Gönderen: lawikemetini Tarih: 06.01.2007, 18:56:19 (8418 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
 İSTANBUL (06.01.2007)- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürtlerin imhasını planlayan güçlerin varlığına dikkat çekerek, Kürtlerin bu süreçte ortak politikaları belirleyecek ortak bir siyasi irade oluşturmasının zorunlu olduğunu söyledi. Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in idamı konusunda da değerlendirmelerde bulunan Öcalan, “Saddam’ın sonunu getiren ulus devlet anlayışındaki ısrardır’’ dedi. Öcalan, avukatlarıyla yaptığı haftalık olağan görüşmesinde Saddam’a verilen idam cezasının infazı, Kürtlerin siyasal durumu, Güney Kürdistan’da olası çözümler ve kadın mücadelesi konularında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Saddam’ı “Ortadoğu siyaset gerçekliğinin, Ortadoğu realitesinin babası” olarak nitelendiren Öcalan, Saddam’ın cezasının infaz edileceği ana kadar buna inanmadığını ve ABD’nin buna izin vermeyeceğini düşündüğünü söyledi. Saddam’ın ABD ile giriştiği son savaş için sarf ettiği “bu savaş bütün savaşların anası olacak” sözlerini değerlendiren Öcalan, Saddam’ın sonunu getiren şeyin ulus-devlet anlayışındaki ısrar olduğunu ifade etti.
Saddam’ın Irak’ta Sunilere dayalı bir ulus devlet yaratmak istediğini söyleyen Öcalan, “Ama Ortadoğu’nun sosyolojik ve tarihi yapısı ulus-devlete uygun değil. Benim söylediklerim bir bir çıkıyor. Türkiye’deki sert ulus-devleti de eğreti duruyor. Türkiye’nin Irak’ın durumundan ders çıkarması gerekir” dedi.
KÜRTLER ORTAK STRATEJİ BELİRLESİN
PKK dışındaki Kürt örgütlerinin tüm örgütlerin ABD’ye çok güvendikleri yönünde bir belirleme yapan Öcalan, kendisinin en baştan bu yana Kürtlerin özgücüne güvendiğini belirtti. Öcalan, Kürtlere de kendi özgüçlerini esas almaları çağrısında bulundu.
Ortadoğu’daki gelişmeler ışığında değerlendirmelerde bulunan Öcalan, Kürtlerin tarihi ve kritik bir süreçten geçmekte olduğunu ifade etti. Kürtlere karşı imha amaçlı olarak yönelmeyi planlayan güçler olduğunu dile getiren Öcalan, Kürtlerin bu duruma karşı tedbirler geliştirmesi gerektiğini dile getirdi. KDP ve YNK gibi güçleri Kürt halkını savunma amaçlı ortak bir duruş sergilemeye çağıran Öcalan, “Kürtlerin içinden geçtiği bu kritik süreçte ortak politikaları belirleyecek ortak bir siyasal irade oluşması zorunluluktur. Kürtler oturup, siyasal gelişmeleri analiz edip geleceğe dönük gerekli tedbirleri almalıdırlar” şeklinde konuştu.
EN UYGUN MODEL ÜÇLÜ FEDERASYON
Irak’ta en uygun modelin üçlü federasyon ya da konfederasyon olacağını dile getiren Öcalan, bunun engellenmesi durumunda bir Şii-Kürt ittifakının doğacağını dile getirdi. Kendi düşüncesinin Suriye, Irak, İran ve Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerde demokratik konfederalizmin uygulanmasını istediğini dile getiren Öcalan görüşlerini söyle açıkladı:
“Türkiye’dekiler konfederalizm deyince yanlış anlıyorlar, hemen bir devlet yapılanmasından söz ettiğimizi düşünüyorlar. Ama ben defalarca söyledim kesinlikle bir devlet yapılanması söz konusu değildir. Üniter devlete ve bayrağa herhangi bir zararı söz konusu değildir. Bu, bir çeşit demokratik özerkliktir. Bunun yerel ayağı da vardır, yerelde parlamentosu olur. Bunun birçok örneği vardır, vakit yok girmek istemiyorum ama İngiltere örneği var, İspanya örneği var. 1920’lerdeki Misak-ı Milli sınırları sadece Musul-Kerkük değil Halep’in kuzeyinden geçmekte, Kürtlerin yaşadığı bölgeleri kapsamına almaktaydı. Ben demiyorum bu topraklar alınsın, sınırlara dahil edilsin. Kastettiğim Mustafa Kemal’in 1920’lerde sözünü ettiği “bir çeşit muhtariyet” bugün bizim söylediklerimizin ta kendisidir. Eğer bunların Mustafa Kemal’in hatırasına birazcık saygıları varsa, bunu uygulamaya geçirirler. Yoksa Irak gibi olur. Mustafa Kemalciyiz diyen kesimlere ve özellikle subaylara sesleniyorum. Türkiye’nin ve bütün halklarımızın bir felakete sürüklendiğini görmüyor musunuz? Bunun için bütün yurtseverleri, aydınları duyarlı olmaya çağırıyorum. Bu konuda DTP’ye çok iş düşüyor. Hak-Par Federasyondan bahsediyor. Bu çözüm değildir ve Türkiye koşullarına uymaz, mümkün de değil. Kaldı ki bunlar samimi de değildir, menşeileri ve ilişkileri de yeterince aydınlık değil. Öyle ortaya çıkıp federasyon demekle olmaz. Bu tür şeyler yılların mücadelesi ve emeğiyle olur. Böyle bir mücadele ve emeğin kimler tarafından verildiği de ortadadır.
Dördüncü ve son seçenek bağımsızlıktır. Benim arzu etmediğim bir seçenektir, çünkü çözüm olamayacağını, felaket getireceğini biliyorum. Ama demokratik özerklik seçeneği devre dışı bırakılır ve Kürtlere imha dayatılırsa, Kürtlere başka yol kalmayacaktır”
‘ŞEYH SAİT İSYANİ İNGİLİZ KIŞKIRTMASI DEĞİL’
Adıyaman Cezaevi’nden mektup gönderen Hanefi Yılmaz’ın mektubuna cevaben değerlendirmelerde bulunan Öcalan şunları belirtti. “Kürtlere bölücü diyorlar, aslında Kürtler bölücü değil, Musul ve Kerkük Misak-ı Milli’nin dışında tutulduğu için Kürtler isyan etmiştir. Şeyh Sait ayaklanması, Musul ve Kerkük’ün taviz verilerek misak-ı milli dışında tutulması nedeniyle meydana gelmiştir. Kürtlerin ayaklanmasının bir sebebi de aslında budur. Söylendiği gibi İngilizlerin kışkırtması nedeniyle değildir. Bu arkadaş yine ittihatçıların o dönemdeki rolüne değiniyor. Daha önce ben de değinmiştim. İttihatçılar o dönem tutumlarıyla Osmanlı’yı yıkıma sürüklemişlerdir ve bugünkü temsilcileri olan ve benim neo-ittihatçılar dediğim kesimler de ne yazık ki bugün o rolü oynamaktadırlar”
‘IRAK’TAKİ KARIŞIKLIKLARIN ARKASINDA ABD VAR’
Kürt sorunun tarihi kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Öcalan: “Şimdi de kısaca iki tarihi analiz yapmak istiyorum ama baştan söyleyeyim, kesinlikle Anti- Semitist değilim. Yahudilerin de Ortadoğu’da eşit ve özgür yaşama hakları var. Irak’ta, Kürdistan’da yaşama hakları var. Ben Sabetaycılığa ve sahte Müslümanlığa karşıyım. Tarihi analizlerimden birincisi Irak’taki Şii-Sunni çelişkisine ilişkin. Hz. Muhammed Medine’de kaldığı dönemde ve Hendek Savaşı’ndan önce, Medine yakınlarındaki bir Yahudi kabilesine çağrıda bulunuyor. Mekkelilere karşı birlikte savaşmak için desteklerini istiyor. Fakat o Yahudiler, çekindikleri, korktukları ya da Müslümanların kazanacaklarına emin olmadıkları için bu desteği vermiyorlar. İddia şu ki, daha sonra Hz. Muhammed, savaşı kazanınca bu Yahudilerin öldürülmesini emrediyor ve hepsi öldürülüyor. O dönem Hayber Kalesi de Yahudilerin elindedir. Orası da ele geçiriliyor, oradakilerin de çoğu öldürülüyor. Ve Hz. Muhammed’in Yahudilerin bütün Arabistan’dan temizlenmesi emrini verdiği söyleniyor. Ben aslında Hz. Muhammed’in Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı olduğunu düşünmüyorum. Zaten eski Yahudi düşüncesini anlatan Yahudi ve Hıristiyan din adamları ile ilişkileri olmuş, onlardan etkilenmiştir. Zaten bu dinleri Ehl-i Kitap olarak kabul etmiştir. Yahudiler daha sonra Müslümanlarla baş edemeyeceğini anlayınca Müslümanlar arasına çelişki koymayı kararlaştırmışlardır. Yanılmıyorsam Hz. Osman döneminde Ibn-i Sebe adlı bir Yahudi Müslümanlığı seçiyor ama aslında sahte bir Müslüman’dır. Amacı Müslümanlar arasına nifak sokup onları zayıflatmaktır. Sünni Şii çelişkisinin tarihi böyle başlamıştır. Bugün Irak’ta Suniler ve Şiiler acımasızca birbirlerine saldırmakta, öldürmektedirler. Bilindiği gibi Irak’taki karışıklıkların arkasında ABD var, ABD’nin arkasında da Israil ve Yahudi lobisi vardır.
MUSTAFA KEMAL NAKŞİ KÜRTLERLE GÖRÜŞTÜ
İkinci tarihi analiz olarak şunları söylemek istiyorum. İspanya’dan sürülen Yahudilerin bir kısmı Osmanlı’ya sığınıyor. Tarık Ali’nin Nar Ağacının Gölgesi kitabında bu konudan bahsediliyor. Osmanlı Yahudileri Osmanlı mali sisteminde kilit noktalarda yer alıyorlar. Ekonomik olarak güçlüdürler ve Osmanlının son dönemlerinde 19. Yüzyılın sonlarına doğru Yahudi Masonlar, bir yurt arayışına girdiler. Hatta Abdulhamit’ten Selanik ve çevresi ya da Filistin’den toprak istediler, hatta satın almak istediler ama Abdülhamit kabul etmedi. O dönemde Nakşilik özellikle Kürtler arasında iyice yayılmış ve etkili olmaya başlamıştır. Abdulhamit döneminde Nakşi Kürtler çok etkilidir. Hamidiye Mektepleri bu temelde açılmıştır. Devletin önemli kademelerine kadar Nakşi Kürtleri yükselmiştir. Seyit Abdulkadir o zamanki Danıştay Başkanlığı’nı yapmıştır. Yani Nakşilik çok önemli bir pozisyondadır. Yahudi Masonlar bu şekilde Abdulhamid’i ikna edemeyeceklerini anlayınca, İttihat ve Terakki örgütlenmesini gerçekleştirerek Abdulhamid’i devirme planını yapmışlar ve neticede Abdulhamid’i devirerek İttihat Terakki ile iktidara gelmişlerdir. Bilindiği gibi İttihat Terakki’nin merkezi de Yahudi masonlarının almak istedikleri Selanik ve çevresidir. Mustafa Kemal İttihat ve Terrakicilerin oyununu bozarak sonuçta Cumhuriyeti kurmuştur.
Daha önce söylediğim gibi Mustafa Kemal’den Selanik’i almasını istemişler, ısrar edip baskı da yapmışlar ama Mustafa Kemal, oyunlarını anlamış ve kendi doğduğu bu şehri almaya yanaşmamış, ittihat terrakicileri daha sonra tasfiye etmiştir. Yalçın Küçük’ün dediği “Kurtuluş savaşı, Hıristiyanlarla Yahudilerin savaşıdır” sözü bir derecede doğrudur. Ulus-devletlerin temeli olan Fransız ihtilalinde Mason Yahudilerin büyük rolü olmuştur. Tapınak şövalyeleri Fransa Kralı’ndan intikam almak için örgütlenmiş ve Fransız ihtilalinin hazırlanmasında önemli rol oynamışlardır. Fransız ihtilalinden sonra ulus-devletler ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in kuruluşunda Nakşi Kürt büyükleriyle görüşmüş. Kürtler’den de Nakşicilerden de destek almıştır. Fakat özellikle dindarların ve Nakşilerin desteği hilafet ve saltanatın kurtarılması üzerineydi. Bütün Nakşiler Kürttür demiyorum, içlerinde Türkler de var. Hilafet ve saltanatın kaldırılmasından sonra Nakşiler ve diğer dindar kesimler cumhuriyetle ters düşüyorlar. Mustafa Kemal Nakşilikten ziyade Bektaşiliğe yakınlık duyuyor ve cumhuriyet koruma adına bunları tasfiye ediyor. Nakşi olan Said-i Nursi ve cemaatinin bundan sonra cumhuriyetle ilişkileri bozuluyor ve ABD ile ilişkileniyorlar. Cumhuriyetin kuruluşunda Kürt düşmanlığı yoktur. Ümmetçilik ve milliyetçilik de yoktur. Mustafa Kemal milliyetçiliği, yurtseverliktir.
‘MHP VE CHP IRKÇILIK YAPIYOR’
Bugünkü MHP ve CHP ve diğer benzer partilerin yaptığı ırkçı milliyetçilik cumhuriyetin kuruluş aşamasında yoktur. Bu milliyetçilik 1945’lere kadar Alman emperyalizminin de etkisinde kalmıştır. 1950’lerden sonra ABD emperyalizminin etkisi devreye girmiştir ve bugüne kadar gelmiştir. Türkeş de ‘50’lerden sonra ABD’ye gitmiştir. Bugünkü neo-ittihatçıların yapmak istediklerini çok eleştirdiğimiz Yavuz bile yapmamıştır, hatta gerektiğinde ittifak yapmıştır. Ben geçmişte Yavuz’dan Alparslan’dan boşuna söz etmedim. Cumhuriyet, Neo-İttihatçıların iddia ettiği gibi Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuş değildir. Kürt düşmanlığı 1950’lerden sonra tırmandırılmıştır. Kürt dili, Kürt kültürü yok sayılmıştır”
MEKTUPLAR VERİLMİYOR
Öcalan cezaevinden gelen birçok mektubun içindeki övgüler nedeniyle kendisine verilmediğini belirterek “Bundan sonra gönderilecek mektuplar en az bir sayfa olur. Siyasi değerlendirmeler yapabilirler. Yine felsefi, edebi, düşünsel tartışmalarını yazabilirler. İnfaz hakimliğinin bana gönderdiği cevapta da bu şekilde mektup alma hakkımın olduğu yazılıyordu. Arkadaşların mektuplarında Önderlik, Başkan gibi terimleri kullanmalarına gerek yok. Bu tür ifadelerin olduğu mektupları vermiyorlar” dedi.
Öcalan tüm Kürt halkının ve mücadele arkadaşlarının yeni yılını kutlayarak “Bana sıradan bir hükümlü gibi yaklaşılıyor, aslında öyle değil. Buradaki tutulduğum koşullar bile bana öyle basit yaklaşılmadığını göstermeye yeter. Ben misyonumun, rolümün farkındayım. Cezaevlerindeki arkadaşlara selam gönderiyorum. Bütün bu söylediklerimle beraber tüm halkımızın ve arkadaşların yeni yılını kutlar, yeni yılın halkımıza özgürlük, demokrasi ve barış getirmesini, mücadelenin yükseltildiği bir yıl olmasını dilerim” şeklinde konuştu.
KADIN SORUNU ÖNEMLİ
Kadın sorunu konusunda da değerlendirmelerde bulunan Öcalan şunları ifade etti: “Ben daima kadın sorunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalıştım. Kadın arkadaşları bu konuda teşvik ettim. Bunun için mücadele ettim. özgürlüğe giden yolun kadınların özelde de Kürt kadınlarının sorunlarının aşılmasından geçtiğini ifade ettim. Birkaç hafta önce kadın sorununa ilişkin söylediklerim bir gazete yer almış, okuyabildim. Bilinçli olup olmadığını bilmiyorum ama biraz eksik ve yanlış yazılmış. O görüşmede tecavüz kültürünün iğrençliğinden söz etmiştim. Bazı kadın arkadaşlar tıkandıkları zaman işte evlenip ayrılıyorlar ya da kaçıyorlar. Ben şimdi kadın arkadaşlarımıza evlenin ya da evlenmeyin diyemem. Benim özgürlük anlayışım bellidir, kadın arkadaşlar da kavrayamıyorlar. Bu beş bin yıllık bir meseledir. Kadınlarımız beş bin yıldır hep kendilerine verilmiş kadınlık rolüyle yetişmişler bunu aşamıyorlar. Hep bir yaşa geldiğinde evlenecek, erkeğe hizmet edecek ya da evde kalma psikolojisine girecek. Bu döngüyü aşamıyorlar. Ama onlara söyleyeceğim şudur; özgürlük mücadelesi için çalışmaya devam edin. En anlamlı, en güzel mücadele budur. Bir ekmek parçası, karın tokluğuna da olsa yaşayın ama mücadelenizden taviz vermeyin. Bu söylediklerim dürüst erkekler için de geçerlidir.
Şimdi M.Foucault’ın Cinselliğin Tarihi kitabını okuyorum. Katıldığım ama onun düşüncelerini de aşan, daha kapsamlı düşüncelerim var. Cinsel güdüler doğaldır, her insanda bulunur. Tehlikeli olan cinselliğin iktidarın objesi haline gelmesidir. Mevcut cinsellik bir iktidardır, şaha kalkmış erkekliktir. Hatta erkeği vahşileştiren bir hale getirmiştir. Sonuçta mevcut cinsellik ilişkisi erkek egemen topluma hizmet ediyor. Kaba, vahşileştiren, yok edici bir iktidar anlayışı ortaya çıkarmıştır. Hepsinin temelinde bu anlayış vardır. Namus cinayetleri, tecavüz kültürünün altında bu anlayış vardır ve bu anlayış değişmeden ne demokrasi ne de özgürlük sorunu çözümlenemez. Cumhuriyetin kuruluşundaki eksik kalan ayaklardan biri de budur, kadın sorunu çözülmemiş, dondurulmuştur. Saddam’ın ipe giderken bile “erkeklik öldü mü” demesi bu vahşileşmiş erkek anlayışıdır, biz bu anlayışa karşıyız. Biz hep bu anlayışı aşmak için mücadele verdik”
..
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Yazan: armanc_gewer Tarih : 2007-01-06 20:33:38 Puan :      |
|
|
Yazan: birhatcilo Tarih : 2007-01-06 21:53:35 Puan :      |
|
BİJİ SEROK APO HER BİJİ SEROK APO
no yorum yok yani yorum yapmak için filozof olmak lazım
BİJİ SEROK APO |
|
Yazan: serwan_amed21 Tarih : 2007-01-06 22:30:17 Puan :      |
|
|
önderliğimiz öylesine mükemel bir şekilde herşeyi dile getirmiştirki bizlerin yorum yapmasına hiç gerek yok.zaten yorum yapabilecek hiç bir şey göremiyoruzki.tek bir şey söyleyebiliriz.........HER BİJİ SEROK A P O |
|
Yazan: servan09876 Tarih : 2007-01-06 23:57:57 Puan :      |
|
|
Haklısınız yine ve herzaman olduğu gibi kimse malesef tam olarak sizin söylediklerinizi anlamak istemeyecektir. Hani bi kitabınızda demiştiniz ya her kürt bir apo olmalı işte biz bunu bi türlü başarmak istemiyoruz yoksa sizden daha açıklayıcı bir kaynak bulmak veya çözüm yolu gösteren birini bulmak imkansız. Sadece kilitlenmişiz bir noktaya mlliyetçilik yapmayın diyorsunuz biz aksine milliyetçiliği elimizden bırakmaya korkuyoruz oysa milliyetçiliği bi kenara atabilsek inanın çok farklı olacak herşey |
|
Yazan: canocan77 Tarih : 2007-01-07 16:12:28 Puan :      |
|
|
siz bu dunyanin insanlik gunesisiniz,barisin tek elcisisiniz.umarim bu serefsiz dunya ve tc degerinizi gec olmadan anlar. BIJI SEROK APO |
|
Yazan: canocan77 Tarih : 2007-01-07 16:25:55 Puan :      |
|
|
siz bu dunyanin insanlik gunesisiniz,barisin tek elcisisiniz.umarim bu serefsiz dunya ve tc degerinizi gec olmadan anlar. BIJI SEROK APO |
|
Yazan: rozan Tarih : 2007-01-08 14:02:59 Puan :      |
|
|
onderligi anlamak musayi anlamaktir,onderligi anlamak,isa,muhammedi anlamaktir,onderligi anlamak marx,lenini anlamaktir,onderligi anlamak tarihin basina donmektir,ve anlamayanlar yada istemeyenler...kendi kanlarinda bogulacaklardir ,,,YASASIN BILIMSEL SOSYALIZMIN ONCUSU BASKAN APO.SELAM OLSUN INANCLI BAGLI FEDAKAR HALKIMIZA |
|
Yazan: axinbatman Tarih : 2007-01-16 15:57:50 Puan :      |
|
|
bir kadın olarak kendimi ne zaman çaresiz hisetsem imdadıma önderlik geliyor |
|
|
|
 |
| |
|