Gönderen: lawikemetini Tarih: 14.12.2006, 12:27:53 (1775 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
 |
Kış geliyor. Bir dönem daha başlıyor herkes için. Yağmurlar altında yeterince ıslanan gerilla için de kışa girilmiş oluyor. Kar bekleniyor her yerde. Gözler nereye çevrilirse çevrilsin hep önümüzde duran doruklardan öğreniyorlar o buluşmanın vaktini. | |
Dağlara kış geliyor
Kış geliyor… Hem de kendisi ile birlikte neleri de getireceğinden habersiz. Kış deyince zihinlerimizde oluşan o beyazlık içimizi üşütse de, uzun bir sürecin ardından yeniden kavuşacağımız ilginç ve tedirgin buluşmayı bekliyoruz. Kar yeniden yeni bir dönemin başlangıcı gibi düşüyor saçlarımıza.
Herkes hazırlanıyor kışa. Şehirlerde geçen sisli geceler ve insanların üzerlerine giydiği korunaklı giysilerle hazırlık başlamış oluyor. Sonra şehir üzerinden binlerce bacadan hep birden tüten duman sarıyor tüm gökyüzünü. Önce yağmurla sınanıyor tüm dünyamız. Hazır olup olmayışımız böylelikle ölçülüyor adeta.
Bir dönem daha başlıyor herkes için. Yağmurlar altında yeterince ıslanan gerilla için de kışa girilmiş oluyor. Kar bekleniyor her yerde. Gözler nereye çevrilirse çevrilsin hep önümüzde duran doruklardan öğreniyorlar o buluşmanın vaktini.
Bir kademe daha yaklaşıyor kar
Ne zaman beyaza boyanırsa dağların zirveleri hemen ardından taa gerilla mangalarına kadar sokulacak o beyaz kar. Şimdi hala eteklerine ulaşmış durumda dağların. Buna ‘ikinci kademe’ diyorlar gerillada. Bir sabah uyandığımızda yanı başımda zirveleri izleyen bir gerilla böyle söylüyor: “Bir kademe daha yaklaştı kar. Bugün yarın yanımızdadır. Az kaldı”
Çok içten ve biraz efkarlı geliyor bu söyleyiş. Öyle ya kış gerillada her yerde olduğu gibi olağan biçimde gelmiyor buralara. Hazırlıklı olmak şart. Her şey için her biçimde bir hazırlık.
Yola koyuluyoruz
Bu kez yolculuğumuzu yine askeri bir sahaya ama bu kez gerillada kış üslenmesini gözlemleyip izlemek üzere yapıyoruz. Yola çıkışımız biraz kargaşa halinde oluyor. Öncelikle uğramamız gereken yerler var. Planlamamızı iyi yapmak zorundayız. Çünkü zamanlamamız çok kritik. Gidip de ardından geri dönmemek var işin içinde. Zaten yanı başımızda bulunan diğer gazeteci arkadaşlarımız bu yüzden takılıyorlar bize. “Gideceksiniz gitmesine de gelebilecek misiniz o belli değil” diyorlar. Doğru ya kar yağdı yağacak.
Yola koyuluyoruz. Öncelikle geçtiğimiz yol güzergahında bulanan bir nizamiye noktasında takılıyoruz. Silahımız olmadığı için durduruluyoruz. İlginç bir durdurulma sebebi gibi geliyor bize. Oysa ki Türkiye’deyken başka nizamiye ve kontrol noktaları silah ve kesici alet bulunduğu sebebi ile durduruyordu yolcuları. Ama burası Medya Savunma Alanları ve herkesin yanı başında silahı olmak durumunda. Gazeteci oluşumuz kurtarıyor bizi. Bir de cebimizde bulunan izin kağıdımız. Aslında hala yol tam çıkmış sayılmayız. Öncelikle uğramamız gereken yere uğrayabilmiş değiliz.
Sonunda vardığımız kampta arkadaşlar tarafından karşılanıyoruz. Üzerimizde bulunan malzemelerimizi gördükçe gerillalar soruyor: “Yine nereye böyle hazırlanmışısınız?” Sıcak bir karşılanmanın ardından oturuyoruz. Ardından gelen sıcak çaylarımızı önüne koyulduğumuz ve tüm gücüyle yanan sobaların önünde içiyoruz. Birazdan KONGRA GEL Yürütme Konseyi Üyesi Ve Meşru Savunma Komitesi Başkanı Duran Kalkan ile buluşacağız. Onunla kısa bir sohbet ve randevulaşmanın ardından bu kez gerçekten yola koyulacağız.
Duran Kalkan, Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde basın-yayın çalışmalarında gösterdiği efor ve başarılarla hep anılır. Basın çalışmaları dendi mi biraz da bu işler ondan sorulur. Gerçekten de şu dönemde bile yazımsal ve düşünsel çalışmaları ile tek başına bir üretim sahası gibi çalışıyor. Yazı üstüne yazı... Bu performans her zaman için inanılmaz ve takdirle karşılanıyor gerillalar içerisinde.
Gazeteci için en önemli iki şey nedir?
Birazdan yemek yiyeceğimiz ve aynı zamanda misafirlerin de tümünün ağırlandığı yere doğru içeri giriyor o. Kapının önünde hemen oturduğumuz yerden kalkıyor merhabalaşıyoruz kendisiyle. Onun için çok yabancı simalar değiliz. Bir basıncı olarak onun kapısını çok kez aşındıran diğer basıncılardan bir farkımız yok yani. Merhabalar, nasılsınız diye soruyor durumlarımızı. Yemek yiyeceğimiz uzun bir masanın arkasına oturmuş bir taraftan sohbet ederken, bir taraftan da birazdan gelecek yemeği bekliyor o da. Oturduğumuz yer oldukça kalabalık. Tüm misafirler ve orada çalışan birçok gerilla içerde oturmuş bir taraftan ısınıp bir taraftan da haberleri izliyor. Ne yapıyorsunuz çalışmalarınız nasıl? diye giriş yaptıktan sonra yapacağımız çalışmalarımızı soruyor. Biz de elimizden geldiğince kısa ve özet aktarıyoruz planımızı. Daha planımızı söyler söylemez kendisinden gazetecilik üzerine sözler dinlemeye başlıyoruz. Şöyle bir soru soruyor bizlere: “gazetecilik açısından en önemli iki şey nedir?”
Sonra o, çok beklemeden kendi sorusunun cevabını kendisi veriyor büyük bir istekle. Bir; zamanlama, iki; üslup. Konuşma sürdükçe sürüyor. Yemekte de devam ediyor. Bu sohbet bizim için çıkacağımız gezi öncesi verilen tüyolar niteliğinde. Hatta yanımda bulunan diğer arkadaşım Nuri, doğal bir istençle çantasından defterini çıkarıp bazı şeyleri not almaya başlıyor.
Yola çıktık artık. Hepimiz birazdan gideceğimiz yer üzerine konuşuyoruz. Gerillanın kış üslenmesine ilişkin yaptığı hazırlıklardan ve eski kışlardan bahsediyoruz. Yol boyunca yolun etraflarına uzun aralıklarla yığılmış kuru odunlarla karşılaşıyoruz. Buralara çekilen odunlar bir süre sonra üslenme alanlarına taşınacak. Yanımızda bulunan bir gerilla odunlara baktıkça, “allaaah odunlara bak odunlara diye” yol üzerinde istiflenen kesilmiş ağaçlar karşısındaki iştahını dışa vuruyor. Odunun ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğu göz önünde bulundurulursa, bu davranışa şaşmak mümkün olmuyor. Zaten kış hazırlığının en zahmetli ve en uzun süren hazırlıklarından biri oluyor bu iş.
“Yassak kardeşim yassak!”
Aslında Kürdistan dağlarında oldukça fazla ağaç var. Yani ağaç sorunu pek fazla yok. Ancak asıl sorun yaş olan bu ağaçları kesinlikle kesmeme gerekliliği. Neden daha yakın yerlerden bu ağaçlar (elimle işaret ettiğim yaş ve genç ağaçlar) kesilmiyor diye sorduğum gerilladan aldığım şakayla karışık cevap aynen şöyle: “Yassak kardeşim yassak. Katil misin sen?”
Aslında bu davranış yasak olmaktan çıkmış durumda. Tüm gerillaların özenle ve içten bir sorumlulukla dikkat ettiği bir husus. Hatta birçok kişi daha önceki kış üslenmeleri sürecince zor durumda kestikleri yaş ağaçlardan ötürü yine kendi arkadaşları tarafından mahkemeye verilmiş durumda. Bu husustan dolayı mahkeme kararı ile kınama alanlar bile var. Bu zor koşullarda ve gelen o sert soğuk karşısında karşı karşıya kalınacak zorlanmalar göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir hassasiyetin bu kadar titizlikle sürdürülmesi oldukça manalı geliyor bizlere.
Geldiğimiz alanda vardığımızda karanlık çökmüş durumda. Gecenin karanlığı sis ile karışmış ve ay ışığının önümüzü aydınlatmasını engelliyor. Yukarı aya doğru baktığımızda ayın etrafında büyükçe ve belirgin bir sis çemberinin olduğunu görüyoruz. Bu görüntü iki şeyin kafamızda uyanmasına sebep oluyor. Bir, kesinlikle bu görüntünün fotosunu çekmeliyiz, iki kar düştü düşecek. Evet, karın düşüşünün bir işareti oluyormuş bu. Bunun yanısıra bu doğal koşullar içerisinde yaşanan ve anlaşılması gereken onlarca şifre var. Örneğin yaz ayları boyunca etrafta vizildayan çokça küçük sarı bal arılarından bulunursa, bu durum önümüzdeki kışın sert geçeceğinin göstergesi oluyormuş. Aylarca öncesinde bir gerilla arkadaştan aldığımız bu bilgiler kesinlikle bize lazım olacak diye unutmamıştık. Gerçekten hava karın geleceğini gösteriyor. Hava soğuk… Üzerimizdeki montlar bile ısıtmıyor artık bizleri.
Bizi karşılayan gerillaların içerisinden birinin ardına takıldık. Grubumuzdan olan arkadaşların eski arkadaşlarından oluyor bu gerilla. Adı Alan. Alan Başuri. Geldiğimiz alanın teknikçisi oluyor bu gerille. Zaten mangasına girer girmez bunu anlamak mümkün. Etrafta onlarca ilginç küçük küçük icatlar var. Belki Nobellik icatlar değil bunlar ama işlerin kolaylaşması açısından oldukça işe yarar şeyler. Alan bize apar topar ve acilen yemek hazırlıyor. Akşam yemeğini yiyemediğimizi tahmin ediyor.
İmkansızlıkların yaratıcılığı ortaya çıkardığını söylerler. Bu kesinlikle doğru. Bu alanlar içerisinde yaşamı kolaylaştırıcı bir teknik malzeme ya da düzenek bu teknikçi arkadaşların parmaklarının ürünü. Etraftaki en küçük bir teknik malzeme bile onlar için işe yaramaz bir parça değil. Onlardan öylesine ilginç şeyler üretiliyor ki. Örneğin arazide bulunan patlamamış havanlar bile içerisinde renkli çiçeklerin yeşerdiği vazolara dönüştürülebiliniyor.
Edebiyat felaketi
Alan’ın yanından ayrılıyoruz şimdi. Geldiğimiz alanın karargahına varmamız gerekiyor. Ancak bir yere daha uğruyoruz. Burada gerillalara neden geldiğimizi aktarıp bizi yerimize ulaşmamız için yolu bilen birkaç arkadaş vermelerini rica ediyoruz. Girdiğimiz yeni manganın kapısını aralar aralamaz hoş bir sıcaklık yüzümüze vuruyor. Burada da soba yakılmış ve her zaman ki gibi üzerinde kara bir çaydanlık bulunuyor. Gelir gelmez çaylar sunuluyor önümüze. Sobanın sıcaklığına burada bulunan gerillaların sıcak karşılamaları ekleniyor. Manga kalabalık ve tam ortasında uzunca bir masa var. Masanın üzerinde çeşitli kağıtlar, defterler, kalemler duruyor. Toplantıdan yeni çıkılmış. Pratik çalışmaların yanında toplantı düzeni ve eğitim çalışmalarından en ufak bir taviz verilmiyor. İki gerilla bir köşede rapor hazırlıyorlar. Bu rapor toplantının sonucunun özeti niteliğinde bir rapor. Raporu hazırlayanlardan birinin adı İntikam. O konuşuyor. Bir taraftan gözlerimize bakıp yapacağı esprinin bizlerde nasıl bir etki yaratacağını gözlüyor, diğer taraftanda elinde tuttuğu rapor kağıdına bakıyor. Biraz da çaresiz kalmış gibi. Devam ediyor: “Yav konuşması kolay da şimdi biz bunların hepsini nasıl yazacağız” hepimiz gülümsüyoruz. O da bu gülümsememizden memnun. Devam ediyor ve raporun hazırlayabildiği kısmını yanı başındaki arkadaşına mırıldanarak okuyor. “Nasıl olmuş?” diye soruyor sonra kendi cevaplıyor. “Vallahi felaket olmuş, edebiyatı parçalamışım” Gülüyoruz hepimiz hem de en içten ve tüm gücümüzle. Biz bu esprinin devamını dile getiriyoruz: “Edebiyattan medet ummaya artık gerek yok. Çünkü o İntikam arkadaş tarafından artık parçalanmıştır.”
Yeni gerillaların adı Erdal
Karşıda yaşamını yitiren Engin Sincer’in resmi var. Neredeyse tüm resimlerindeki gibi yüzündeki tebessüm göze çarpıyor. Bu resme neredeyse tüm mangalarda rastlamak mümkün. Özellikle HPG güçleri içerisinde Komutan Erdal’a karşı duyulan ilgi ve sevgi oldukça göze çarpar nitelikte. Engin Sincer’in yani gerillada tanınan ismi ile büyük komutan Erdal’ın yaşamını yitirmesi her seferinde hayıflanılıyor. Ve neredeyse onlarca yeni katılımın isminin Erdal olduğunu duyuyoruz.
Devam edecek..
HAZIRLAYANLAR: DOĞAN ÇETİN-M.NURİ EKİNCİ | |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|