Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış programını seyrederken, demagog Demirel’i şaşkınlıkla seyrettim. Yurtsever -Demokrat ve Devrimci Gençlerden korkan bir ruh hali vardı. Alabildiğine endişeliydi. Birden onun geçmişini düşünmeye başladım.
Oysa, 1963’te ABD menşeli Mac Charti patentli komünizme karşı mücadele dernekleri adı altında faşist dernekleri kuran ve bunları ABD’den aldığı milyonlarca dolarlarla finanse eden aynı Demirel idi. Faşizmi Türkiye’de meşrulaştıran oydu. “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyen de oydu. Kendi kimliğini inkar ederek Türkleşen birsinden insan ve vicdanlı olma vasıflarını beklemek gaflettir. Bir deyim vardır: “Özünü yitiren insanlığını da yitirir.” O artık insanlığın başına musallat olan bir canavardır. Kuyucu Murat Paşa’lar, Boşnak Kenan Evren’ler, Abaza Abdullah Çatlılar, Çerkez Haluk Kırcılar, Yine Cemal Paşalar ve Deniz Baykallar, Gürcü Recep Tayip Erdoğanlar, Kürt Abdulkadir Aksular, Kürt CIA ajanı ile Mason Nur Cemaati hocası Fetullah Gülenler, Aleviliğin firavunu Cem Vakfı sahibi Kürt kökenli İzzettin Doğanlar, ırkçılığın farklı versiyonu Dersim Kürtlerinden Düzgün TV sahibi Mustafa Düzgündede ve Vicdan Baykaralar, Kürt ve Türk halklarını kültürel ve fiziksel soykırıma tabii tutarken dayandıkları düşünce sistemi ırkçılıktır. Hepsi palazlanırken yada iktidara oynarken, birer canavara dönüştüler. Siyasal diktatörlük bir gerçektir, ama ideolojik diktatörlük daha fazla bir gerçektir. İdeolojik diktatörlükte bireyler değişebilmesine rağmen, ideolojik diktatörlüğün yayılımı uzun süre alabilir. Çünkü 83 yıldır Türkiye’de Türk-İslam sentezli ideolojik diktatörlük devam etmekte, sadece bu ideolojik diktatörlüğü devam ettiren bireyler gelip gitmektedir. Bu, Türkiye’deki ırkçı ideolojik diktatörlüğün nesnel bir durumudur.
Morisson vakfı tarafından ABD’ye götürülerek okutulan ve masonlaştırılan Demirel’in 50 yıldır yaptığı katliamdan başka bir şey değildir. Türkiye halkından olmayan birinin halklar mozaiğine verebileceği ne olabilir ki? Ancak ve ancak yapabileceği masonluktur. Eğer böyle olmasaydı bir gencin sorduğu masonluk sorusunu niye yanıtlamadı. Klişe ve beylik söylemler kimseyi doyuramıyor, doyuramıyor Demirel. Duvara tosluyor, bilmiyor musun Demirel? PKK, Türk resmi ideolojisinin ezberini bozmuştur. Muğla Üniversitesindeki salondan atılan yurtsever gençten de öğrenemedin mi Demirel?
Sindirilen halkların, inançların özgürlük arayışlarına güç verenin PKK olduğunu herkesten daha iyi bilen sensin Demirel. Durum böyle iken, Demirel’in yüz ifadesi de değişmiştir. Daha yumuşak bir argümanla ezilenlerin temel hak ve özgürlüklerinin önüne set çekmeye çalışıyor. Buna yeni bir aldatma türü denilir. Siyaset bilimindeki adı da faşizm, ırkçılık ve bio-iktidardır. Ne kadar maskelemeye çalışsalar da, son demlerini oynayan, değişmemede ısrar eden Türk resmi ideolojisinin yeni bir argümanıdır.
Söz Demirel’den açmışken çok değil, yakın zamanlarda söylediği “önceki isyanları ezdik, 29. isyanı da ezeriz” argümanını kullanmaktan çekiniyordu. “Tarihe baksınlar da” diyemiyordu. Kürt halkının öz bilinç ve örgütlü potansiyelini görüyor gibiydi. Polemik yapmaya kalkışırken, Kürt olgusunu tersten inkar ederken Yurtsever gençler karşısında köşeye sıkışmıştı. Bir kez daha “Kürt realitesini kabul ediyorum” diyordu. “Ama ve lakin Kürt-Türk birdir” düşüncesine dayanarak şunu da ekliyordu: “Kürt Türk’tür.”
O zaman sormazlar ki, “elma ağacına portakal aşısı tutar mı?” Bu bilime ters değil midir? Ey bilimsel düşündüğünü iddia eden Demirel. Var olan bir halkın hakkı da yok mudur? Aslında sondan başa geçersek, Kürt varlığını yok saymadır. Tarihsel ve toplumsal birikimlerin ifadesi olan Kürt olgusunu inkar etmenin, soykırıma uğratmanın dışında başka bir ifadesi olamaz.
Bir de empati açısından düşünelim sayın Demirel. Ulusal kurtuluş savaşından sonra Kürtler yönetim kademesinde baskın çıksaydı Trakya, Anadolu ve Kuzey-Batı Kürdistan coğrafyalarının geneline Kürdistan adı konulsaydı, “Kürt-Türk kardeştir, bir ümmettirler, ayrısı gayrisi aynıdır” denilseydi nasıl karşılanırdı?
Tüm Türk isimleri Kürtçeye çevrilseydi, Kürt dili devletin resmi dili ilan edilseydi, Türk işbirlikçi çizgisi yaratılarak Kürtlerin işbirlikçisi Türklere mevki, para ve unvan dağıtılarak Kürdistan Cumhurbaşkanı, Başbakanı, milletvekili, müsteşar, her türlü bürokrat, memur, kapitalist ve tarikat şeyhleri yapılsaydı Türk halkı bunu kabul eder miydi? Sonra da “herkes Kürdistan devletinin eşit vatandaşıdır” savı ileri sürülseydi doğru olur muydu?
Türk Alevi’sine “sen Ailevisin, Türk değilsin, Kürtsün, dindarına da sen Müslümansın, Kürt-İslam sentezini benimsemek zorundasın”, kimliği dayatılsaydı, insan hukukuna ve etik değerlerine uygun olur muydu? Türk halkının yaşadığı mekanlarda fiziksel ve kültürel soykırım sürdürülseydi, her tarafı askeri işgale uğratılsaydı sonucu ne olurdu acaba?
Altı yaşındaki Türk çocukları zorunlu temelde YİBO ve değişik cemaat okullarına alınarak hepsine Kürtçe öğretilseydi, “siz tarihsizsiniz, kültürsüzsünüz, sizi uygarlaştırıyoruz” politikasıyla Kürtleştirilseydiler, Türklükten dem vuranların tepkisi acaba ne olurdu? Doğrusu çok merak uyandırıyor. Bunların hepsi “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil” olarak Kürdistan devleti adına yapılsaydı, bunun adı “ırkçılık”, “faşizm” olmaz mıydı? Size soruyorum, ey Demirel, ey Abbas Güçlü, ey Türk halkı?
Yine bir Arap, Fars ve Türk ümmetçilik anlayışıyla Kürt olmayı doğru bulmuyorsa, Kürt bunu niye doğru bulsun? Niye Kürt’e Türk, Fars ve Arap olma reva görülüyor da, onlara Kürt olma reva görülmüyor? Soruyorum, ırkçılıklığı savunanlar cevap versin.
Kaldı ki, sayın Demirel ve Genç Bakış programını sunan zat-ı şerifler de Türk değiller. Sayın Demirel Boşnak’tır. Bilim yuvasında devletin resmi ideolojisi doğrultusunda demokratlık maskesini giyerek gençliği gaspçılığın kurumu devlete koşturan, bilim unvanı rütbesini devletten alan Abbas Güçlü de Kürt’tür. Orta Anadolu’daki Kırşehir Kürt’lerindendir. Mevki, para ve unvan karşılığında Türk üst sınıfına girerek halklara ihanet edip, Türkleşmeyi kendinize layık görmekle halkları ulusal kimliklerinden vazgeçirme hakkına sahip olamazsınız.
Türk ulus devletinin resmi ideolojisi, Türk-İslam sentezidir. Bu bir etnik ırkçılık değilse de nedir? Aksini düşünenler bu ideolojinin içeriğini açımlasınlar. Gerçek bu iken nasıl oluyor da Kürt halkının demokratik ve özgürlük mücadelesini “etnik milliyetçilik” ile suçluyorsunuz? Devletlerin ideolojisi olamaz. Bu siyaset ve sosyal bilimde de böyledir. Sadece Türk etnisitesine dayalı Türk ırkçılığı, etnik ırkçılıktır. Her ne kadar adına milliyetçilik denilse de, bu tarz bir ideoloji tüm dünyada ırkçılık olarak değerlendirilmektedir. Sormak gerekiyor, Almanya’da veya başka bir ülkede ırkçılık yapanlar Nazici oluyor da, Türkiye’de ordu, emniyet, siyaset ve bürokratik odaklarca yönlendirilen faşistler Kürt halkına saldırırken nasıl başka adlar konulabiliyor? Esas etnik ırkçılığı geliştiren ve bizzat uygulayan devlet ve iktidar odaklı kesimlerdir. Bölgesel, etnik ve dini milliyetçilik Türk resmi ideolojisinin patentinden çıkmadır. Her ne kadar Erdoğan “bu anlayışlara karşıyız” diyorsa da, ulusal kimliğin çekirdeğine Türklüğü, İslam’ın Hanefi mezhebini ve Nakşibendi tarikatını koyan da yine kendisidir. AKP milletvekillerine bakılırsa, bu durum daha iyi görülecektir. Biz bunların hepsinin maskesini düşüreceğiz. Genç Bakış programını seyrederken, bu düşünceler aklıma geldi. Önceden de bunları düşünmüştüm. Ayrıca bir sonraki Genç Bakış programına neo-ittihat terakkici Deniz Baykal katılacak. Programın tarihi de 17 Ocak’tır. Fakat programı sunan Abbas Güçlü hangi Üniversitede programı yapacağını bildirmedi. Gençler takip edip öğrenebilirler. Deniz Baykal’ın siyasi yaşamını da iyice irdeleyebilirler. Ona göre, onun da ırkçı maskesini düşürebilirler.
2006 yılının son Genç Bakış programını takip edip bu düşüncelere dalarken, 2007 yılına genç bakışı da önemsiyorum.
Biliniyor, ırkçı sistemin baş belası gençlik 1960’lardan beri Türkiye’deki sistemi sorguluyor. Sorguladıkça, sırtını dağlara veriyor. Özgürlüğe ve eşitliğe yürüyen gençliğin dağlar tutkusunun önünü kim alabilir? Eğitim adı altında kurban edilen gençlik, her türlü uygulamaya tabii tutulurken, diğer yandan zihni yıkanılarak her işe koşturulurken, Kürdistan’daki savaşa gönderilirken, düzenin bağımlılaştırma ve güdümleştirme politikasına alet edilirken sesiz kalma ve tutum almama düşünülemez.
Hele demokratik tartışma iddiasında bulunan Genç Bakış programında gençler düşüncelerini baskılara rağmen cesurca haykırırken, salonlardan atıldıklarını gördükçe, rotalarını dağlara çevirmelerinden başka alternatif göremiyorum. Orada bir genç kız içli ve coşkulu konuşurken, düşüncesini açıklamasından korkan bilim kasapları (Muğla Üniversitesindeki sözde bilim adamları) ile kafalarına yıllarca ırkçı anlayışlar sokulan diğer gençlerin o genç kızı dinlememe tahammülsüzlüklerine baktıkça diyorum ki, delikanlı, yiğit Türk-Kürt genç kızları ile erkekleri, rotanız Kürdistan özgür dağlarındaki PKK-HPG olsun.
2007 yılına Genç Bakışın yürüyüşü, gençliğe ancak böyle yakışır.
www.hpg-online.net/tr |