Basından Seçmeler: ATEŞKES'İN DOĞRU DEĞERLENDİRİLMESİ
Gönderen: nilhayal Tarih: 20.11.2006, 20:11:00 (2090 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
"Kürt Sorunu"nda bir kez daha başa mı dönüyoruz?
Bu mümkün mü?

Şiddet politikası şimdiye kadar ne kazandırdı ki, şimdi de kazandırsın?

Peki ya kaybettirecekleri, kaybettirmekte oldukları?

Şiddet bizi nereye götürür?

Ortadoğu bir ateş topuna dönmüşken, artık biraz da barıştan, çözümden yana düşünmek gerekmez mi?

Kürt sorunu şimdiye kadar dünyadan izole edilmiş bir sorundu. Dünya hep tek bir pencereden, yani inkar penceresinden, Kürt sorununa bakmak durumundaydı. Biraz da çıkarları bunu gerektiriyordu.


Temelini Lozan Anlaşması'ndan alan bu inkarcı bakış açısı hep uluslararası güçlerin Kürt sorununa bakışındaki esas olgu oldu. Dolayısıyla Kürt sorunu ve Kürt halk gerçekliğinin uluslararası kamuoyunca çok bilinmemesi durumu vardır. Ancak son yıllarda Kürt halkı ve Kürt sorunu dünya kamuoyunun gündemine bütün kapsamlılığıyla girmiş bulunmaktadır.

Bu açıdan herkes Kürt sorunuyla ilgilenmekte, yeni yeni araştırma ve incelemeler geliştirmektedirler. Çünkü devletlerin, Kürt Sorunu konusunda, önceki bilgilerinin yanlış olduğu açığa çıkmaktadır. Her güç kendi politikasını daha gerçekçi temellere dayandırması için yerinde tespit ve somut olgulara dayandırmayı ister.

Bu açıdan, Türkiye, Kürt Sorunu ile ilgili, yaşanan son gelişmeleri çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Daha geniş bir bakış açısıyla, Kürt sorununun çözümü çerçevesindeki söylemini çok daha güçlü gündemleştirmesi ve kendisini tutarlı tüm demokratik çevrelerin ittifakı için girişim geliştirmelidir. Tüm demokratik çevrelerin sistem bünyesinde yaşanan çelişki ve çatışmanın ortaya çıkardığı gerçeklik temelinde halkın demokratik seçeneğini ortaya koyma görevi, artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Demokratikleşmenin yolu da Kürt sorununun çözümünden geçmektedir. Kürt sorunuyla demokratikleşme birbirine bağlı, birbirini geliştiren, çözümleyen iki kavramdır. Kürt sorunu demokratikleşmeyi geliştirir, demokratikleşme Kürt sorununu çözüme götürür. Türkiye’deki demokrasi çevreleri bu gerçeği anlamadan Türkiye’de bir adım bile ileri atamazlar.

Kürt sorunu bir demokratikleşme kriteridir. Kürt sorunu gündemleştikçe ve çözüme doğru ilerledikçe Türkiye’de demokrasi gelişir ve ilerler. Türkiye’de demokrasi ilerledikçe ve geliştikçe Kürt sorunu da çözüme doğru ilerleme kaydeder. Bu eksen doğru tespit edilmeden Türkiye’de demokrasi mücadelesinin de doğru bir rotada sürdürülmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla gerçek dışı tespitlerden, politikalardan vazgeçerek bölge halklarının gerçekliğine uygun politikalarına yönelmek, bölgede siyaset geliştirmek isteyen her güç için vazgeçilmez bir gerçekliktir.

Tarihsel bir yaraya dönüşen Kürt sorununun çözümüne hizmet eden politikaların geliştirilmesi göz ardı edilemeyecek bir biçimde kendisini dayatmış bulunmaktadır. Özellikle başta ABD ve AB olmak üzere uluslar arası güçlerin Kürt sorununda sağlıklı ve çözümleyici bir bakış açısına ulaşmaları sorunun köklü çözümü açısından önemli bir etken olacağı artık herkes tarafından bilinmektedir.

Gerçek dışı tespitlerde daha fazla ısrar etmenin hiçbir anlamı yoktur ve bunun da hiç kimseye faydası yoktur.

Yani hiçbir şey olmamış gibi, Kürt sorununu yok sayarak, ekonomik modele şekil vermeye kalkıştığınızda, sol iktidar da olsanız, sağ liberal de olsanız sonuç değişmez. Elbette, küresel güçler, bu sorunun çözümü için çalışacaklardır.

Türkiye kendi iç dinamikleriyle bunu çözemezse, dış güçler boşluk tanımaz, sorunu çözer. Kuzey Irak’taki gelişmeler, aslında çok sağlıklı değerlendirmeler yapmak için ciddi ipuçları barındırıyor. Görülüyor ki, emperyal güçlerin bir boşluğa tahammülü yok. Bu durum, yöredeki ulus devletlere, sorunlarını kendi içlerinde çözmeleri için bir mesaj niteliği taşıyor.

Bu sürecin daha da ilerlemesi durumunda, Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasal yapısının daha ciddi bir biçimde etki altına gireceği ve giderek toplumsal bir çatışmaya bile dönüşebileceği tarzında tehlikeli işaretleri ortaya çıkarmıştır. Bu gelişmeler Türkiye'de toplumsal düzenin ve barışın gelişmesi için mutlak surette bu sorunun çözülmesi gereğini bir kez daha ortaya koydu.

Yine uluslararası bir strateji olarak, bölgenin istikrarı ve bölgedeki demokrasi sürecinin gelişimi açısından Türkiye ile Kürtler arasında çekişme ve çatışmanın değil uzlaşı ve ortaklığın gelişmesini zorunlu gören bir politik yaklaşım söz konusudur. Örneğin ABD politikasının bu doğrultuda gelişmekte olduğu görülmektedir. Bölge açısından Kürtlerle Türkiye arasında çekişme ve çatışmayı değil, daha çok uzlaşma ve yumuşamayı öngören yeni bir konsept gelişmektedir.

Bugün PKK nin yaptığı ateşkes çeşitli çevrelerce değerlendiriliyor. Kimileri şöyle kimileri böyle bir projeye dayandırıyor. Kimileri ise, bazı kesimlerin ikna çabalarının sonucu olarak görüyor. Ateşkes sürecinin bu dönemde gündemleşmesinde bir tek değil birçok faktör etkili olmuştur. Ayrıca bu ateşkes, tüm Kürt kamuoyu tarafından desteklenmiş bir adım olarak değerlendirilebilir.

En önemlisi de, Türkiye, artık "bu sorun silahla çözülemez" anlayışının gelişmekte olduğu bir zemine doğru kayıyor. Bu açıdan bu ateşkes, diğerlerinden farklı bir çözüm arayışı olarak önem kazanıyor.

Bu ateşkesin kalıcı bir çözüme dönüşmesinin zemini öncekilere göre çok daha güçlüdür. Fakat yine de tabi ki kalıcı bir çözüme dönüşmesi Türk hükümetinin ve devletinin bu süreci doğru ele almasıyla mümkündür.

Bu ateşkesin Türkiye’deki tüm kesimlerce desteklenmesi halinde, her şeyden önce Türkiye'de refah düzeyinin artması, ekonomik ve sosyal ahengin gelişmesi, tempo kazanması, her gün çatışmalarla dökülen kanın durdurulması, toplumsal bir uzlaşma ve barışın yine gönüllü birliğin gelişmesi mümkün olabilecektir.

Türkiye'nin, bölgede örnek bir demokrasi kalesi haline dönüşmesi ve bu temelde bir büyümeyi yaşaması, öncü bir güç haline gelmesi böylece mümkün hale gelecektir.

Bugün, artık, Kürtler çaresiz değildir. Farklı arayışları geliştirme ve gündemleştirme olanağına sahiptirler. Türkiye’de Kürt Sorunu çözülmek isteniyorsa, Demokratik Türkiye ekseninde, iki halkın özgür-eşit birliğini öngören, bu temelde Kürt haklarının tanınmasını esas alan bir projeyi ana gerçek yapmak gerekmektedir.  

Gelinen bu süreçte, Türkiye'nin sorumlu liderliklere ihtiyacı vardır. Türkiye'nin artık gerçekleri gören, çağa doğru bakan, yaşanan değişim-dönüşüm sürecini doğru analiz eden stratejilere ihtiyaç duymaktadır.

Kısacası, değişimi görememe, eski çözüm mantığında ısrar etme,1925'lerin, 1930'ların konseptine dayanarak sorunu çözmek isteyen mantık aşılmış bir mantıktır. Çağdışıdır. Çağdaş düşünce ve bakış açısıyla soruna bakan bir düşünce sistemine ihtiyaç vardır.

Tarihin bu önemli döneminde, Türkiye'de böyle sorumlu düşünen bir mantalite hakim olursa, Türk-Kürt birliğini sağlam bir temele kavuşturma ve Türkiye'nin dışındaki Kürtlerle Türkiye'nin dostluğunu bu temelde güçlendirme mümkün hale gelecektir.  

Farklı bir politika izleyerek, kendi sınırları içindeki Kürtleri silah zoruyla köleleştirmek isteyen, bölgedeki diğer Kürt oluşumlarına öcü gibi bakarak, onlara karşı konuşlanan, buna kilitlenen bir Türkiye kesinlikle kaybedecektir.  Çünkü Kürt sorunu, artık, uluslararası bir sorun haline gelmiştir ve Türkiye'yi aşmaktadır.

Yeni dünyanın yeniden yapılandırılması ve biçimlendirilmesi için atılan adımları doğru olarak görebilen ve okuyabilen kesimler, içinde bulunduğumuz sürecin hem Kürt -Türk ilişkileri açısından hem de bölgenin yeniden düzenlenmesi açısından kritik bir noktaya gittiğini, artık Türkiye'nin de bu gerçekleri görerek yeni bir siyasete yönelmesi gerektiğini görür. Bu durum görmezlikten gelinerek,19-20. yüzyılın siyasetinde ısrar edilirse Türkiye kaybeder.

Akılcı bir bakış açısıyla yaklaşanlar, bunun çıkar bir yol olmadığını, işin gerçeğinde bunun özgürlük isteyen bir halk hareketi olduğunu, dünyada benzer sorunların diyalog ve uzlaşma yöntemleriyle çözüldüğünü, şiddetle bu tür sorunların çözülemediğini göreceklerdir.


Dünyanın neresinde generallerin belirttiği gibi kökeni tarihin derinliklerine dayanan bir halk silah zoruyla köleleştirilip, başkalaşıma uğratılmıştır. Bu mümkün değildir. Böyle bir şey yoktur.

Bazı toplumlar tarih içinde erimişlerdir fakat bunlar kültür yoğunluğuyla eritilmişlerdir. Silahla güç kullanmak, halkın dilini, kültürünü yasaklamak,  bu halka “sen yoksun, kendini inkar edeceksin, inkar etmezsen seni yok ederim” diyerek sonuç almaya çalışmak dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir.

Türkiye'yi kaosa sürükleyen, demokratikleşmesine engel olan esas zihniyet; her şeyi silahla çözmek isteyen zihniyettir. Türkiye kendini bu zihniyetin etkisinden kurtarırsa toplumsal barışa ve refaha ulaşabilir. Bu gerçek artık  Türkiye toplumuna ve kamuoyuna anlatılmalıdır.

Özellikle bu gerçeği gören aydınlar, yazarlar, siyasetçiler bunu açıkça söylemelidirler. Bunun zamanı gelmiştir. Perde arkasında bazı şeyleri düşünmek, tartışmak kamuoyu önünde ise resmi ideolojiyi savunma gerekliliği, artık terk edilmesi gereken bir anlayıştır.

Daha cesaretli bir çıkışla, gerçekleri kamuoyuna ve Türkiye’ye anlatmanın zamanı gelmiştir. Böyle bir zihniyetin çözüm olmadığını Türkiye’yi yönetenler artık anlamak zorundadır.

Gerçekleri göz ardı edip eski bildik ezberle, Türkiye artık yönetilemez, sorunları çözülemez. Onun için gerçekleri gören, aklı selim bir anlayışın Türkiye toplumunda, siyasetinde, ordusunda egemen olmasını gerekmektedir.

Aksi taktirde bugün Deniz Baykal'ın başını çektiği politik anlayışın, Kızıl elma koalisyonunun, soruna sadece yok etme temelinde yaklaşan Kürt düşmanlığı ve ırkçı bir zihniyetin kardeş kavgasına yol açacağı ve Türkiye'yi büyük bir felakete sürükleyeceği herkes tarafından görülmelidir.

Türkiye sorunlarını görüp de sorumlu yaklaştıklarını söyleyen bu zihniyet sahipleri,  bugün gelinen süreçte,Türkiye gerçekleri karşısında en sorumsuz bir siyasi bakışı pratikleştirmektedirler. Bundan bir adım sonrası etnik önyargıların güçlenmesi ve etnik dışlamadır.

Türkiye’nin korktuğu bölünmenin en tehlikelisi coğrafi değil, duygusal olanıdır. Yurttaşlar arasındaki birlik iradesinin zedelenmesidir. Araya ön yargıların girmesidir.

Şu bir gerçektir ki, Kürt sorunu Türkiye'nin geleceğini belirleyecek bir sorundur. Kürt sorununa yaklaşım ise, Türkiye'nin geleceğini belirleyecek yaklaşım olacaktır.

Yoksa, bu aşamada, coğrafi olmasa bile duygusal bölünme kapımızın önünde. Üstelik onun telafisi imkansız olabilir.

 

NİL  DEMİRKAZIK
ÇOCUK – DER GENEL BAŞKANI

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Öcalan: Penceremden görünen iki ağacı da kestiler
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· Türk ordusu Lice'de ağır darbe aldı
· Her onurlu Kürt direnecektir
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· DTP’den Zaman’a yalanlama

Basından Seçmeler
· Babam heval Beşir
· ANF Türkiye’de dördüncü kez yasaklandı
· ‘JİTEM elemanıyız’ diyen 3 kişi tutuklandı
· Engin Çeber soruşturması tamamlandı: Şüpheli sayısı 60
· Ankara'da Kürt karşıtı Diyarbakır'da Kürtsever
· Roj Tv Türkiye'de reyting rekorları kırıyor
· ‘Hun bıxêr hatin’ dedi 7 ay hapis cezası aldı
· Ergenekon ve Ümit Fırat
· Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç Söz
· Kürt sorununa pompalı demokrasi

© Rojaciwan.com