Gönderen: Rojaciwan Tarih: 15.12.2006, 13:36:00 (4901 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
İSTANBUL (15.12.2006)- Öcalan, ‘’Karşılıklı bir birimizi affedelim. Affetmek de değil karşılıklı yanlışlarımızı ortaya çıkarıp, itiraf edip, gerçekleri ortaya çıkaralım. Uzlaşma ancak bu şekilde olur’’ dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çarşamba günü yaptığı görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, Türkiye-AB ilişkilerine değinen Öcalan, "Radyodan dinledim. Sekiz başlık askıya alınmış. Bu, bir limanın açılma meselesinde bile Genelkurmay, 'bize neden danışılmadı' diye bağırıp çağırıyor. Aralarında kıran kırana bir mücadele var gibi" dedi. Limanların açılıp açılmamasının önemli olmadığını, Avrupa için de önemli olmadığını ifade eden Öcalan, "Asıl sorun bizimle ilgilidir.
Kürt sorunu demokratik bir şekilde çözülmeden Kıbrıs ve diğer sorunların hiç biri temelli çözülemez. Türkiye bu sorunu çözmeden AB'ye girebilecek bir pozisyona gelemez. Kürt sorunu çözümsüz kaldıkça, Türkiye meselelerini demokratik bir şekilde çözmedikçe Kıbrıs sorunu ile birlikte Ermeni sorunu da, Asuri Süryani sorunu da, Pontus Rum sorunu ve diğer bazı sorunlar da Türkiye’nin önüne getirilecektir" şeklinde konuştu.
AFFI, BAHÇELİ ENGELLEDİ
Demokratik barışçıl çabalarına karşı gösterilen tutumu eleştiren Öcalan, şöyle devam etti: "Bizim 15 yıllık barışçıl demokratik çözüm sürecimizi isteyenler ve istemeyenler geçmişte de oldu şimdi de olacaktır. Bazı subaylar da sorgu sürecinde gelip görüşmüşlerdi. Tavırları olumluydu ve çözüme ilişkin ricaları vardı. Ben İmralı’'a getirilişimden bu yana sorunun çözümü için elimden gelen katkıyı sunacağımı söylemiştim. Benim İmralı sürecinin başından beri ısrarla takındığım tavır buydu. Gerçekçi ve akılcı bir şekilde bu soruna çözüm bulmaya çalışıyorum. Onların istediği de buydu. Ancak devlet samimi davranmadı. Anlamıyorum neden böyle oluyor, sonuç olarak bugünkü duruma gelindi. Özal zamanında başlattığımız diyalog vardı. Mehmet Ali Birand aracılığıyla yaptığımız bu konuya ilişkin röportajdan dört gün sonra Özal'a suikast haberi geldi. Süreç bu nedenle baltalandı. Sonrasında yaşananlar biliniyor. İmralı ateşkes ve barış sürecinde Parlamento'dan da çözüme ilişkin yaklaşımlar vardı. Rahmetli Ecevit, bir şeyler yapmak istiyordu. Rahşan affı, demokratik çözüm amacına yönelikti ama Bahçeli bırakmadı. Sonra o adam öldüren, öğrenci öldürenlerin affı oldu, olmadı."
BAHÇELİ 3-5 OY PEŞİNDE
Öcalan, F Tipi cezaevine konulmasını isteyen Bahçeli'ye şu yanıtı verdi: "Geç de olsa elime ulaşan gazetelerden okudum. Bahçeli Kongre'de iktidara geldiklerinde F Tipi Cezaevi'ne konulacağımı söylemiş. Beni oraya koysalar ne olacak? Buranın koşulları daha ağır bilmiyor mu? Neden bunu yapıyor? Üç beş oy için yapıyor. Deniz Baykal da Bahçeli'ye yanaşıyor. Bunlar milliyetçilik yapıyorlar. Bunlara kalırsa Türkiye hiçbir sorununu çözemez. Bütün sorunların çözümsüz kalmasından yanalar. Her şeyi şiddetle çözelim diyorlar. Vuralım, keselim, bundan başka çözümleri yok. Kıbrıs sorununda vuralım, Ermeni sorununda vuralım, Kürt sorununda vuralım dışında politikaları yok. Dünya'da artık bu tür kaba politikalara kimse itibar etmiyor. Bu politikalar Türkiye'yi içine kapatarak, küçültecektir. Aslında bunu AB ve ABD'de de istemez."
ÖLÜMLERDEN DERS ÇIKARILMALIDIR
Öcalan, bu haftada milliyetçi şoven kesimlere yönelik eleştirilerde bulunarak, şunları söyledi: "Bunlar milliyetçi olduklarını, insanlarını sevdiklerini söylüyorlar. Bu mu sevmek? Bunlar sahtekardırlar. Bunların yaptığı ittihatçılıktır. Hatta İttihatçılar onlardan daha milliyetçiydi. Osmanlı'yı sevme adına vuralım, kıralım dediler, ama sonuçta Osmanlı'nın sonunu getirdiler. Bunların yaptığı budur. Elli bin kişinin ölmesinden ders çıkarmadılar. On bin kişinin daha ölmesi umurlarında değil. Bunlar savaşa uzman çavuşları ve polisleri gönderecekler, onlar ölecek, kendileri hiçbir zaman savaşmazlar. Birilerinin makamı yükselecek, birilerini rütbesi yükselecek. Ateşkes sürecine karşı olanlar bu yüzden savaş istiyorlar. Yeter ki iktidar olsunlar."
Ulus-devlet anlayışını icat edenlerin batılılar olduğunu kaydeden Öcalan, şu hususlara dikkat çekti: "Kapitalist sistemin ana ideolojisi, ulus devlet milliyetçiliğidir. Ulus devlet milliyetçiliği onların kapitalist sistemlerinin devamını sağlayan bir araçtır. Ama bunun yarattığı tahribatlar biliniyor. Ulus devletlerin birbirleriyle yaptıkları savaşlarda üç yüz elli milyon insanın öldüğü söyleniyor. Bunun icatçısı Fransa ve Almanya'dır. Fransa'da merkezi yapı çok güçlü olduğundan ulus devlet hala yürüyor. Bu da AB'nin bugün yaşadığı krizde etkili oluyor. ABD bu modeli Ortadoğu'da Irak üzerinde uygulamak istiyor. Irak'ta ulus temelli üç devlet oluşturulmaya çalışılıyor. Bu devletler oluşturulsa bile eninde sonunda çatışacaklardır. Bu model, Ortadoğu'da tutmuyor. Tutmadığı Irak örneğinde görülüyor, her gün onlarca kişi ölüyor. Bir kaos ve kargaşa devam ediyor."
ORTADOĞU’NUN AB’Sİ YARATILMALI
Irak'ta merkeziyetçi tek üniter devlet anlayışının da tutmayacağını vurgulayan Öcalan, "Burada ancak benim önerdiğim demokratik konfederalizm sağlıklı bir çözüm getirebilir. Ortadoğu'daki devletler demokratik ulus yapılanmalarını oluşturarak bir çeşit kendi Avrupa Birliğini yaratmalıdır. Ortadoğu'da dört ana halk vardır. Bunlar Kürtler, Araplar, Farslar ve Türklerdir. Bu ana halkların gönüllü birlikteliği temelinde bir demokratik birliktelik yaratılabilir. Kürtler kendi demokratikleşmesini tamamlayıp yaşadıkları ülkeleri demokratikleştirebilir. İran, Türkiye, Suriye ve Irak, Kürtlerin yaşadığı devletlerdir. Eğer bu devletler, Kürt sorununu demokratik ulus çerçevesinde çözerlerse, demokrasi tüm Ortadoğu’ya hakim olur ve oradan dünyaya yayılır."
"Demokratik ulus anlayışı Ortadoğu'da yaygınlaştırılmalıdır" diye konuşan Öcalan, şöyle konuştu: "Ortadoğu'da çözüm ancak böyle olur. Ortadoğu ülkeleri, demokratikleşme olmadan mevcut ulus devlet yapılarıyla, ulus-devletin kurucusu olan Avrupa devletleri ve ABD ile baş edemezler. Benim daha önce başka filozoflar tarafından da dile getirilen demokratik ulus anlayışım, Türkiye'de sorunların barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmesinin tek yoludur. Aksi takdirde MHP ve CHP'de Baykal ve Bahçeli'nin yaptığı gibi kuru, sahte ulus devlet mantığıyla sorunlar çözülmez. Diyorlar ki Öcalan taktik yapıyor. Hayır ben taktik yapmıyorum. Söylediklerim stratejiktir. Ben de daha önce zorla, şiddet yoluyla bir ulus-devlet kurmak istiyordum. Çünkü o günün koşullarında böyle bir anlayış vardı. Ama hem kapitalist sistemin ulus-devlet anlayışının ideolojisi olan milliyetçiliği hem de devlet kapitalizmine dönüşen Reel Sosyalizmi yetersiz ve zararlı buluyorum. Sovyetlerdeki Reel Sosyalizm kisvesi altındaki devlet kapitalizmi, ABD kapitalizmini yüzyıl sırtında taşımış ve nihayet yıkılmıştır. Şimdi aynı rolü Çin oynamaktadır. Aslında Çin'de devlet kapitalizmi çok yoz bir şekilde uygulanıyor."
İSRAİL KATLİAM YAPIYOR
Ulus-devletin kökeninde milliyetçilik ve din olduğunu anlatan Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: "On binlerce yıl önce Yahudi Kabilelerinin bir araya gelip uyguladıkları din temelli kavmiyetçilik sistemi, binlerce yıl sonra Hitler tarafından örnek alınarak milliyetçilik, nasyonalizm şeklinde Yahudilere karşı uygulamaya geçirilmiştir. Bu durum Yahudi soykırımını yaratmıştır. Ancak soykırıma uğramasına rağmen Yahudiler, bugün aynı şekilde bu zihniyeti İsrail üzerinden Filistinlilere uyguluyorlar. Yine İsrail dini temelli milliyetçiliği ile İran'ın dini Şia milliyetçiliği çatışma halindedir. Lübnan'da Hizbullah ile yaşanan çatışmalar bunun küçük bir örneğidir. Yalçın Küçük'ün belirttiği bir şey vardı. Kurtuluş Savaşı Hıristiyanlarla Yahudilerin savaşıdır, demişti. Bu bir anlamda doğrudur."
Öcalan, "Türkiye’de Hıristiyan olan Ermeniler, Rumlar, Süryaniler kaybetti" dedi ve şöyle devam etti: "Sabetaycılar ise Cumhuriyetin kuruluşundan beri çok iyi örgütlendiler ve devlet organlarında etkili oldular. Aslında laikliği Türkiye'de Sabetaycılar savunuyor. Çünkü bunlar ne Müslüman olabiliyorlar ne de Yahudiliği yaşayabiliyorlar bu nedenle laikliğe sarılıyorlar, laikliği din haline getirdiler. Tehlikeli olan budur. Laiklik cumhuriyetin kuruluşunda öyle esaslı bir şey değildi. Türkiye'de yapılan laiklik tartışmaları sanaldır. Bilindiği gibi 1937'de anayasaya girdi. Aslında laiklik bunların savunduğu gibi de değildir. Devleti milliyetçilik, din ve her türlü ideolojilerden arındırmak gerekir. Devlet topluma ideoloji dayatmamalıdır. Devletin küçülmesi gerekir. Benim devlet tanımımda iki yön vardır. Devletin bir yönü, geçmişten gelen birikmiş tecrübedir, ikincisi ise uzmanlardan oluşan teknik boyutudur. Devlet genel planlamayı, dış güvenliği sağlamak gibi temel görevleri yapmalıdır."
HAKİKAT KOMİSYONU KURULMALI
Ateşkes sürecini de değerlendiren Öcalan, şu hususların altını çizdi: "Ateşkes ve çözüm isteyen güçlerin, buna güçleri yetmiyor olabilir. Ama çaba sarf edip çözüm yönünde adımların atılmasını sağlayabilirler. Sorunun çözümü için daha önce de söylemiştim, Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu'nun kurulması önemlidir. Karşılıklı bir birimizi affedelim. Affetmek de değil karşılıklı yanlışlarımızı ortaya çıkarıp, itiraf edip, gerçekleri ortaya çıkaralım. Uzlaşma ancak bu şekilde olur. Bu komisyonda örneğin Barolar, Barolar Birliğinden hukukçular, Tabipler Birliğinden uzmanlar, üniversitelerden en tanınmış bilim adamları, profesörler yer alabilir. Sadece Kürtler'in önerdiği isimlerden oluşması gerekmiyor, devletin veya hükümetin istediği isimler de bu komisyonda yer alabilir. Hatta onlar hangi isimleri istiyorlarsa onlar yer alabilir. Eğer gerçekten samimiyseler bunu yaparlar."
SİLAHLAR KOMİSYONA BIRAKILABİLİR
Bu tür bir komisyon kurulmadan Kürtler'den yeni adım beklemelerinin yanlış olacağını ifade eden Öcalan, "Silahların bırakılacağı bir aşamaya gelinirse ancak böyle bir komisyona bırakılabilir. Bu komisyon adaleti sağlamalıdır, adalet vaat etmelidir. Adalet olmadan silahlar kime bırakılacak? Silahlar nasıl bırakılacak, on binlerce gerilla veya partili arkadaşımız ne olacak, cezaevlerine mi konulacaklar? Bu tabii ki kabul edilemez. Bu komisyon tüm bu sorunların çözümü için çalışmalıdır. Bu konuda Afrika deneyimini anlatan kitap vardır. Bu deneyimlerden yararlanabilirler. Hatta bu deneyimin öncüleri Desmont Tutu ve Alex Boraine çağrılarak, seminer veya konferans düzenlenebilir. Bunlar tecrübelerini paylaşarak yardımcı olabilirler. Bu önerilerimiz Başbakan ile Meclis Başkanı’na iletilmelidir" şeklinde konuştu.
Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: "Van, Ağrı, Hakkari de mitingler gerçekleştirilmiş. Benzer mitingler her yerde gerçekleştirilebilir. Sadece mitinglerle de olmaz, demokratik kurumlar binlerce çoğaltılmalı. DTP, iktidar olmadan demokratikleşmeyi esas alıp, bunun öncülüğünü yapabilir. Seçime ilişkin ittifak cephesi geliştirilip, bir parti öncülüğünde ya da bağımsız olarak seçimlere hazırlanılabilir, bunun için ilgili çevrelerle görüşülebilir. Herkesin bayramını kutluyorum."
‘DEMOKRATİK ULUS ÖNERİYORUM’
Öcalan, "Benim tarafımdan reel sosyalizm ve ulus devlet anlayışı aşılmıştır" vurgusu yaptıktan sonra çözüm olarak şu önerilerde bulundu: "Bunun yerine demokratik ulusu öneriyorum. Bu anlayışta herkes kendi kimliğini özgürce yaşar. Bu kültürlerin yeniden doğması ve korunması zarar getirmez. Çünkü kültürler, kimlikler yok edilemez. Batı bunu anlamıştır. Bu nedenle Batı'da etnisiteye verilen önem, aslında ulus devlet ideolojisi yüzünden kimliklerin, kültürlerin bastırılarak yok edilmesinin yanlış olduğunun anlaşılmasındandır. Bundan dolayı bu kültürler yeniden canlanıyor. Mesela İngiltere'de bugün Kelt kültürü canlandırılmaya çalışılıyor. Bu iyi bir şeydir. Türkiye'de de Laz Lazlığını, Kürt Kürtlüğünü, Gürcü Gürcülüğünü, Türk Türklüğünü vs. herkes kendi kültürünü özgürce yaşamalıdır. Bu kültürler zenginliktir. Fakat hepsini birleştiren ortak bir bağın olması gerekir. Buna üst kimlik demek şart değil, genel kimlik de denilebilir. Bu da demokratik bir ulus anlayışı, demokratik bir anayasa ve gelişmiş çok kültürlü bir hukuk düzeni ile mümkün olabilir. Bizim istediğimiz budur. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Benim demokratik ulus anlayışımda bayrakla sorunumuz yoktur, sınırla sorunumuz yoktur. Devlet kurma imkanım olsa dahi ben ulus devlet kurmam. Çünkü ulus-devletin sorunlara çözüm olamayacağını biliyorum. Türkiye’deki Sol çevrelerinde yeterli düzeyde bu konuda fikirsel ve pratik faaliyetleri bulunmamaktadır. Demokrasi kültürünü, anlayışını halka taşıramıyorlar. Aslında sol çevreler iki yüzlülük yapıyor. Birikim Dergisi'nde çıkan Ömer Laçiner'in makalesinde önerdiği demokratik tek millet kavramının yeterli olmadığına daha önce değinmiştim. Eğer samimi iseler demokratik ulus kavramının arkasında durmalıdırlar."
Öcalan, şunları dile getirdi: "Bizim isteğimiz Demokratik ulustur. Bunun iyi anlaşılması gerekir. Nietczhe, kapitalizm geldi, tanrı öldü diyor. Burada ulus-devlet anlayışının ve devlet iktidarının bireyi küçülttüğünü, böcekleştirdiğini, adeta bakterileştirdiğini belirtiyor. Almanya Ulus Devleti'nin zaferini Nietczhe felaket diye nitelendirdiğinde o zaman onu kimse anlamadı ve Nietczhe için delidir dediler halbu ki dahidir. O'nu, üst insan kavramını kullandığı için milliyetçilikle suçladılar. M. Foucault da aynı paralelde 'insan da öldü' demiştir. Bunların ikisi de egemenliğe ve iktidara dayanan ulus devlet milliyetçiliğini ve kapitalizmin insani olmayan boyutunu gözler önüne seriyorlar. Nietczhe nasıl birey-insan konusunda uç noktaysa Hegel de tersine devlet içinde bireyi eritiyor. Yani Nietczhe 'devlet batırır' diyerek insanı, bireyi yüceltiyor, Hegel ise devleti yücelterek 'birey batırır' diyor."
‘DİLİMİ YOK EDEMEZSİNİZ’
"Bana devlete zarar verdin diyorlar" diye konuşan Öcalan, şöyle devam etti: "Doğrudur, ben de zarar verdim. Ama onlar daha çok zarar verdiler. Şeyh Sait döneminden beri bu zarar devam ediyor. Kürtler çok zarar gördü. Kürtleri bu şekilde bitiremezsiniz. Şimdi ben diyorum, bunu durduralım. Benim dilimi kültürümü yok edemezsiniz. Bunu anlamıyorlar. Bunu anlamak gerekir. Benim söylediklerim, çabam, kalıcı bir barış ve çözüm yaratmak içindir. Bu tür söylemlerime bile engel olunursa nasıl süreci işletebiliriz? 15 yıldır çözüm için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu çabalarımıza karşı çıkanlar her zaman oldu. Şimdi de var. En basit söylemlerimizden dolayı hücre cezası veriyorlar. Ben bu hücre cezasına karşı yaptığım savunmamda da belirttim. İşte halkı isyana çağırdığım iddia ediliyor. Bunlar gerçeği yansıtmıyor. Ben böyle tehlikeler için önceden uyarıyorum. Bunların olmaması için çaba sarf ediyorum. Ama onlar tutup, bu sözlerimi ceza konusu yapıyorlar. Böyle yaparlarsa biz, barışçıl demokratik çözümü nasıl sağlayacağız? Bu tür cezaların verilmesi doğru değildir.
"Türkiye'de bir milliyetçilik dalgasını yaratmak ve ulus-devlet anlayışını katı merkeziyetçi bir şekilde devam ettirmek isteyenler var" diyen Öcalan, sözlerine şöyle devam etti: "Bunların başında da MHP ve CHP geliyor. Bunlar bir nevi ittihat terakki mantığının devamıdırlar. Bu anlayışın Türkiye'ye kazandıracağı bir şey yoktur. Bunlar Mustafa Kemal'i de anlamıyorlar. Mustafa Kemal'e ulus-devletin kurucusudur diyorlar. O günün koşullarında doğrudur ama o, özgürlükçüdür. Onun için bağımsızlık ve özgürlük esastı. Milliyetçiliği de devletçiliği de özgürlük için gerektiği kadar kullanmıştır. O dönemde yapabileceği başka bir şey yoktu. Fırsat buldukça inceliyorum. O da benim gibi çok okuyormuş, sabahlara kadar. Benim okuduğum türden kitaplar okuyormuş. Devletler, medeniyetler tarihi, politika üzerine ve daha birçok kitap okumuştur. Mustafa Kemal, kendi çağındaki bütün filozofları okumuştur. Kendi döneminde ve koşullarında ne yapsın, ancak onları yapabildi. Avrupa medeniyetini, batı medeniyetini hedef aldı, mürşit olarak bilimi gösterdi. Bu gün yaşamış olsaydı, O da bizim yaptıklarımızı yapacaktı."
NAMUS CİNAYETLERİ ÖNLENMELİ
"Kürtler iktidarı hedeflemeden demokratik toplum hedefini gerçekleştirmelidir" Kürtlere şu önerilerde bulundu: "Benim Kürtlere önerim, siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel her alanda demokratik sivil örgütlenmelerini sağlamalarıdır. Bunları devletten beklememeliler. Kendi özgücümüzle bunları başarmalıyız. Çevre dernekleri, çevreci-feminist dernekler, emek örgütlenmeleri, dayanışma kurumları gibi binlerce dernekleşme, örgütlenme gerçekleştirilmeli. Çevreci-feminist derneklerin kurulmasıyla, yaygınlaştırılıp halka ulaşmalarıyla töre, namus cinayetleri önlenebilir. Bu konuda toplum, kadınlar bilinçlendirilmelidir. Ancak o zaman özgürleşebilirler."
DİL AKADEMİSİ KURULMALI
Öcalan, "Dil Akademisi'nin kurulması önemlidir, daha önce de önermiştim. Mehmet Uzun'un Hasan Cemal ile yaptığı röportajlarını okudum. Dile önem veriyor. Kendisine şifalar diliyorum. Umarım hastalığını atlatır. Dil Akademisi'nin kurulmasına bu konuda yetkin diğer aydınlarla ve Büyük Şehir Belediyesi ile birlikte öncülük edebilir. Nasıl ki Orhan Pamuk İstanbul Romanı'nı yazdı o da Diyarbakır Romanı'nı yazabilir. Yine bizim doğamız tahrip edildi, barajlardan dolayı binlerce köyümüz sular altında kaldı. Her sene Kıbrıs kadar toprağın gittiği söyleniyor. Erezyona karşı mücadele edilmeli. Büyük barajlar yerine küçük barajlar yapılmalı. Ormanlar korunmalı yeni orman alanları için ağaçlandırmalar yapılmalı. Sadece dergi vb. teorik çalışmalarla yetinilmemeli. Beni sevdiklerini saydıklarını söylüyorlar. Beni sevmek, saymak; düşüncemi anlamak ve hayata geçirmek, demokratik ulusun oluşturulması için çalışmakla olur. Ancak herkes birkaç komünde dernekte görev üslenmeli, çalışmalı. Çalışmayana selam söylemiyorum. Bu çalışmalarda DTP'ye de büyük görev düşüyor. Misyonu önemlidir."
..
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|