Basından Seçmeler: Mustafa TAŞAR: Demokrat kimdir? (Türkiye ölçekli bir değerlendirme)
Gönderen: lawikemetini Tarih: 04.01.2007, 01:48:12 (545 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Demokrasinin tartışılamaz unsurlarından birisi olan özgürlük unsuru, fertlerin iradelerini rahatça ortaya koymaları ve kişisel yaşama alanlarına müdahalenin söz konusu olmaması halini anlatır.

Buradaki özgürlük kavramı, hem kişinin kendi özgürlük alanını savunma hakkını ifade eder; hem de karşısındakinin de özgürlük alanına saygı duymasını gerektirir. Bu nedenle demokrat bir kimliğin öncelikle ve tartışmasız olarak bünyesinde barındıracağı yapı özgürlüklerin savunulması, kendi özgürlük ve yaşama alanını savunduğu/savunması gerektiği ölçüde, kendisi dışındaki bireylerin de özgürlük ve iradesini ortaya koyma hakkını savunması, saygı göstermesi ve bundan rahatsızlık duymamasıdır. Demokrat kimliğin en temel karakteristiği budur.

Demokrasinin yaşaması, toplumda demokratik kültürün yaygınlaşması ve benimsenmesiyle mümkün olacağına göre, bir ülkede gerçek anlamda demokratik kültürün oluşması, demokrasinin kurumsallaşması ve demokrasinin kendi iç dinamikleri içerisinde gelişmesini sürdürerek, gelişmesinin sağlanması için fertlerin kendilerini özgür hissetmesi, grupların, kesimlerin ve kuruluşların kendilerini baskı altında ve sindirilmiş hissetmemeleri şarttır.

Kendisini, mensup olduğu meslek kuruluşunu veya sivil toplum örgütünü özgür hissetmeyen, sindirilmiş ve sindirilmeye çalışılan bir konumda hisseden bireylerin, demokrat olması mümkün değildir. Demokrasiye inanmaları, saygı göstermeleri ve demokrasinin gelişmesi doğrultusunda katkı sunmaları mümkün değildir.

Böyle bir toplumda, demokrasinin en fazla ihtiyaç duyduğu ve temelleri üzerinde yerleşmesini ve gelişmesini sürdüreceği demokratik bir kültürün yeşermesi mümkün olmadığı gibi, cılız kalan demokratik kültür oluşumlarının ve bu oluşumlara öncülük edenlerin de boğulması kaçınılmaz olacaktır.

Demokrasi, açık tartışma ve sonuçta bir noktada buluşulan bir uzlaşma sisteminin adıdır. Demokrat bir kimliğin, toplumdaki bu yönde oluşan yapıya tahammül göstermesi, farklı görüşleri sindirilmesi gereken görüşler değil, hazmedilmesi ve faydalanılması gereken görüşler olarak kabul etmesi şarttır. Demokrasi düşüncesi, farklılıkları bir zenginlik olarak gördüğüne göre, demokrat bir kişiliğin, farlılıkları ve farklı düşünceleri sindirilmesi, yokedilmesi veya "hizaya getirilmesi" gereken unsurlar olarak görmesi, demokrasi düşüncesiyle bağdaşmayacaktır.

Özellikle Türkiye'de demokratik bir kültür, demokratik bir gelenek, demokratik bir anlayış ve demokratik bir kurumsallaşmayı gerçekleştirememenin temeli, yine demokrasiyi veya parlamenter sistemi koruma-kollama görevi gerekçe olarak sunulmakta; ancak, bu yaklaşımın, demokrasinin yaşama alanlarını sürekli daralttığı ve demokratik bir kültür oluşmasını engellediği gözden kaçırılmaktadır.

Demokrasinin yegane beslenme ve palazlanma kaynağı özgürlüklerin muhafazası, farklı düşüncelerin hoşgörüyle karşılanması, fertlerin tek tek kendilerine talep ettikleri yaşama ve serbesti alanı kadar bir alanı, karşısındakine de sunması, sunulmasına katkı vermesidir.

Demokratik sistemin sağlığı ve güvenliği için bazı görüşlerin sindirilmesi, bazı kesimlerin baskı altında tutulması, tanımlanamayan ve aşırılık olarak sunulan bazı taleplerin, törpülenmesi gereken çıbanlar olarak değerlendirilmesi, demokrasiyi güvence altına alan ve demokrasiyi yaşatan unsurlar değil, demokrasinin yaşama alanlarını daraltan dikenli tellerden öte bir anlam taşımamaktadır.

Demokrasi, egemen ve hakim görüşlerin, "Biz ne dersek o" doğrultusundaki mantığını yaşatan, bu mantığa meşruiyet kazandıran bir sistem değildir. Demokrat kimlik de bu mantığın dairesinde aranılacak bir kişilik değildir.

Demokrasilerin yaşaması, demokratik kültürün gelişmesi ve demokrasinin kurumsallaşması, demokrasilerde yürütme erkini belirleyen çoğunluğun taleplerinin yerine getirilmesi, muhalefet unsurunun gözardı edilmesi temeline dayandırılamaz. Demokrasi sistemi veya demokratik düşünce, çoğunluğun dayatmalarına meşruiyet kazandırmaz. Demokratik düşünce, hakim görüşün, karşı görüşlerin de alınmasıyla şekillenen, uzlaşmaya ve ikna etmeye dayanan hoşgörülü bir yaklaşımın ifadesidir.

Demokrasi düşüncesi, katılımcılığı ve geniş bir uzlaşma alanının varlığını temel olarak alır. Kararların alınmasını ve politikaların uygulanmasını, mümkün olduğunca geniş alanlara taşıma düşüncesine kapalı bir yapının adı demokrasi olmayacağı gibi, bu yapıyı savunan bir kişinin de demokrat olması düşünülemeyecektir. Çünkü demokrasi fikir tartışmalarını, devamında da uzlaşmayı zorunlu kılan, fertlerin ve kesimlerin birbirlerinin hazmedememesine kapalı olan çağdaş bir sistem, farklı görüşleri hoşgörü çerçevesinde bir arada yaşatan bir yönetim sanatıdır. Bu olgunluğu ve hoşgörüyü kabullenemeyen bir anlayışın da demokrat olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Demokraside talepler ve taleplerin sonucunda politikaların belirlenmesinde temel eksen halkın kendisidir. Çağdaş demokrasi düşüncesinde halk ve halkın iradesi iktidarın da parlamentonun da üzerinde kabul edilmektedir.

Kendisini halkın adına her kararı almaya ehliyetli gören, hatta halkın bazı konulara aklı ermeyeceğini ileri sürerek, halka rağmen-halk adına karar almayı meşru kabul eden toplum mühendisliğine hevesli bir anlayışın da demokrasi dairesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu sadece alınan yetkinin ölçüsüz ve kötüye kullanılmasıdır.

Demokrasinin baş belalarından birisinin fobiler ve asılsız endişelerle topluma egemen kılınan sosyal fobiler olduğunu daha önce ifade etmiştim. Özellikle kendi taleplerini ve hayat çizgisini demokrasiye uygun gören, karşısındakini demokrasiye düşman ilan eden anlayışla, demokrasi kültürünün yerleşmesi ve demokrasinin sağlıklı bir şekilde kurumsallaşması mümkün olmayacaktır.

Kendi düşünce yapısına ve hayat çizgisine uymayan her kişiyi veya kesimi, kendi özgürlüğü ve yaşama alanı için tehlike gören bir anlayışın demokrat bir yapıyı yakalaması mümkün değildir. Tam tersi, toplumdaki farklı düşünce ve talepleri demokrasi düşmanı ilan etmek ve demokrasinin her eğilime ve düşünceye yaşama alanı bıraktığı gerçeğini görmezden gelmek, toplumda herkese ait özgürlük alanlarını kısıtlayacak gelişmelere yol açacağı gibi, demokrasinin yaşamakta zorlanacağı toplumdaki kutuplaşmaları artıracaktır. Karşısındakinin özgürlüğüne saygı duyamayanların, karşısındakinin düşüncelerini dinleme ve seslendirmesine rıza gösterme olgunluğunu yakalayamayanların, kendi özgürlük alanını yükselteceği bir bina kurması mümkün olmadığı gibi, demokratik taleplerine cevap bulması da mümkün değildir. Çünkü demokrasi belli bir görüşün tekelinde yükselen, karşıt görüşleri asimile eden veya sindiren bir yapıyı bünyesinde yaşatamaz.

Demokrasiyi korumanın yolu zıt düşüncelere savaş açmak ve sistemin dışına itmek değil, onların da kararlara dahil olmasını ve demokratik kültürün yerleşmesine katkıda bulunmalarını sağlamak ve bu anlayışın kapısını açık tutmaktır.

Demokrasi, başkalarının görüşlerini eleştirme ve daha üst bir yapıyı yakalamaya uygun zeminler sunar; ancak, başka görüşleri ve kesimleri mahkum etmeyi, dışlamayı, kenara itmeyi hoş göremez. Bütün bunları, demokrat bir kişilik de kabul edemez. Çünkü demokrat bir düşünce, özgürlük ve ifade alanının, başkasının özgürlük ve ifade alanıyla sınırlı olduğunu, başkasının özgürlük alanına tecavüzü, demokrasiyi koruma kaygısıyla meşru görmenin, kendi özgürlük alanının da tehlikeye girmesini getireceğini bilendir.

Aslında Türkiye ölçeğinde çok daha fazla geçerli olan bu düşünceler, demokrasi kültürünün eksikliğinin doğal bir sonucu olarak, demokratik kimliğin de oluşmasını engellemiş, demokrasiyi egemen anlayışın sürmesi ve statükonun korunması düzleminde ele alan anlayışın, demokrasinin yerleşmesi, demokratik bir geleneğin oluşması ve demokrasinin kurumsallaşmasının da en büyük nedeni olduğu düşünülmelidir.

Aileden başlayan korumacılık ve otoriter anlayışın, toplumdaki genel kabullere yansıması ve demokratik teamüllerin oluşmasında ilham kaynağı olması, ülkemiz demokrasisinin ve demokrasiye inandığını söyleyenlerin en temel açmazıdır.

Başkalarına fırsat verme, özgürlük ve iradesini serbestçe ifade etme hakkının tanınması, bugünün çoğunluğunun, yarının azınlığı olabileceğinin gözden kaçırılması, demokrasinin iktidar-muhalefet görevlerini barışçı bir şekilde değiştiren bir sistem olduğunun unutulması, iktidar hakkının sadece kendi düşüncesine layık olduğunun görülmesi, ülkemiz ölçekli demokrasinin aşması gereken öncelikli handikabıdır.

Özellikle demokratik mekanizmalarla iktidara gelenlerin, demokrasinin sunduğu alanlarda yaşama durumunda olanların ve özgürlüğünü demokrasiye borçlu olduğunu unutanların, etkin ve belirleyici konumlara geldiğinde bizzat demokrasiyi sınırlayan, demokratik mekanizmaların gerekliliğini tartışmaya açan ve demokrasiyi boğan darağaçlarını bizzat elleriyle kuranların, demokrasiyi anladıklarını, demokrasiyi koruduklarını ve demokrat olduklarını iddia edebilmek mümkün değildir.

Demokrat bir kişilik, karşısındakine tanıdığı yaşama alanı kadar bir yaşama alanına; tanıdığı ifade özgürlüğü kadar bir özgürlük alanına ve karşısındakini hoşgördüğü ölçüde karşısından bir hoşgörü  göreceğine, ancak bu kadarına sahip olacağına inanmalıdır.

Türkiye olarak demokrasinin yerleşmesi, demokratik bir kültür ve gelenek oluşturulması, demokrasideki aksamalarının önüne geçilmesi ve demokrasinin kurumsallaşması yönündeki sıkıntılarımızın temel kaynağı, hem birey, hem de toplum-yönetim ölçeğinde, çağdaş demokrasi anlayışının çizdiği ölçülerin belirlenemeyişi, buna bağlı olarak da bir uzlaşma platformunu kuramayışımız değil midir?

Aslında demokratik kültür, demokratik yaklaşım, demokratik hassasiyet ve demokrat tavır sözlerinin yanısıra, "Demokrat kime diyebiliriz?" sözlerini en iyi açıklayabilmek için Alman Prof. Martin Muller'in şu sözlerini hatırlamakta fayda vardır. Hitler dönemini yaşamış olan Prof. Muller, ülkemiz ölçeğinde de demokratik tavır ve demokrat anlayışın anayasası sayılabilecek şunları söylemişti:

"Almanya'da Naziler Komünistleri içeri attı; sesimi çıkarmadım. Çünkü komünist değildim. Sonra Yahudileri içeri tıktılar; bu kez de sesimi çıkarmadım. Çünkü Yahudi değildim. Derken, sıra Sendikacılara geldi. Hala susuyordum. Çünkü Sendikacı da değildim. Sonunda beni de götürdüler; kimse sesini çıkarmadı. Zira sesini çıkaracak kimse kalmamıştı."

Buradaki demokrat yaklaşım, başkası için özgürlük ve hak istemeyenlerin, başkasının özgürlük ve haklarına saygı göstermeyen, destek vermeyen ve bunu demokrat bir tavır olarak açıkça sergilemeyenlerin, günün birinde kendileri için istediği hak ve özgürlükleri de kaybedeceğini anlatmaktadır. Özellikle Almanya veya demokratik ülkeler için sadece tarihi bir anekdot olan, ancak ülkemiz ölçeğinde bütün canlılığıyla yaşayan bu tabloda, Prof. Muller'in geç koyduğu tavrı zamanında koyabilenler, kendisine layık gördüğü hak ve özgürlükleri, karşısındakine de layık görebilen; daha yalın bir ifadeyle, karşısındakinin özgürlük ve haklarının, aslında kendi özgürlükleri için de bir referans ve güvence oluşturacağını bilen, bu doğrultuda davranan ve bu yönde cesur tavırlar koyabilen kişi demokrattır.

Türkiye'de eğer demokrat kişinin nasıl olması gerektiği konusunda bir kriter belirlenecekse ve "Demokrat böyle olur" denilecekse hala bütün canlılığıyla geçerli olan demokrasi şablonu bana göre budur. Yine bana göre demokrasinin bir şablonu aranacaksa, şablonun tek tanımı da budur. Bu şablona uyan kişi de demokrattır.

Ülkemizde demokrat ve antidemokrat ayrımını kısaca algılama ve zihniyet boyutunda yapacak olursak, burada değerlendirmemiz gereken kriter de statükocu yapıyı savunanla, gelişim ve değişimi savunan zihniyet arasındaki farktır. Yani; katı, bürokratik ve her şeyi merkezi idarenin dayatmalarında arayan, bu dayatmacı, bürokratik ve statükocu yapıyı meşru gören, savunan ve bu düşüncesini zaman zaman eylemleriyle, zaman zaman da ifadeleriyle belirten kişiler bana göre demokrat olmadığı, olamayacağı gibi; aynı zamanda gelişim ve değişim ataklarının önündeki en büyük engeli de oluşturmaktadırlar.

Bugün yaşanan çatışma, kriz ve gerginliklerin temelinde bu katı bürokratik ve statükoyu koruma kaygısıyla hareket eden anlayış ile demokrat, özgürlükçü, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne öncelik veren anlayışın çatışması ve kavgası yatmaktadır.

Ülkemizde demokrasiden yana veya demokrasi karşıtı yönde tavır koyan her kişi, kurum ve yapıyı bu kriterler gözönünde bulundurularak değerlendirildiği taktirde, hem ülkemiz ihtiyaç ve gerçeklerine uygun bir demokratik kültür yerleşmesine katkıda bulunulacak, hem de gerçek demokrat, özgürlükçü ve değişimden yana olanları ortaya çıkarmak mümkün olacaktır.

http://www.mustafatasar.gen.tr/
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: 6 AĞUSTOS HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Hüseyin T: Bombayı babam bile koysa kabul etmem
· HPG’den Emniyet Müdürlüğü Binası’na saldırı: 1 ölü, 3 yaralı
· Öcalan’a 1 ton C4 ile suikast ittirafı
· 7 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Ateşin başındaki Makolu kadın gerilla
· Bayık: Ergenekon’u devlet görevlendirmiştir
· Swoboda: Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınmalı
· Kürtlere Kerkük kuşatması!
· 'Barbar Polis Tartıştığı Genci Karnından Vurarak Öldürdü'

Basından Seçmeler
· Ahmet Altan: AKP-Hürriyet'in Güngören ilişkisi kuşkulu
· Azadiya Welat da Ergenekon hedefindeydi
· İtirafçıya bile söyletemediler
· 1970’lerin ‘gerilim stratejisi’ aktifleşiyor!
· AKP 'devlet partisi' yolunda
· Roj TV'ye büyük destek
· Düğümü Erdoğan-Başbuğ görüşmesi çözdü
· AKP’NİN FETTULAHÇI NEO-GLADİO’SU
· Suçüstü yakalandılar
· KENDİNİ ÖZGÜR KILMA SAVAŞI, DİĞER TÜM SAVAŞLARIN BELİRLEYENİYDİ

© Rojaciwan.com