Gönderen: Rojaciwan Tarih: 09.01.2007, 12:28:26 (966 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
MAXMUR - Maxmur mülteci kampına ilişkin belirsizliklerin sürdüğünü ifade eden Maxmurlu mülteci gençler, bunun kendileri üzerinde olumsuz etki yaptığına dikkat çektiler. Gençler, anadilde eğitim olanağı sağlanmadıkça Türkiye’ye dönmeyeceklerini de ifade etti.
Maxmur kampı hakkında yıllardır süren belirsizlikler, en çok Maxmurlu gençleri kaygılandırıyor. Mülteci kampının yılarca dış dünyadan tecrit edilmesinden dolayı içe kapalı bir ortamda yetişen gençler, son yıllarda kamp dışına çıkmaya başlayınca sosyal ve kültürel adaptasyon sorunları yaşıyorlar.
Kendini sürekli geçici görmenin gelecek hakkında umutsuzluk yarattığını belirten kamptaki gençlerden Ömer Kara, “Bir ev bile yaparken, içinde ne kadar oturacağımızı bilmiyoruz” dedi.
Mültecilikten kurtulabilmek için kendi köylerine dönebilmenin koşullarının sağlanmayışı, genç neslin yaşama bakış açısını ve psikolojisini olumsuz etkiliyor. Kürtler ve Ortadoğu üzerinde egemenlik mücadelesi veren her gücün Maxmur mülteci kampı üzerinde siyasal emeller yürütmesi bu genç neslin siyasallaşmasına neden olduğu kadar, gelecek hakkındaki kaygılarını ve umutlarını da etkiliyor.
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Hilal köyünde doğan ve çocukluğunun önemli bir bölümünü burada geçiren Ömer Kara köyünden ayrılmak zorunda kaldığında daha yedi yaşındadır. Ana rahminden düşer düşmez yürümeyi ve kaçmayı öğrenmek zorunda kalan bir dağ keçisi yavrusu gibi, Kara daha yaşamın ne olduğunu anlamamışken, hayatın acı gerçekleri ile yüzleşmek zorunda kalır.
12 yıl boyunca o ve onun gibi binlerce yaşıtı hep savaşlardan ve baskılardan dolayı kaçmak zorunda kaldılar. Onlar kaçtıkça tehditler, tehlikeler ve belirsizlikler onları izledi. Yaşama artık bir anlam vermeye ve gelecek yaratma kaygısı taşımaya başlayacak yaşa gelmelerine rağmen kendilerini bir gölge gibi takip eden tehdit ve belirsizlikler geleceğe de kaygıyla bakmalarına neden oldu.
Kara, “Bir ev bile yaparken, içinde ne kadar oturacağımızı bilmiyoruz. Kendimizi sürekli burada geçici gördüğümüz için gençlerin birçoğu zamanlarını boş geçiriyor.” diye konuştu.
MÜLTECİYİZ, GELECEKTEN NE UMUDUMUZ OLABİLİR Kİ?
Maxmur kampındaki ilk ve orta düzeyde eğitim veren okullar, 2003 yılından sonra Kürdistan Federal Bölge yönetimi tarafından tanındı ve bu okullardan mezun olan öğrencilere Güney Kürdistan’daki üniversitelerde okuyabilme imkanı sağlandı. Üniversitede okuyabilmenin gençler arasında okula ilgiyi arttırdığına vurgu yapan Selahaddin üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Demhat Baytaş, üniversiteli gençliğin yaşadığı kaygılara ilişkin şunları dile getirdi; “Okulu bitirsek dahi Türkiye’de bizim diplomalarımız geçerli sayılmıyor. Güney Kürdistan’da da mülteci olduğumuz için bize iş imkanı sağlamaz.”
Ortadoğu’da hem kadın olmanın hem de mülteci olmanın sıkıntılarını yaşayan Newroz Baytaş, geleceğe ilişkin umutsuzluğunu gizleme gereği dahi duymuyordu. Baytaş “Biz sonuçta mülteciyiz. Gelecekten ne umudumuz olabilir ki? Okul dışındaki zamanımız boş geçiyor. Okulu bırakanların ise uğraşacakları hiçbir şey yok. Sosyal etkinliklerin imkânları ise çok az ve olanlardan da biz kızların yararlanması ayıp görülüyor. Bu yüzden evde oturmanın dışında yapacağımız fazla bir şey yok.” derken yaşamdan artık hiçbir beklentisi olmayan yetmişini aşmış bir kadın gibi konuşuyordu.
KENDİ VATANINDA MÜLTECİ YAŞAMAK
Mülteci kampında yaşadıkları için, kısmi tecrit koşullarında yaşayan Maxmurlu gençler birçok sosyal aktiviteden mahrumlar. Psikolojik savunma mekanizmasının gereği olarak, Maxmurlu gençler de sosyal alanda yaşadıkları boşlukları, siyasal alanla tamamlaya çalışmışlar.
Yaşadıkları sıkıntıların nedenlerini siyasal açıdan yorumlayan gençler, “Her ne kadar mülteci durumunda yaşasak da kendimizi kimseye karşı küçük görmüyoruz. Çünkü biz ne için geldiğimizi biliyoruz. Biz Türk devletinin baskılarından dolayı buralara kadar geldik. Yurdumuzu sevdiğimiz için baskı gördük. İnsan yurtseverliğinden dolayı ne kadar bedel verse ve nerede olursa da başı diktir” diye konuşuyorlar.
On üç yıldır da mülteci olarak Güney Kürdistan’daki kamplarda yaşayan Sebih Sayın, şunları söyledi; “Babam birçok kez işkenceden geçirildi. Köyümüz yakıldı. Ben üç yaşımdan beri mülteci olarak yaşıyorum. Fakat mültecilik hiçbir zaman zoruma gitmedi. Zoruma giden, insanın kendi topraklarında mülteci olarak yaşamak zorunda bırakılmasıdır. Bu kamplarda yaşamanın dezavantajına rağmen bazı avantajları da oldu. Birçok imkansızlığa rağmen burada en azından kendi anadilimizde eğitim imkanlarını yarattık. Yine Başkan Apo’nun düşüncesiyle tanıştık. Bu yüzden de kendimizi başkaları karşısında hiçbir zaman küçük görmüyoruz. Tam tersine mülteci olmamızın nedenlerini bildiğimiz için başımız herkes karşısında dik.”
MAXMUR’DA YENİ BİR NESİL
Hewler’deki Selahaddin üniversitesinde okuyan Demhat Baytaş, yaşadığı sıkıntıları şöyle ifade ediyor; “Hem cinsler arasındaki uçurumda, hem bireyin kendini ifade etme hakkında, hem de öğrenci öğretmen ilişkilerinde sonuna kadar sorular var. Selahaddin üniversitesinde 29 binden fazla öğrenci okumasına rağmen doğru dürüst bir öğrenci örgütlenmesi yok. Var olan da, öğrenciler adına hiçbir karar alamıyor. Bizim içinde büyüdüğümüz Önder Apo’nun kültürü ise öğrencilerin kendi kendini yönetmesinde ve kendilerini ifade etmesinde sınır tanımıyor.”
İslamın ve feodalizmin güçlü etkilerinin Güney Kürdistan’da hala sürdüğüne dikkat çeken Baytaş, bu etkilerin evlerin mimarisinden tutalım insan ilişkilerine kadar yaşamın her alanına yansıtıldığını vurguladı.
HAYALLER BİLE FARKLI
Maxmurlu mülteci gençlerin içinde yetiştikleri ortan yaşıtlarından farklı olduğu için gelecekten beklentileri ve umutları da farklı. Hemen hemen birçoğunun en büyük hayali sarı kırmızı yeşil renklerle Türkiye’ye geri dönmek iken, gelecekte psikolog, arkeolog gibi meslekleri düşünen Maxmurlu gençler, yaşıtlarının çoğunun tercih ettiği mühendis, doktor, öğretmen veya avukat olmak gibi hayallerden daha farklı hayaller taşıyorlar. Psikolog olmak istediğini söyleyen Newroz Baytaş, bunun sebebini şöyle açıklıyor; “Çünkü bizim halkımızın psikolojisi savaştan dolayı çok bozulmuş. Ben hem halkımın, hem arkadaşlarımın psikolojisini anlamak istiyorum.”
En büyük hayalinin sarı kırmızı yeşil renklerle Türkiye’ye dönmek olduğunu belirten Sebih Sayın ise uğruna birçok sıkıntılara katlanılan taleplerin kabul edilmesini ve Türkiye’deki okullarda Kürtçe eğitim görebilmeyi istediğini dile getiriyor.
Kendi geleceği hakkında somut hiçbir meslek düşünmediğini söyleyen Ömer Kara ise tek hedefinin halkına hizmet etmek olduğunu vurguladı. Mültecilik yaşamları boyunca kendi anadillerinde eğitim görmüş olmanın yarattığı avantajları halkıyla paylaşmak istediğine dikkat çeken Kara, şöyle konuştu; “Bizim gençler Kürdistan’da kendi anadilinde değil, sömürgeci devletlerin dili, kültürü ve tarihi ile yetişiyorlar. Bu kendinden bir yabancılaşmaya neden oluyor. Biz burada anadilimizde kendi tarihimizi ve kültürümüzü okuyor ve kendi coğrafyamızı tanıyoruz. Bu avantajlarımızı halkımızın hizmetine sokmayı istiyorum.”
KÜRTÇE EĞİTİM ŞART
Türkiye’ye dönmeye istekli olmalarına rağmen, kampın her boşaltılma tartışmaları başladığında kaygılandıklarını dile getiren Sebih Sayın, bir ironi gibi duran bu duruma şöyle açıklık getirdi; “Bizim kaygımız Türkiye’ye döndüğümüzde buradaki diplomalarımızın geçerli sayılmaması ve Kürtçe okuma imkanının olmamasıdır. Bu durum insanda ‘Yıllarca gördüğümüz eğitim boşa mudur?’ duygusu yaratıyor.
Türkiye’de Kürtçe eğitim hala yasak ve Kürtler hala inkar edilmek isteniyor. Biz burada kendi anadilimizde eğitim gördük ve kendi tarihimizi okuduk. Türkiye’ye dönünce eğitimimize kaldığımız yerden devam etme olanaklarını sağlanmazsa geri dönmeyi kabul etmeyiz.”
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|