Basından Seçmeler: SELAHATTİN ERDEM: Tahrik
Gönderen: Cudibotan Tarih: 06.12.2006, 02:06:42 (438 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

İki aylık ateşkes sürecinin bilânçosu çok ağır. Gerilla kaynaklarının yaptığı açıklamalara göre yüzden fazla operasyon yapılmış, her iki taraftan da onlarca kayıp var. Sanki ateşkes olmamış da savaş tahrik edilmiş gibi.

Ordunun operasyonlarında azalmadan ziyade gözle görülür bir artışın olduğu çok açık. Zaten ordunun üst yönetimi daha ilk günden ateşkesi reddetmişti, “tek bir nefer kalmayıncaya kadar savaş sürecek” demişti. Geçen iki aylık süreçte de buna uygun davranmış olduğu anlaşılıyor.

Ordu yönetimini böyle davranmaya iten iki etkenden birinin tahrik, diğerinin ise ufuksuzluk olduğu söylenebilir. Elbette anlamda var olan katı dogmatizm ve milliyetçilik de bu davranışın temelini oluşturmaktadır.



Türkiye ordusunu, yani devleti esas yönetenleri savaş konusunda tahrik çok yönlüdür. Haklarını yemeyelim, sahip oldukları çok katı milliyetçilik anlayışı kendilerini savaşa tahrik eden etkenlerin başında gelmektedir. Yine Baykal gibilerin demagojik tutukları da önemli birer tahrik etkeni olmaktadır.

Biz burada esas olarak dış tahrikler üzerinde durmak istiyoruz. Örneğin, Türkiye’nin baş müttefiki ABD’nin tutumunu ele alalım. Gerçi Ağustos ortasında ateşkes çağrısı yaptı, ancak bu çağrının İran’a karşı Türkiye ve Kürtlerin desteğini almaya yönelik olduğunu herkes biliyor. Peki, bu destek sağlanamazsa ne olacak? O zaman Türk- Kürt çatışmasının körükleneceği tartışma götürmez bir gerçektir. Nitekim 20. yy’da İngiltere ile Fransa da aynı şeyi yapmadı mı? ABD’nin bölgeyi ele geçirme stratejisinin temel taktiği bölgenin farklı güçlerini birbirleriyle çatıştırıp güçlerini tüketme değil mi?

Yine AB’nin izlediği politikalara bakalım. Türkiye’de Kürtlerle uzlaşma ve Kürt sorununu çözme yönünde politik eğilim gelişse, AB devletlerinin neredeyse ödleri düşüyor. Öyle ya, kazanan Türkiye, Kürt sorununu çözse, o zaman Türkiye üzerinde çıkar baskısını neye dayanarak yapacaklar? Son iki yüzyıldır bölge toplumlarını birbirleriyle çatıştırarak çıkar sağlamıyorlar mı? Genel anlamda tavşana “kaç”, tazıya “tut” diyen bir politika izlemiyorlar mı? Avrupa egemenliğini ifade eden Ortadoğu sistemini “böl-yönet” politikası üzerinde kurmadılar mı?

Şimdi de bölge güçlerinin tutumlarına gelelim. Güya son yıllarda Türkiye’nin en yakın dost ve müttefikleri bunlar oluyorlar. Son günlerde üst düzey İranlı yetkililer peş peşe Ankara’ya gelip gidiyorlar. Başbakan T.Erdoğan İran’ı ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerin birincil ve temel gündemi PKK ve Kürtler. Bunu ziyaretçilerin kendileri de gizlemiyorlar. İran’ın eski Cumhurbaşkanı Hatemi bile bir yandan “Kürt vatandaşların sorunlarını çözmek gerekir” derken, diğer yandan “PKK’ ye karşı ortak tutum olmalı” sözlerini de eklemeden geçemiyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, “Her bakımdan PKK’ye karşı ortak tutum içindeyiz” açıklamasını yapıyor.

Bütün bunların anlamı nedir? Besbelli ki İran, Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesinden ve Kürtlerle uzlaşmasından ödü koparcasına korkuyor. Bunu önlemek için de Türkiye yönetimini PKK ile çatışmaya yöneltiyor, Türk- Kürt çatışmasını tahrik ediyor. Yakın geçmişte bunu, Kürtleri destekler görünerek yapıyordu, şimdi ise Kürtlere karşı Türkiye’yi destekler görünerek yapıyor. Çünkü İran için, Türk-Kürt çatışmasının mutlaka devam etmesi gerekiyor. Zira bu çatışma sona ererde, Kürt sorununun çözümü temelinde Kürt-Türk birliği gelişirse, bunun Ortadoğu’da Türkiye’yi çok fazla geliştireceğini ve İran’ı geride bırakacağını çok iyi biliyor. Bu nedenle de ya Kürtleri Türkiye’ye karşı, ya da Türkiye yönetimini Kürtlere karşı tahrik ederek iki toplum arasındaki çatışmayı sürekli körüklemeye çalışıyor. Zaten Osmanlı, İran tarihinin esası da böyle. İran’ın Kürtleri hep Osmanlı İmparatorluğuna karşı kışkırttığı çok iyi biliniyor.

Benzer durum Suriye yönetimi ve Arap egemenleri içinde söylenebilir. Onlarda hep, Türk-Kürt çatışmasını tahrik eden ve çıkarlarını buna dayandıran bir tutumun sahibi olmuşlardır. Bu konuda Suriye yönetiminin tutumu ibret vericidir. Yakın geçmişte PKK’yi destekleyerek Kürt-Türk çatışmasını körükleyen Suriye, şimdi de Türkiye yönetimine destek vererek Türk-Kürt çatışmasını körüklemektedir. Suriye’nin desteklediği güç değişmekte, ancak Türk-Kürt çatışması değişmemektedir. Her halükarda bu çatışma devam etmekte ve Suriye yönetimi de bundan çıkar sağlamaktadır.

Aynı şeyi işbirlikçi Kürt milliyetçiliği içinde söyleyebiliriz. Çünkü işbirlikçi Kürt milliyetçiliği Türk-Kürt çatışması ortamında doğmuştur ve varlığı bu çatışmaya bağlıdır. Bu nedenle, işbirlikçi Kürt milliyetçiliği, bir Kürt sorununa çözüm çizgisi değildir. Zira Kürt sorunu çözülse, işbirlikçi Kürt milliyetçiliğinin de sonu gelecektir, çünkü pazarlayacak bir şey bulamayacaktır.

Demek ki Kürt sorununun demokratik çözümünün önünü açacak olan ateşkesi reddetme çabaları boşuna değildir. Bu tutumun içte milliyetçilik zehirine dayanma ve dıştan da tahrik edilme durumu vardır. Çıkarını Kürt sorununun varlığına ve Türk-Kürt çatışmasına dayandırmış olanlar, ateşkesin bozulması için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ne yazık ki, Türkiye’yi yönetenlerde bu oyunu görememektedirler. Çünkü ufuksuzdurlar, çapsızdırlar, tarihin dersini iyi çıkarmamışlardır.

Dış ve bölgesel tahrikle Kürtlerin üzerine gitmenin ve operasyonları yoğunlaştırmanın Türkiye’ye hiçbir yararı olmayacağı gibi çıkmaz ve çözümsüzlüğü derinleştireceği de kesindir. Bu nedenle gidiş tehlikelidir. Aklıselim olan, yurtsever ve demokrat zihniyete sahip bulunan herkes bu gerçeği görerek, tehlikeli gidişi önlemeye çalışmalıdır. Bunun yolu da, ateşkesi cesaretle sahiplenmek ve bozanlara karşı aktif tutum içinde olmaktır.

www.yeniozgurpolitika.org

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
·  KARAKOÇAN, HAKKARİ VE YÜKSEKOVA'DA ETKİLİ GERİLLA EYLEMLERİ
· Yuksekovadaki Gerginliğin göruntusu ( Video )
· Öcalan: Almanya suçüstü yakalandı
· 24 TEMMUZ 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· KCK:Almanya yanlış politikalarından vazgeçmeli
· O kadar da korkmayın
· Avukatları Öcalan ile görüştü
· 25 TEMMUZ 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Güney'de iç siyaset 2
· Güney'de iç siyaset 1

Basından Seçmeler
· Yarbay Çağlar: Ali Öz, Dink’e suikasti ihbarını önemsemedi
· Kürtlere karşı suç işlemek meşrulaştırılıyor
· Cezaevlerinden siyasi mektuplar...
· Bilgi vermiyorlar alay ediyorlar
· Bu yoldan geçen fişlenir!
·  Anayasa Mahkemesi raportörü: AKP kapatılmasın
· 14 Temmuz direniş tarihidir
· Alman basını: PKK Berlin üzerinde baskıları arttırdı
· W dergisinde Ehmedê Xanî dosyası
· Haftaya Bakış’ın yazı işleri müdürüne 2 yıl 6 ay hapis cezası

© Rojaciwan.com