Basından Seçmeler: Türkiye halklarının yeni Tutulara, Sartrelere, Jacksonlara ihtiyacı var
Gönderen: lawikemetini Tarih: 04.01.2007, 06:24:33 (1048 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Desmond Tutu 7 Ekim 1931 Klerksdorp, Güney Afrika’da dünyaya gelir, Anglikan kilisenin başpiskoposluğunu yapar. Nobel barış ödüllünü 1984 yılında kazanan bir Güney Afrikalı barış severdir.

Ancak biz piskopos Desmond Tutu’yu başka tarihi bir çıkışla tanıyoruz. Güney Afrika’da kurulmuş olan Hakikatlerı Araştırma ve Uzlaşma Komisyonu'nun başında, barışın oturmasında en önemli rolün sahiplerinden biri olarak tanıyoruz.

Denilebilir ki o dönemdeki dünya konjonktürü barışa yatkındı. Büyük güçler bu sorunun çözülmesini istiyorlardı. Ve hatta büyük güçler dünyaya daha rahat hükmetmek için Afrika'da bir nevi özgürlük hareketlerine sembol olmuş bir sorunu çözerek kendi yollarını stabilize edeceklerdi.
Bu olguların hepsi kendi koşulları içerisinde doğru olan gerçeklerdir. Konjonktür farklıydı, böylesi bir çıkışa elverişliydi, ancak tehlikeler yok değildi.

Oldukça fazla tehlikeler de vardı. Güney Afrika’nın başkenti Johannesbug’ta her gün kan gövdeyi götürüyordu. Sokaklardaki şiddet dinmek nedir bilmiyordu. Biz gençlik yıllarımızda biraz da ANC’nin direnişi destanlaştırılmış halini büyük ozanlarımız olan Cegerxwîn'lardan ‘Ey Hevalê Robson’ ları dinleyerek büyüdük.

El Salvador da saygın Katolik Piskopos Romero, ABD endeksli faşizan ordunun kontravari saldırılarına ‘SİZE TANRI ADINA EMREDİYORUM, SİLAHLARINIZI İNDİRİN’ sözleri ardından nasıl katledildiğini biliyoruz. Demek istediğimiz büyük işler ve eylemler biraz da büyük yürek ister. Yüreği büyük olanlar zor ama zorunlu görevlere girişirler. Ve biz Romeroların katledilmelerine rağmen onların çabalarından dolayı El Salvador’da barışın ve uzlaşının nasıl sağlandığını da gördük. Güney Afrika da yıllarca süren ırkçı faşizan uygulamaların kendisini nasıl demokratik bir Güney Afrika'nın yerine bıraktığını da…

Ve bize daha yakın olan Fransa’nın, Cezayir işgalindeki faşizan, faşizan olduğu kadar insanlık dışı uygulamaları protesto ederek dev gibi bir aydın hareketinin gelişmesine yol açan Jean Paul Sartreların, Fransa’nın işgalini sona erdirerek Cezayir de geri çekilişini de gördük. Bir nevi Avrupa insanı ve aydınının vicdan uyanmasına yol açan bu aydın ve sanatçının girişimi bu anlamda tarihi olmuştur. Ve hiçbir zaman da unutulmayacaktır.
Şunun iyi bilinmesinde fayda vardır: Tarihi kişilikler her zaman tarihi kişilikler olarak tarih sahnesine çıkmazlar. Öyle büyük insanlar vardır ki, tarihi süreç normal akışında seyrettiği için öne çıkmazlar. İnsanlık onların kıymetini bilemez ya da onu kıymetlendiren ve onure eden şartlar oluşmaz. Ancak tarihin öyle anları vardır ki, olup bitene katılım sağlamak, insanların vicdanlarında yer edinmek ve insanlığın acılarını dindirmek için girişilen çabalar o kişiyi ya da insanı ölümsüz kılar. Onları tarihin altın sayfalarında hep en yükseklerde tutar.

İşte Desmond Tutu, Sartre, Romero, Olaf Palme, Jessie Jackson ve niceleri böylesine tarihi süreçlerden öne çıkarak insanlığın vicdanın sesi olmayı başarmışlardır.

Biz yeni bir yılı yaşarken, Türkiye ve Kürdistan’da acıların en aza inmesi için böylesine aydın, sanatçı, siyasetçi, insan hakları savunucusu ve bilim adamlarına ihtiyacımız var.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin önkoşulsuz beşinci ateşkesi hala sürerken ‘son ferdini bitirene kadar savaşacağız, Kürtlerin hiçbir hak sorunu yoktur’ zihniyetine karşı topyekûn bir vicdan uyanmasının yaşanması şarttır.
Köhnemiş bu zihniyet basit çıkarlar uğruna bir halkı, bir ülkeyi kan gölüne sürüklemekten çekinmemektedir. Biraz ceplerinin dolması için her gün yeni canların gitmesinin hesabını yapmaktadırlar.

Unutmayalım, yanı başımızda kan gölü olmuş bir Irak varken, eğer savaşılmak istense bunun fazladan imkânlarının olduğu görülmelidir. Herkes biraz da kaşığın ağzını kendisine çekmek için elinden gelen çabayı sarf etmişken bu durum böyle sürüp gidemez.

Unutulmamalıdır, siyaset hiçbir zaman boşlukları tanımaz. Boşluklar her zaman başka dolduranlarla doldurulur. Dolmuş olan bu siyasi yaklaşımlar hayıra alameti teşkil etmez. Bu siyasal güçler eğer emperyalist güçler ise hiç mi hiç hayıra yorumlanamaz.

Bugün coğrafyamızda herkes biraz da Kürt kartını kullanarak Ortadoğu da güç olmak istiyor. Kürtlerin objektif durumu buna müsaittir. Kürtler, bu coğrafyada dört parçada yaşadıkları için Ortadoğu’da etkili kullanılabilecek birer sopa olmaya yatkındırlar. Kürtleri başkalarının sopası olmaya izin vermemek birazda kendi iç barışını sağlamış bir Ortadoğu’ya ya da kendi iç barışı sağlamış bir Türkiye’den geçer.

İç barışını sağlamamış bir Türkiye her an en büyük tehlikelerle karşılaşacaktır.

İşte bunun için Türk aydınları içerisinde vicdan uyanmasına yol açacak kişiliklere ihtiyaç vardır. İsmail Beşikçi Hoca ya da Nobel ödülü kazanmış bir Orhan Pamuk bu rolü oynayabilir mi?

Kürtlerin kendi vicdan uyanması için dünyaca tanınmış yazar Yaşar Kemal bir Desmond Tutu ya da ölümle pençeleşerek ayakta kalmasını beceren Mehmet Uzun Kürtlerin Tutu’su olabilir mi?
İzliyoruz.

Dahası minik serçe Sezen Aksu gibi dokunaklı ve insan sevdalısı bir sanatçı, Sartre olabilir mi? Bir toplumun vicdanının uyanmasında rol oynayabilir mi?

Bu yıl Kürt Özgürlük Hareketi ve biz gerillası için gerçek anlamda bir final yılı olmaya adaydır. Kürt Özgürlük Hareketi kendi iyi niyet gösterisini sonuna kadar göstermiştir. Yarın bir gün gelişebilecek olası en sert çatışkılarda bizi kimse sorumlu tutamaz. Uzatılan el boşta kalmaktadır. Tüm girişimler havada kalmaktadır, karşılıksız kalmaktadır.
Biz kendimizi en sert olan mücadele biçimlerine de hazırlamış durumdayız. Biz bakış olarak hiç kimseye ama hiç kimseye boyun eğmeyecek bir duruşa baştan itibaren sahibiz. ‘YAŞAM YA ÖZGÜR OLACAK YA DA HİÇ OLMAYACAK!’ şiarı yaşam ideolojimizin şiarı olmuştur. Ancak biz her zaman kardeşliğe, beraberliğe, eşitliğe ve özgürlüğe katkı sunacak ne çözümler olmuşsa desteklemiş ve önünü açmışız. Bugünde bu böyledir.

Bu hareketin mayasında Kemal Pirlerin ve Haki Karerlerin emeği belirleyicidir. Başkan APO’nun yol göstericiliği hep esas olmuştur. Kardeşlik ülküsü hep en yükseklerde bir bayrak olarak dalgalanmıştır.
Ancak Türkiye’nin köhnemiş egemenleri Kürdü hep yok sayma ısrarından vazgeçmemişlerdir. Artık eski konsept yırtılmıştır. Kürt her şeyi ile bir görüngüdür. Yaşayan bir olgudur. Kültürü ile bir realitedir. Özgürlüksel duruşu ile bir ben sahibidir. Buna rağmen çağdışı zihniyet kendisini yaşatabilmek için Özgürlük Hareketi şahsında Kürt halkına yönelerek, onun dinamiklerini yok etmek istemektedir. Sözde işbirlikçi Abdulkadir Aksu ve Cüneyd Zapsular misali, Kürtleri kendilerinden çalarak kendisine yama yapacak. Ve buna gelmeyen Kürtleri de ezecek! Ve bunun için kanlı, hem de yıllarca sürecek bir kanlı savaşın ön adımlarını hazırlamaktadırlar.
Bunu durdurabilecek olan toplumun gönlünde yer edinmiş aydınlara, sanatçılara, bilim adamlarına ve elbette özgür siyasetçilere ihtiyaç vardır.
Biz bunun için tekrardan Yaşar Kemallere, Mehmet Uzunlara, Orhan Pamuklara, İsmail Beşikçi Hocalara, Sezen Aksulara, Akın Birdallara yeni yeni geçmişi sorgulayan aydınların hepsini bir toplumun insanlık, kardeşlik ve özgürlük vicdanı olmaya davet ediyoruz.

Yeni yılda daha az kan, daha fazla barış, daha fazla özgürlük, daha fazla kardeşlik ve daha fazla adalet olsun dileklerimizle!

Kasım ENGİN



www.hpg-online.net/tr
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Diyarbakır'da polis ölu sayisi 5 yükseldi
· HPG: Diyarbakır’da 5 asker öldürüldü
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· YJA Star: Komplonun intikamını mutlaka alacağız
· Diyarbakır'daki saldırı sonrası ev baskınları
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Almanya’dan ROJ TV itirafı!
· Diyarbakır'da ölü sayısı 6'ya yükseldi
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· HPG'li Tepe ve Bor'un cenazeleri ailelerine verildi

Basından Seçmeler
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?
· Ragıp Duran: Kapışma medya mülkiyet ilişkilerini gösterdi
· AKP'nin programında Kürt inkarı

© Rojaciwan.com