Türkiye'de bir süredir özlenen "mutlu günlere" dönülüyormuş gibi havalar esiyor:
-Acaba darbe olabilir mi?
İçlerinden "mutlaka olmalıdır" diyenler bile büyük bir samimiyetle görüşlerini şöyle açıklıyorlar:
-Türkiye'de artık darbe olmaz!
Oysa Türkiye'de son derece özel bir sistem bulunuyor. Astlar üst gibi davranabiliyorlar. Bu da rejimin selameti bakımından "normal" karşılanıyor.
Astların ve üstlerin en keskin çizgilerle ayrıldığı, bütün mekanizmanın emir-komuta zinciri içinde işlediği orduda bile aynı aşırı "normal" vaziyet takdirle karşılanabiliyor:
-Genç subaylar rahatsız!
Genç subaylar, yani rütbe bakımından ast pozisyonundakiler, üst rütbelerde bulunan komutanlarını tedirgin edebiliyorlar. Astların tedirginlik yaratan istekleri, üst kademeler tarafından anlayışla karşılanabiliyor.
Komuta kademesi astlardan gelen bu arzuları, emrinde oldukları seçilmişlere yansıtıp seçim dışı etkinliklerle iktidar değişiklikleri yapabiliyorlar.
Bu da "normal" kabul edilebiliyor.
Türkiye'ye özgü "normallik" standartlarının en tepesinde ise siyasi literatüre takla attırıcak bir ölçü bulunuyor:
-Darbeci-demokrat!
Hem askeri darbeleri destekleyip, hem de demokrasinin yılmaz savunucusu olabiliyorlar.
Türkiye'de bu durum da ülkeye özgü "normallikler" dahilinde tekrarlanabilir istisnalıklar olarak özenli yerini alıyor.
Mesela Mehmet Barlas son derece tutarlı bir demokrat olarak 28 Şubat'a karşı çıkmıştı. Hâlâ da karşı çıkıyor. 28 Şubat'ın manifestosu olan "Andıç raporu" ile o zaman yazmakta olduğu Sabah gazetesinden kovulmuştu. Darbe mağduru olmanın gereğini yaptı.
12 Eylül 1980'de ise darbeyle birlikte Milliyet'e başyazar olmuştu. 17 ve 18 Eylül 1980 tarihli yazılarında askeri cuntanın Avrupa'daki iz düşümü hakkında endişelerini dile getiriyordu:
"Biz bu darbenin Latin Amerika'daki faşist darbelerden farklı olduğunu anlatabilmeliyiz!"
Barlas'ın 650 bin kişinin gözaltına alındığı, gençlerin, sendikacıların, aydınların idam sehpaları gölgesinde yargılandığı günlerdeki en büyük kaygısı cuntanın Avrupa'daki PR'nın nasıl yapılması gerektiği üzerineydi...
Ama demokrattı, seçimler yapılıp sivil yönetimler oluşunca artık cuntayı savunmadı.
Ertuğrul Özkök ise 28 Şubat'tan dokuz yıl sonra da askerlerin demokrasiye balans ayarı yaptıkları 28 Şubat'ı savunduğunu söylüyor.
Ama yanlış anlaşılmamalı... Özkök bunu demokrasi için yapıyor. 28 Şubat, Tayyip Erdoğan'ı Pınarhisar'a yollayarak demokrasiye bağlılık kazanmasını sağlamıştı. Erdoğan, Trakya'nın ücra bir kasabasında sakin bir cezaevine değil de akademik ünvanlar dağıtan bir bilim yuvasına konulmuştu: Pınarhisar Demokrasi Enstitüsü!
Dünyada birbirine taban tabana zıt duran kavramlar "demokrasi" ve "askeri darbe" bizim ülkemizde aynı teknenin içinde yoğrulan özel bir hamur olabiliyor. Bunun imalatını yapanlar ise artık özel sıfatlarını rozet gibi yakalarına takmalılar:
-Darbeci-demokrat!
nazim@internethaber.com |