmasına göz yumulacak, karşılığında İngiltere'nin talepleri yerine getirilecekti. O zaman yaşanan kirli savaş sürecini herkes biliyor. Bu sürecin Türkiye'ye kaybettirdiği kesin. Şu anda da benzer bir süreç yaşıyoruz. Örneğin şu an Türkiye'nin yarısına yakınının satıldığı söyleniyor. İngilizlerle ticari ilişkiler kuran Türkiye'deki bazı kesimler, Türkiye'nin kıyılarında bulunan emlakların çoğunu İngiltere'ye satmıştır. Yine GAP projesi ile birlikte İsrail, Atatürk barajı bölgesindeki toprakların yarısından fazlasını satın almıştır ama bunlar kamuoyunca bilinmemektedir. Çünkü görünürde Türk şirketleri almış gösteriliyor ancak bunların arkasında İngiltere ve İsrail bulunmaktadır. Bu konuda Ecevit'in de bazı bilgileri vardı, bunu detaylı açıklamaya ömrü yetmedi. Rahşan Ecevit de bu konuda bir şeyler söylemeye çalışıyor ama tam ifade edemiyor."
TÜRKİYE SEVR KISKACINDA
Türkiye üzerinde Sevr benzeri bir plan bulunduğunu ifade eden Öcalan, "Türkiye üzerinde aslında Sevr demek istemiyorum, yanlış anlaşılabilir ama Sevr benzeri bir plan var" dedi. Öcalan, "Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ortadoğu'da Sykes-Pichot anlaşması ile yapılmak istenilenler biliniyor. Şu an için Türkiye üzerindeki emperyalist planda Kıbrıs ile ilgili hesaplar var, Ermeni katliamı ile ilgili hesaplar var, Güney Kürdistan’daki gelişmeler var. ABD'nin de burada rolü vardır" diye konuştu.
Güney Kürdistan'daki oluşumu değerlendiren Öcalan, bu hafta da Güney'e geniş yer ayırdı. Öcalan, konuya ilişkin şunları vurguladı: "Kurulmak istenen oluşum, Kuveyt, Birleşik Arap Emirliklerine benzer aileler, hanedanlar tarafından yönetilen dış güçlere bağlı bir oluşumdur. Bu tür devletleşmeler ant-i demokratiktir. İşte son olarak Afrika'da Zulular'ın yaşadığı bölgede kurulan yapay devleti örnek olarak verebiliriz. Plana göre sınırdaki bazı bölgeler de bu oluşuma katılacak. Resmen sınırlar değişmese bile fiilen böyle bir durum yaratılacak. Halihazırda da Güney Kürdistan’daki oluşumu yöneten ailelerin bu bölgelerdeki halk ile ilişkileri vardır. Bunların birbirleriyle aşiretsel bağları da vardır. Türkiye'de de bazı kesimler buna destek veriyor. Türkiye'deki kamuoyu hatta devletin bazı kesimlerinin de bilmediği şeyler var."
AĞAR’IN TAVRI OLUMLU
Mehmet Ağar'ın tavrının olumlu olduğunu vurgulayan Öcalan, "Daha önce de söylemiştim De Clark'ın oynadığı rolü oynayabilir. Avni Özgürel de yukarıda bahsettiğim tehlikeleri çok iyi tespit etmiş, bu konuda adeta yırtınıyor. Fikret Bila'nın köşesinde yazdıklarını okudum. Herkes kendi çözüm projesini ortaya koysun diyor. Ama hala beni tam anlayamamış. Hala federasyon talep ettiğimizi düşünüyor. Düşüncelerimi yanlış anlamış. Oysa ben projemi daha önce de ortaya koymuştum. Demokratik Konfederalizm, en son Sivil Toplum Konfederasyonu demiştim. Bu proje Demokratik Komünalizm olarak da adlandırılabilir. Bizim projemiz budur" şeklinde konuştu.
Kendi projelerine göre ulus-devletin demokratikleştirileceğini kaydeden Öcalan, şöyle devam etti: "Çünkü mevcut ulus-devlet modelinin çözüm olamayacağı ortada. İşte Filistin-İsrail örneğini hep veriyorum. Kalıcı bir çözüm bir türlü geliştirilemiyor. Irak'ta yaşananlar ortada. Her gün onlarca yüzlerce insan yaşamını yitiriyor. Yaklaşık üçyüz yıldır ulus-devletlerin kuruluş süreçlerinde ve kendi aralarındaki savaşlardan dolayı çarpıcıdır yüzeli milyona yakın insan hayatını kaybetmiştir. Ve sonuçta bu modelin bugünkü dünyanın içinde bulunduğu krizi çözmediği görüldü. Bundan çıkışın yolları aranıyor. İşte dünyanın önde gelen sosyologları bu krizi aşma çabası içindeler. Bunlardan Anthony Giddens'in Üçüncü Yol olarak adlandırdığı tez ile kapitalizm adına bu krizden çıkmanın çarelerini ortaya koymaktadır. İngiltere Başbakanı Tony Blair bu tezi uygulamaya çalışmaktadır. Yine İmmanuel Wallerstein bu yöntemle bu krizden finans kapitalizmin daha erken bir çözüm üreterek çıkabileceği tehlikesini belirtiyor. Wallerstein ezilenlerin, halkların, sivil toplumun kapitalistlerden daha hızlı davranması yönünde fikirleri var. Ben bunu sistemleştirdim. Süre kısıtlı olduğu için düşüncelerimi yeterince açamıyorum. Ama fırsatım olursa bu tezlerimi çok ayrıntılı bir şekilde hazırlayıp sunabilirim. Bu hazırlığa sahibim. Şimdiye kadar belirttiğim görüşlerim, evrensel çapta Dünyaya, Ortadoğu’ya ve Türkiye'deki krizlere çözüm üreten fikirlerdir."
DEVLET KÜÇÜLMELİ
"Bizim bahsettiğim projemizin devletin üniter yapısına da bir zararı olmayacaktır" diyen Öcalan, "21 yüzyılda devletin artık minimal düzeye çekilmesi, küçülmesi gerekiyor. Yine her şeyi devletten beklememek gerekiyor. Devletten maaş alarak, devletin sorunları çözmesini beklemek abesle iştigaldir. Klasik sol söylemle artık devleti ele geçirerek toplumu dönüştürmenin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır. Devlete rağmen toplumu demokratikleştirmek gerekiyor. Bunun yolu da her konuda bütün toplumsal sorunlarla ilgili örgütlenmelerdir. Benim kom ya da komün dediğin örgütlenmeler bunu ifade ediyor. İşte kadın sorunu ile ilgili, çevre sorunları ile ilgili, azınlıklarla ilgili vb. akla gelebilecek her toplumsal olay ve olgu ile ilgili komün şeklinde örgütlenmeler olmalı. Tarımsal komünler, köy komünleri, mahalle komünleri vb. çoğaltılabilir. Yine basit bir örnek gibi görünebilir ama örneğin Meşe ağacını koruma, çoğaltma dernekleri kurulabilir. Her köyde yüzlerce meşe ağacı dikmek çok önemli ve faydalı olabilir. Bütün doğamızı ormanlaştırabiliriz. Tüm bu sivil örgütlenmeler Sivil Toplum Konfederasyonu veya Demokratik Komünalizm çatısı altında birleştiğinde muazzam bir demokrasi gücü açığa çıkar" diye konuştu.
ABD'NİN IRAK POLİTİKASI DEĞİŞMEZ
ABD'de Irak ile ilgili çok şeyin değişeceğini zannetmediğini kaydeden Öcalan, "Demokratlar ile Cumhuriyetçiler'in Irak politikaları konusunda farklı hareket edebileceklerini düşünmüyorum" dedi. Irak'taki gelişmelerle ilgili olarak da Barzani'nin iyiniyetli açıklamaları olduğunu ifade eden Öcalan, "Bunu görüyorum. Dostluk ve Kürt ulusal birliği konusunda ilişkiler kurulmalıdır. Onlara şu söylenmeli; Irak'taki güçlerimiz oradaki Kürtleri koruma amaçlıdır. Oradaki halkımız üzerinde tehlike devam ediyor, belirsizlikler vardır. Irak'ın durumunun ne olacağı belli değildir. Bu tehlikeler karşısında Irak'ta kalacak güçler savunma amaçlı kalacaklardır. İran'daki güçler İran'daki halkımızı, Türkiye'deki güçler Türkiye'deki halkımızı, Suriye'dekiler de Suriye'deki halkımızı savunmakla görevlidir. Yine özellikle Mahmur Kampı'nın güvenliğine dikkat edilmelidir. Talabani ve Barzani bu konuda halkımız için imkan yaratmalıdır. Türkiye ve İran'da tehlike altında olabilecek halktan insanlarımız da güvenli kamplara yerleştirilebilir. Mahmurdaki halkımıza selamlarımı iletiyorum, KKK'nin sivil modeli burada uygulanabilir. Buradaki halkımız için anadilde eğitim, kültür çalışmaları sürdürülmelidir. Burası bir komün olarak ele alınıp Demokratik Komünalizm burada en iyi şekli ile uygulanabilir" şeklinde konuştu.
SÜRECİ SAĞLIKLI GÖRMÜYORUM
Öcalan, bu haftada ateşkes sürecini değerlendirdi. Öcalan, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Şu anki süreci sağlıklı görmüyorum ancak dört-beş ay daha üzerimize düşeni yapmaya çalışacağız. Fakat işte bir radyoyu bile bana çok görüyorlar. Yine mektuplar verilmiyor veya nadiren verilse de içinde bir iki cümlelik olan mektupları veriyorlar. Bu uygulamaların çözüme, barışa hizmet etmediği açıktır. Öte yandan operasyonlar da devam ediyor. Bunun bir oyun olma ihtimali her zaman var. Diyarbakır'daki karanlık patlamayı biliyorsunuz. Hala devletin içerisinde barışı istemeyenler var. AKP de bu konuda üzerine düşeni yapmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi karşılığında bu süreci bir pazarlık aracı olarak kullanabilir. Bu tehlike göz önünde bulundurmalıdır."
ATEŞKES DEĞERLENDİRİLMELİ
Öcalan, yeni sürecin oyun olmasının anlaşılması halinde tavırlarının şu şekilde olacağını ifade etti: "Bu sürecin bir oyun olduğu anlaşılırsa, şayet imha amaçlı yeni bir yönelim ortaya çıkarsa yine milyonlarca insanımızın yerinden sürüleceği bir süreç başlarsa o zaman ben de devre dışına çıkar ve Kürt halkına derim ki, bunun karşısında ne yapacağınıza kendiniz karar verin. Topyekün direnme mi olur veya Güney'e mi ya da Doğu'ya İrana mı göçersiniz buna siz kendiniz karar vereceksiniz. Bu konuda benim sorumluluğum olmayacaktır. Bu nedenle bu ateşkes süreci son şanstır ve iyi değerlendirilmelidir. Başarısı için herkes çalışmalıdır. DTP, aydınlar, bizimkiler herkes bu sürece sorumlu yaklaşmalıdır. Daha önce önerdiğim Güney Afrika deneyimine benzer Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu gündeme alınmalıdır. Kalıcı barış ve çözümün sağlanması bu temelde olacaktır."
KÜRT DİLİ ÖNEMLİ
Öcalan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Daha önce de pek çok kez söylemiştim. Kürt dili ile ilgili kurumlaşmaların olması gerekir. Bir Kürt Dil Kurumu şimdiye kadar oluşturulmalıydı. Atatürk bile ilk iş olarak hemen Türk Dil Kurumunu kurmuştu. Kürtler de buna benzer bir kurumlaşmaya gitmelidirler. Kürt dili üzerindeki baskılar ateşkes, demokratik çözüm ve barış sürecinde son bulması gereken uygulamalardır ama devam ediyor. Bu uygulamalar devlettin politikasından bağımsız değildir. Diyarbakır'a Diyarbakır halkına selamlarımı söyleyin. Diyarbakır'ın rolü önemlidir. Demokratik Komünalizmin uygulanmasında gençliğin rolü önemlidir, gençliği selamlıyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum. Herkese selamlar."
BAYKAL TEHLİKELİ
Kürtlerin Güney'e sürülmesini dillendirenler bu plana destek verenler olduğunu hatırlatan Öcalan, şu hususlara vurgu yaptı: "Gündüz Aktan ve Ümit Özdağ gibi ASAM'cılar daha önce bu konu ile ilgili fikirlerini açıklamışlardı. Milyonlarca Kürdün Güney'e sürülmesini savunmuşlardı. Bu konuda Baykal'a da dikkat etmek lazım. O da benzer tehlikeli fikirleri savunuyor. Ona sıradan yaklaşmamak lazım, tehlikelidir. Özel görevli olduğunu düşünüyorum. Menderes'e attığı tokadı unutmamak lazım. Bir Başbakan'a tokat atmak görevli olmayan bir kişinin yapabileceği bir şey değildir. Fakat bunların fikirlerinin hayat bulması mümkün değildir. Daha önce de dört milyona yakın Kürt yerlerinden edildi, büyük şehirlere sürüldü. Şimdi de İkinci Ermeni tehcirine benzer bir plan Kürtler için tartışılıyor. Bu durum Ermeni katliamına benzer bir tablo ortaya çıkaracaktır. Devletten bazı yetkililerin de söylediği gibi günümüzde böyle bir planı uygulamak mümkün değildir. Şia-Kürt ittifakından bahsetmiştim. İran buna destek verecektir. Rusya, Çin de bu oluşuma destek verecektir. Böylece Türkler'in Orta Anadolu'ya sıkışacağı bir süreç başlayacaktır. Sevr benzeri plan dediğim budur. Bu gelişmelerden Türkler, Kürtler ve Ortadoğu'daki bütün halklar zarar görecektir. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de bu tehlikeli gelişmeleri biraz görmüştü. Döneminde yaptığı olumlu ve demokratik açıklamalar biraz da bu nedenleydi. PKK'yi ve bizi bu planlara engel gördükleri için tasfiye etmeye çalıştılar. Osman ile Botan gibiler bu planı gördüler, bunun çözüm olacağı yanılgısına düştüler, bu oyuna geldiler. Hemen biri YNK'ye biri de KDP'ye sığındılar. Burada onlara imkanlar da tanındı. Yanlarına birer kadın, ev, para verdiler. Bunlar bine yakın kadromuzun da ayrılmasına neden oldular ancak zavallı hale geldiler."
GELİŞMELERİ TAKİP EDEMİYORUM
Öcalan, görüşmede kendisine verilen yeni radyo yayınını izleyemediğini belirterek, şunları söyledi: Radyo bana ulaştı ama TRT-1 yerine sadece müzik yayını yapan bir kanalı zor da olsa çekiyordu. Bu nedenle tamir etmek üzere tekrar aldılar. Ben bunun bilinçli olduğunu düşünüyorum. Roj Tv'nin bölgede engellenmesi gibi bir durum söz konusu. Tamir edeceğiz diyorlar haftalarca vermiyorlar. Bu engellenme dışarıdan yapılıyor. Devlet içindeki bir kesimin işi olabilir. Radyo dinleme hakkım yasal bir haktır. Bana gelen mahkeme kararında da radyo dinleme hakkım olduğu belirtiliyor. Bu engellemeyi bilecek olan da devlettir. İki haftadır radyomla ilgili belirttiğim sorun nedeniyle gelişmeleri takip edemiyorum.
REEL SOSYALİZM ÇÖZÜM GETİRMEZ
"Reel sosyalizmin ve milliyetçi yaklaşımların günümüz dünyası sorunlarına çözüm getirmediği görülmektedir" vurgusu yapan Öcalan, şunları söyledi: "Dönüşüm Dergisi'nde Mahir Sayın'ın yazısını okuduğumu söylemiştim. İşte bizim demokratik komunalizm projemizi liberallerin bakış açısı olarak değerlendiriyor. Bu yanlıştır, ucuz eleştiridir. Bunlar Liberalizmden de anlamıyorlar aslında. Kendisine Lenin ile Kropotkin arasındaki tartışmaları okumasını tavsiye ediyorum. Kropotkin Lenin'e Sovyet örgütlenmesi bürokratikleşirse büyük bir yozlaşma ortaya çıkar demişti. Kropotkin ile Lenin arasındaki diyaloglardan yararlanabilirler. Ancak Kropotkin'in görüşleri veya anarşizmi de sorunları çözmeye yetmez." Birikim Dergisi ve benzeri sol adına hareket eden çevrelerin otuz yıldır sadece tartışma yürüttüğünü, ancak bu tartışmalardan Türkiye'nin temel meselelerine dönük bir çözüm üretemediklerini ifade eden Öcalan, "Artık somut çözüm önerileri neyse onu ortaya koymalıdırlar. Sadece tartışmalarla olmaz. Siyaset, günün yirmidört saatinde yoğunlaşarak, düşünerek çözümler üretme sanatıdır. Önemli olan çözüme götüren bir sentez yaratılmasıdır. AKP gibi bir parti iki yılda kurulmasına rağmen sağladığı başarıyı bunlar otuz yıldır başaramadılar. Bunlar kendi çevreleri ile sınırlı dar gruplardır. Reel Sosyalizmin etkilerinden kurtulamadıkları için başarılı olamıyorlar. Milliyetçi ve Totaliter devletçi zihniyetin insanı ve toplumu körleştirdiği açıktır. Benim bahsettiğim komünal örgütlenme ile toplum ve bireyin zihni, beyni, gözü ve gönlü açılacak, gürül gürül akacaktır. Bu komünal örgütlenmeye katılacak olanların da yüreği ve cesaretinin olması gerekir" dedi.
..
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|