Gönderen: lawikemetini Tarih: 12.01.2007, 13:18:31 (825 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
Saldırma, ezme, dize getirme vb. kavramlar şiddet kültürünün kavramlarıdır. Kendini merkeze alarak, çevresindekileri dize getirilmesi gereken, ezerek kendine tabii kılınması gereken nesneler olarak görme yaklaşımı ve anlayışı bu kültürün yansımalarından olmaktadır. Kendisi ve çevresi vardır ve bir yere ayak uydurması gereken varsa o da çevresidir.
Ortadoğu kültürel yapılanmasında çizgiler çatışması yeni bir sürece giriyor. Bu yenilikte egemenlikçi kültürün öncü ve piyonları pek farklılık arz etmese de, saldırı, ezme, dize getirme politikaları sahneye konulacaktır.
Ortadoğu politikalarının yönlendiricileri aslında insanı çok şaşırtmayan uygulamalara devam ediyorlar. Ortadoğu yarasının, ya da yaralarının sadece kabuğunu kaldırmak bu sistem için yeterli görünüyor. Yaraların dermanı değil de, fermanı kendi ellerinden yazıldığı içindir belki. Yaralı halkların ahını aldıklarını söyleyen ABD ve elemanları, görünen o ki, yeni yaraları kaşımayı düşünüyorlar.
Erkeklik kültürü, kendini hep önde tutmak ister. Önde olmak, bir şeyleri ezmekten geçer bu kültür için. Herkesi yaralı kılmak ve yaralarıyla uğraşır kılmaktır politikası. Kendisiyle uğraşır kılınanlar da çevresini göremezler tabii.
Hammurabi kanunlarının yüzyılımıza uyarlanması için çeşitli yöntemler kullanılıyor. ‘Göze göz, dişe diş’ mantığı (mantıksızlığı) ile yürütülen politikalar, Ortadoğu toplum kültürünün esası olarak yaşatılıyor. Yine ‘ölmek ve öldürmek’ bir yaşam biçimi olarak işleniyor. Ölümüne yaşama yaklaşmak, bir tarz haline getiriliyor. Bu nedenle ölümler hep ansız, zamansız, haksız yaşanıyor Ortadoğu’da.
Ölüm oranı, yaşam oranına göre daha fazla duruma gelen kadın gerçekliğimiz, Ortadoğu sistem sorgulamasını, kadın kimlik sorgulaması temelinde yürütebilmelidir. Ortadoğu’nun her dönem en çok karıştırılan, kaşınan yaraları kadının yaşadığı yaralardır. En büyük yaradır, erkeklik kültürü karşısında kadının yaşadıkları. Saldırılması, ezilmesi, dize getirilmesi gereken olarak görülen kadın gerçekliği, yeni yüzyıla yeni perspektiflerle girebilmelidir. Kendini allayıp pullayan, ‘aslında ben hata ettim’ diyerek kendine yeni yollar açmaya çalışan ataerkil sisteme güven duyan yanlarını gözden geçirebilmelidir. Kendini ve bu sistemi çok tanıyabilmelidir.
Reber APO, Ortadoğu gerçekliğini, geriliğini erkeklik kültürü temelinde çözümlüyor. Ortadoğu’ya müdahale eden ABD, AB ve yandaşı güçlerinin de bu kültürün ileri hali olduğunu bizlere gösteriyor. Bu zihniyetin, kültürün temsilcilerine güvenilmemesi gerektiğini belirtiyor. Saddam ki, bu kültürün modern Hammurabisi idi. Bu sistemin beslediği, Ortadoğu’nun yaralarının yaratıcısıydı. Onu gözünü kırpmadan götürmede terddüt etmedi. Kendisi besledi ve yeni beslediklerine idam ettirdi. Bu sonuç, erkeklik kültürünün, sisteminin tarzıdır.
Önemli olan böyle bir sisteme güven duyan ezilenlerin durumudur. ‘Çağdaşlaşmak’ adına, ‘artık politika yapmak lazım’ diyenlerin ‘güvendiklerini’ gözden geçirmelidirler. Bizim açımızdan bu daha da gereklidir. Reber APO, kadındaki gerilikleri eleştirirken ‘adamlarınıza çok güveniyorsunuz’ diyor. Altı boş olan, yine değişime-dönüşüme, özgürleşme toplumsallaşmayan bireycilik etrafında kurulan yaşam içi boş güvenleri yaratıyor.
Ortadoğu’nun yaralarını Ortadoğulular sarmalıdır. Buna ‘hayal’ olarak yaklaşanlara ‘Saddam’ realitesini iyi okuma önerisi yapmak gerekir. Geçmişin Hammurabiliği ile modern Hammurabiliği iyi tahlil ederek, kendine, kimliğine sahip çıkmak, sahte erkeklik kültürü karşısında duruşumuzu ortaya çıkaracaktır.
Güvendiğimiz içimizdeki ulu dağlar olsun. Başkalarının dağlarına güven ‘karların erkenden’ yağmasına neden olabiliyor.
| |
|
|
|
|