Bir kadın bir katili nasıl sever, diktatöre nasıl tapar? Eğer kadındaki de benzer bir isim yapma hırsı değilse, annelik duygusu onu bu tür rezil sevmelerden alıkoyar… 12 Eylül’ün meşhur kasabı, apoletli eşkiyası Esat Oktay Yıldıran’ın eşi onunla nasıl soluk almıştır, 12 Eylül’ün karanlık ihtilalci ve intihalci generali Evren’in kaybettiği onca insan, ailesinin rüyalarından nasıl kaçmıştır?
“Paraguay’a döndüğümde orayı Fransa’ya tıpatıp benzeyen bir ülke haline getireceğim. Bir opera binası, bir tiyatro ve bir kütüphane yaptıracağım. Kaldırımlı geniş caddeler, ağaçlıklı parklar yaptıracağım. Dahası Paraguay’ı Güney Amerika’nın en önemli, en güçlü ülkesi haline getireceğim” diyordu Franco, sevdiği kadın Ella’ya.
Sevgiliye verilen bu tumturaklı sözlerin altında “aslında öyle işler yapacağım ki tüm dünyada çok ünlü bir insan olacağım, adımı herkes bilecek” gururu vardı.
“Hüzünlü Bir Aşk Şarkısıydı Paraguay” adlı kitabı bitirdiğimde, Franco’nun artık ne opera binası ne de tiyatroyla alakası vardı. Adının ardında etine batmış mızrağın kanattığı yürüyen bir gölgeydi O ve sevgilisi Ella ona inanmaktan başka bir şey daha yapıyordu: Sevmek…
Paraguay’ı kurtarmak adına dağılan bir ordunun, eksik kalmış diktatörlüğün, hayalde kurulan gösterişli sanat binalarının altında kaldı Franco. 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Paraguay için önemli olan para ve onun erişebileceği ekonomik damarlardı. Oysa Franco bir diktatördü. Hırsları vardı ve aşkından ve adından daha üstündü. Brezilya, Uruguay ve Arjantin’e açtığı büyüme savaşında bir mızrağın delip geçtiği kalbinden, kalple bağlantısı kesilen beyninden geçenler yenilgisinin körlüğüydü.
Kitap bana daha küçük ama önemsediğim şeyleri anımsattı.
Bir kadın bir katili nasıl sever, diktatöre nasıl tapar? Eğer kadındaki de benzer bir isim yapma hırsı değilse, annelik duygusu onu bu tür rezil sevmelerden alıkoyar…
Daha kötüsü bir kadın yalancıya nasıl inanır, hırsıza kalbini nasıl verir? Eğer kendisi de yalancı ve hırsız değilse…
Gazetelerin bombardımanına yakalanmış bir adın önünde kasap, katil, soyguncu, sapık, hırsız, tecavüzcü sıfatları varsa, o durumu nasıl kabul eder ve nasıl sahiplenir?
12 Eylül’ün meşhur kasabı, apoletli eşkiyası Esat Oktay Yıldıran’ın eşi onunla nasıl soluk almıştır, 12 Eylül’ün karanlık ihtilalci ve intihalci generali Evren’in kaybettiği onca insan ailesinin rüyalarından nasıl kaçmıştır? Albümünde eşinin katlettiği kaçakçıların fotoğraflarını da sergileyen bir kadın nasıl bir insandır?
Öldürmeyi alışkanlık, tecavüzü bir an olarak geçiştirenlerin tanrıya mideyi boş tutarak sarılmaları neden Müslümanlıktır? İradi dokuyu lastiğe çevirenlerin bağırları, bağırttıkları çocukların seslerine neden sağırdır? Nasıl bir ülke düşlemişlerdir, sevgililerine yaz yağmuru altında anlattıkları, merak ediyorum… “Sevgilim, o üniformayı giydiğimde bu memleketi solculardan, teni kavruk çocuklardan, dil bilmez kartlardan ve kurtlardan temizleyecek, bembeyaz bir sayfada kırmızı bayrağımızı gururla sallandıracağım” mı demiştir örneğin… Ya da;
“Sevgilim, göreceksin, bir sürü teröristin kulaklarını kesip boynuma asacak, gözlerini oyup cebime dolduracak, köyleri basıp tarlaları yakacağım ve şanlı kurumdan şan üstüne şan alıp daha üst görevlere terfi edeceğim, daha çok paramız olacak böylelikle… İşte o zaman sana denize sıfır yazlıklar, boğaz manzaralı daireler, sıfır kilometre arabalar alacağım…”
***
Franko sevdiği kadın için ülkesini Paris yapmak istemiştir ya, acaba Kenan Evren kimin için bu ülkenin bir dönemini kararttı, hiç bilmiyoruz… Hangi kadına güç gösterisinde bulunmak istedi, bu ülkenin taze dallarını keserek hangi canavarı sevindirdi, hala bilmiyoruz…
Ama bir erkek ya kadını için katil olur ya da kadınsızlığı için… Umarım Pinochet gibi eceliyle ölmeden evvel bu darbenin gerekçesini fısıldayan olur kulaklarımıza…
guleryildiz@gmail.com
http://www.yeniozgurpolitika.org/ |