Gönderen: lawikemetini Tarih: 15.12.2006, 14:56:00 (884 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
Yanımıza Fikret isimli gerilla yanaşıyor. Amed’e has kırık özellikleri hala üzerinde. Hatta bu özelliği ile neşe kaynağı. Akşam Fiskayadan o yanı parçasından tutalım Amed’in ünlülerinden biri olan Kadri baba hikayelerine kadar bir sürü hikaye dinliyoruz.
Gerillada bir Qırıx
Sonunda karargaha gelmiş durumdayız. Seyithan ile karşılaşıyoruz burada. Seyithan uzun yıllardır gerillada ve bu uzun yılların büyük bir bölümünü Dersim dağlarında geçirmiş. Mangasına girer girmez sıcak bir merhabalaşma ile karşılanıyoruz. Cebimizden öncesinden oraya neden geldiğimizi izah eden bir notun yazıldığı kağıdı kendisine uzatıyoruz.
Ardından suyun nerede olduğunu soruyoruz. El işaretiyle dışarıda bulunan suyun nerede olduğunu gösteriyor. Suyun önüne vardığımızda bir genç gerillanın da orada olduğunu görüyoruz. Niyetimiz çoraplarımızı yıkamak. Suya elimizi uzatır uzatmaz neredeyse bu fikrimizden vazgeçeceğiz. O kadar soğuk bir su ki birkaç saniye içinde elimizi hissetmememize neden oluyor. Çorapları yıkayana kadar dört beş kez ara vermek zorunda kalıyoruz elimizi ovalamak için. Yanımızdaki genç gerilla konuşuyor “bu su o kadar soğuk ki bulaşık durularken bile birkaç kez ara verip mangaya sobanın önüne koşuyorum elimi ısıtmak için. Yoksa bu soğuğa dayanmak mümkün değil” Biz de çorap yıkama işinin ardından aynı şeyi yapıyoruz. Hemen sobanın önüne koşuyoruz.
Sabah erken saatlerde planlamamız gereği bir tabura gideceğimizi söylüyor öyle hazırlanıyoruz. Doğu Kürdistan’lı Diyar adında bir gerilla eşlik ediyor bize. Yolculuk boyunca öncümüz o olacak. Bizi kestirme bir yoldan götürdüğünü söylüyor. Yol gerçekten kestirme ancak o kadar inişli çıkışlı ki oldukça fazla terliyoruz. Mola verdiğimiz yerler ise genelde vardığımız yüksek boğazlar oluyor. Bir gazeteci için en uygun mola yerleri buralar. Hem araziyi izlemek mümkün hem de çekim için en stratejik noktalar buralar.
Burada köpek var mı?
Yolculuğumuzun yarısında bir köyün içinden geçmek zorunda kalıyoruz. Bu yakınlarda bulanan neredeyse tek köy burası. Üstelik burada bulunanlar diğer köylüler gibi kışın şehre dönmüyor, yine bu derme çatma evlerinde kalıyorlar. Köy evlerinin yanı başlarında atlar ve katırlar için hazırlanmış otlar neredeyse bir köy evi yüksekliğinde istiflenmiş ve özenle paketlenmiş adeta. Yanımızdaki Diyar’a soruyoruz. “Burada köpek var mı?” diye. Açıkçası korkuyoruz. O da gülerek cevap veriyor. “Evet var” gülmeye devam ediyor. Biz ise cevaptan pek memnun değiliz. Endişe yüzümüze vuruyor. Birkaç soru daha soruyoruz peş peşe “Peki saldırıyorlar mı? Yanımıza yaklaşırlarsa ne yapalım? Diyar sorularımıza gülmeye devam ediyor ama o kendinden emin. Sorun değil “gelirlerse korkmayın” diyor bizlere. Elindeki silahı gösteriyor “bir iki kaldırdım mı korkup kaçar” diyor. Biraz rahatlıyoruz. Köyün içinden geçerken kafamızdaki kefyeyi çıkarıyoruz. Niyetimiz olası bir köpek saldırısında gafil avlanmamak. Dışarıdaki en ufak bir sesi ve hareketi erken algılamak için yapıyoruz bu hareketi. Neyse ki köyden çıkana kadar olağandışı bir şey olmuyor. Hatta köpeklerin seslerini bile işitmiyoruz.
Şimdi karşımızda aşmamız gereken bir boğaz daha var. Uzaktan bakınca pek uzak görünmüyorlar. Ama aşağıdan bakıldı mı durum değişiyor. Neyse ki biraz dinlenerek ağır ağır çıkıyoruz boğazı. Vardığımız yerde istiflenmiş odunları görüyoruz. Bu gelmek istediğimiz tabura yaklaştığımızın işareti.
Girdiğimiz mangada tabur komutanı Kahraman adlı gerillayla tanışıyoruz. İçeride işleri olduğu masada bulunan kağıt, kalem ve açık bulunan cihazdan anlaşılıyor. Bizi ağırlıyor ve ardından notumuzu kendisine veriyoruz. Çalışma için tabura gelişimizden memnun oluyor Kahraman. Her türlü yardıma hazır olduğunu belirtiyor.
Bulunduğumuz mangada bizim ve Kahramanın dışında Ruçem adında bölük komutanı bayan gerilla ve diğer bölük komutanı Dilxwaz bulunuyor. Biraz not almak için sorular soruyoruz. Öncelikle Ruçem cevap veriyor sorularımıza. Kışa nasıl hazırlandıklarını anlatıyorlar. Yaklaşık 2 ay öncesinden başlanmış kış hazırlıklarına. Kış için tüm mangalara okula, kamelyaya ve fırına odunlar çekilmiş. Ardından Erzaklar taşınmış üslenme alanlarına. Mangalar hazırlanmış, okul kurulmuş. Tabi böyle ağızdan çıktığı gibi kolay olmuyormuş bunlar. Bunu Ruçem adlı gerilla böyle anlatıyor. O mangaların yapımı için uygun kayalıklardan taşlar devrilmiş, bunlar kırılıp küçük parçalara ayrılmış, kırmızı toprak elenerek tuz saman karışımı ile kerpiçler hazırlanmış. Yine uzun düzgün kalaslar kesilmiş mangaların üstü için. Ardından mangalar su almasın diye etraflarında kanallar açılmış. Yani açıkçası kolay olmuyormuş bu işler.
Kavurma için Kahraman bekleniyor!
Kışa hazırlığın en önemli adımlarından biri de kış için reçellerin hazırlanması turşuların yapılması işi oluyor. Taburdaki en iddialılar çıkıyorlar bu iş için ve tüm maharetlerini sergiliyorlar. En iyi reçeli ve turşuyu yapmak çok önemli. Bir tabur için 40’a yakın bidon turşu 30 torba ceviz 30 bidonu aşkın incir ve armut reçeli hazırlamışlar. Ayrıca kendi çabaları ile ağaç gövdelerinden çıkardıkları bidonlarca bal varmış. İnsanın bu taburda kalası geliyor diyoruz kendilerine. Bu kadar hazırlığın bile az olduğunu söylüyorlar. Ama zengin olduklarını ima ediyoruz. Cevap erken geliyor. “Ne yapalım. Biz her şeyimizi doğanın bize sunduğu imkanlardan faydalanarak elde ediyoruz. Çalışıyoruz, kazanıyoruz”
Kavurma hazırlayıp hazırlamadıklarını soruyoruz. Bu da kış hazırlığının önemli bir parçası oluyor. Günlerce bu iş sürüyor. Heval Ruçem tabur komutanı olan heval Kahramana bakıp eleştirel bir gönderme yapıyor ve konuşuyor. “Kavurma için artık heval Kahramanı bekliyoruz ava çıkıp domuz vurursa bu kışı kavurma ile geçirebiliriz.” Bu eleştiri söz verilmiş ama ertelenmiş bir göreve atıfta bulunuyor. Bunu yazacağımızı söylüyoruz. Heval Ruçem ekliyor “yazın yazın halkımız bunu bilsin” diyor gülerek.
Öğlen arasında tüm arkadaşlarla tek tek merhabalaşıyoruz. Daha öncesinden tanıştığımız gerillalarla hasret gideriyoruz.
Durumlar yahşidir?
İçlerinden Salar denilen gerillayla sohbetimiz derinleşiyor. Salar 2006 yılının başında katılmış gerillaya. Kendisini o zamandan tanıyan bizler için onu yazmak önemli. Sadece etnik kimliği açısından değil mütevaziliği emekçiliği ve coşkusu ile kesinlikle yazılması gereken biri.
Salar bir Azeri. İran’da yaşadıklarını ilk katıldığı günden o kadar sade ifade ediyordu ki. “ İran’da halkları birbirlerine karşı kışkırtıyor düşmanlık yaratıyorlar. Orada Özgürlük adına yaşanacak hiçbir şey yok gerçek özgürlük burada. Biz de onun için buradayız” diyor. Geldiği günden bu yana çok kısa bir süre geçmesine rağmen Kürtçe’yi öğrenmiş durumda. Ve gerillaya orada bulunan her parçadan Kürde o kadar çok ısınmış ki ayırt etmek çok zor. Bazen konuştuğu anda Azerice’nin bizlere herdem komik gelen o şivesiyle kendini ele veriyor. Bu tarz konuşmak ona biraz daha sempati katıyor. Mangada oturduğumuz sürece gelen bir çok arkadaş ona şöyle deyip takılıyorlar: “Salar durumun nasıl yahşidir?” O her zamanki gülümseyişiyle cevap veriyor: “Durumlar yahşidir.”
“Kadri baba”
Yanımıza bir gerilla daha yanaşıyor. Onunla da daha öncesinden tanışıyoruz. Amedli Fikret bu. Amed’e has kırık özellikleri hala üzerinde. Bundan kimse rahatsız da değil. Hatta bu özelliği ile neşe kaynağı. İsmini Amanoslar’da yaşamını yitiren ağabeyinden almış. Bize de her seferinde Amanoslar’a gitme isteğinden bahsediyor. Her seferinde anlattığı Amed hikayeleri, keko fıkraları ve Amed manileri ile o, Amed’i burada yaşıyor adeta. Geçenlerde yapılan 27 Kasım kutlamalarında skeçte oynamış. Neredeyse tek başına oynadığını, herkesin çok beğendiğini görüntülerinin de Fırat adında bir gerillada bulunduğunu söyleyip duruyor. “Heval görecağtın var ya. Bi elime almışam BKC’yi gitar gibi sallıyam, diğer taraftan gözimde bi güneş gözliğı, bir taraftan da “fiskayadan o yani” türkisini söyliyem. Kuran var yaa millet gülmağtan öldi” Akşam bize de mani söylemesini istiyoruz. Cevap veriyor: “tamam veyy ayıp etmisiz. Mani sizın köpeginizdir, bağlaram kapınıza havlar”
Akşam Fiskayadan o yanı parçasından tutalım Amed’in ünlü biri olan Kadri baba hikayelerine kadar bir sürü hikaye dinliyoruz. Bu hikayeler bir de onun ağzından anlatılınca daha bir keyif alıyoruz. Mangada tek bir çıt yok, tek ses her hikayenin arasında attığımız kahkahalar.
Kendisi devam ediyor. “Bi gün Kadri baba kahvede oturi. O sırada televizyonda Süleyman Demirel çıği. Kahvedekiler hepsi oraya baği baği kendi aralarında konuşi. Diyiler yav hele adama bax koskoca Cumhurbaşkanidır. Biz yanına yanaşamayığ bile. O sırada Kadri baba kaği ayağı diyi ‘kim? Sülo! Yav gidin işinize. Bizim sülo ile yedığımız ictiğimiz ayri gitmi’ Kahvedekiler hepsi diyi ki ‘Kadri baba atmaaa!
Kadri baba devam edi. Diyi varsız iddasına. Millet diyi he varığ. Diyiler hade gidağ Ankara’ya. Ankara’ya gidiler. Kadri baba çumhurbaşkanlığı köşkünden içeri gidi. Sonra birden Süleymen Demirel’le birlikte dışarı çığılar herkesi selamlılar. Sonra herkes diyi ki ‘Vayy Kadri Baba sen bir numarasan!’ Sonra bi gün yine kahvede oturilar bu defa televizyonda Bill Klinton çıği.
Millet yine diyi ‘Vay adama bax koskoca Amerika’nın başkanidır. Biz bu adamın 10 kilometre yanına bile yanaşamayığ. Kadri baba yine ayağa kalği diyi ‘Kim? Bill! Yav ayıp edisiz daha geçenlerde aradı, dedi bana kontür at telefonumun kontüri bitmiş. Millet hepsi güli. Kadri baba diyiki ‘ne gülisız oğlım. Ma yalan atıyam?’ Millet diyi kanıtla. Kadri baba diyi tamam gelin gidağ Beyaz Saray’a size kanıtlayayım. Atlillar uçağa gidiler. Beyaz Saray’ın önüne geliler kadri baba millete döni diyi ki “bax şimdi ben içeri gidecağam ama sizi içeri almazlar. Onun için o karşıdaki pencereye Bill ile birlikte çıkacağız size selam verecağız. Millet diyi tamam. Kadri baba içeri gidi on dakika sonra birisi ile birlikte pencereye çıği el salli bunlara. Bunlar bağilar ama tanıyamılar Bill Klintoni. Kendi kendilerine diyiler bu Kadri baba bizi kandırmasın acaba. Tam o sırada bir tene Afrikalı ordan geçi. Millet diyi hele durun buna sorağın o Bill Klintondur yoksa degıldır. Sorilar. Bu Afrikalı pencereye doğru baği diyi ki ‘valla bu sol taraftaki Kadri babadır ama digerini tanıyamadım”
Gece Kahraman adlı tabur komutanının mangasında kalıyoruz. Jenaratör bozulduğundan bu gece elektriksiziz. Haberleri izleme fırsatı olmayınca ancak radyodan takip edebildik haberleri. Oturduğumuz mangada eski bir fanos var. İçeriyi biraz is çıkararak da olsa iyice aydınlatıyor. Fanos yüksekçe bir ranzanın üzerine konulmuş. Tam arkasındaki duvarın üzerinde kocaman bir Türkiye haritası bulunuyor. Bu çeşitli gazetelerin parça parça verip birleştirilen büyük haritalarından. Fanosun ışığıyla aydınlanan haritada kendi bulunduğumuz yere bakıyoruz. Yerimizi tam kestirmemiz mümkün olmasa da aşağı yukarı belirleyebiliyoruz. Fanos ışığı önünde incelenen bu haritalar çeşitli film sahnelerini hatırlatıyor bize. Bu kez izleyeni değil, bizzat oyuncusu olmanın değişik hissiyle söndürüyoruz Fanosu. Bu yatma vaktinin geldiğini işaret ediyor.
Devam edecek....
HAZIRLAYANLAR: DOĞAN ÇETİN-M.NURİ EKİNCİ 
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Yazan: kiyas Tarih : 2006-12-15 19:11:17 Puan :      |
|
COK YAHSI :) BIR YAZI DIZISI OLMUS
Devamini merak ve hevesle bekliyoruz.
Hazirlayan arkadaslarin ellerine saglik emekleri helaldir.
|
|
Yazan: fisovali Tarih : 2006-12-16 00:49:21 Puan :      |
|
|
yok yaw ayip edisen birlkte soğan yemişiğ bill ile :) |
|
|
|
 |
| |
|