Gönderen: Rojaciwan Tarih: 29.10.2004, 19:39:30 (4437 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
27.10.2004 Tarihli
GÖRÜŞME NOTLARI"Hoş geldiniz. Diyarbakır’dan geliyorsunuz. Sanırım bir takım talihsizlikler oldu. Görüşmeye gelemediniz. Diyarbakır’dan bahsetmek lazım. Nasıl yapalım, önce Diyarbakır’a ilişkin bir değerlendirmemi yapalım, yoksa genele ilişkin konulara mı değinelim? Genele girersek zaman kalmayabilir. (Biz aktaracaklarımızı sonra aktaralım, isterseniz siz Diyarbakır’a ilişkin değerlendirebilirsiniz.) Tabii, öncelikle Diyarbakır’dan bahsetmek lazım. Çok şey var. Birikim dergisinde okumuştum: Şeyhmus Diken’in de katıldığı bir konferansa ilişkin yazılar vardı. İlginç bulmuştum. Öncelikle sizin Diyarbakır’a ilişkin mesajlarınızı alalım. Aleyhte şeyler var mı? Köklü sorun nedir? Ne anlatılabilir?
(Herkesin sizden büyük beklentisi var. Özellikle barış anaları ile görüşmüştüm. Onlar da sürece nasıl cevap olabilecekleri hususunda sizden perspektif bekliyorlar. Halkta yapılara karşı güvensizliği var. Ayrıca bölgede bazı toplantılar yapıldığını duyduk.) Kimdir? (Sağ kesimin.)
Hangi sağ kesim, devlet üzerinden gelen sağ partiler mi demek istiyorsunuz? (Hayır, ayrılan grubun.) Bu dönemde AB sürecini istismar etmek isteyenler olacaktır herhalde. Tabii yeni dönem için sizin sorumluluğunuz büyük. Ben hep verdim, ama siz değerlendiremediniz, bu yüzden eleştiriler alacaksınız. Benim rolüm önemli. Ben bugün rolümü değerlendireceğim. Benim rolüm Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu için önemli. Ama siz de kavrayamadınız. Çok tuhafıma gidiyor. DEHAP da, Avrupa’da, PKK de dahil. Ya ben her şeyin başıyım ya da öleceğim gibi bir beklenti içerisindeler. Ortası olmadı bir türlü. Bu doğru değil. Herkesi beklenti içinde; halkı da büyük beklenti içine koyuyorlar. Daha önce de söylemiştim; bu sürece iyi bir teorik ve pratik katılım gerekirdi. Doğru örgütlenme, doğru çalışma tarzı gerekir. Devlet çok mesafe alıyor. Uygarlık gelişimi açısından önemli değişimler var. Devletle karşılaştırdığımızda bizde çok geri bir anlayış var. Siz anlamadınız, ama devlet anlıyor. İşte AKP hükümete geldi. İşte devlet mesafe alıyor. Bizimkiler AKP’nin beni değerlendirdiğinin yüzde biri kadar bile değerlendiremiyorlar. Halk için pratik önerilerim de vardı, ama hiçbiri uygulanmadı, havada kaldı. Diyarbakır halkını biliyorum, fedakardır, bekliyor. Ama belediyelerde yerel yönetim anlayışı bile gelişmedi. Kürt sorunu geldiğimiz aşamada yüzde doksan yerel yönetim sorunu haline gelmiştir. Kürt sorununu yerel yönetimler düzeyinde çözeceğiz. Burada devletin izin vermesi ya da düşmanlık yapması gibi bir şey yoktur. Belediye devletten hiçbir şey de almayabilir. Devlet izin mi verir, düşmanlık mı yapar? Bu benim için çok önemli değil. Ben belediyeler için Bookchin’i mutlaka okuyun, pratikleştirin demiştim. (Yerel yönetimler düzeyinde önemli gelişmeler var, önemli mesafe kat edildi.) Leyla’ya da yazdım, uzun uzun açtım. Kürt sorunu yerel yönetim düzeyinde çözüm aşamasına gelmiştir dedim. Türkiye’nin modernleşme tarihinde üç dönem vardır. Tanzimat, cumhuriyet ve şimdi benimle başlayan 2000’li yıllar. İşte Fikret Bila da yazıyor. Fikret’e Genelkurmay yazdırıyor. Ciddi bir gazetecidir, ciddiye alınan bir isimdir. Yazılar yarı resmidir. M. Kemal’in yarı yenilenmiş çizgisidir. Genelkurmayın pozisyonu ve benim Genelkurmaya yaklaşım tarzımı da anlatacağım. Daha önce de anlatmıştım, ama anlamadınız. Fikret Bila’nın kitabı önemli. Benim buradaki çizgimi Fikret Bila kadar ciddiye almadınız. Genelkurmayın bunu yayınlatmasının nedeni var. Ama o yazmadan sizden beklerdim. Sizin büyük sorumluluğunuz var. Şimdi başlayabilirsiniz. İmralı Konuşmaları dersiniz. Ciltler halinde olabilir. Kamuoyunun buna şiddetle ihtiyacı var. Murat Yetkin de yazdı. AB süreci ve demokratikleşme bizim buradaki çıkışımız ve konumumuzla paralel yürüyecektir. Fikret Bila’nın kitabını okudunuz mu? (Kitabına baktık, Genelkurmayın sizin stratejik değişim çizginizi taktik olarak gördüklerini belirtiyorlardı. Ayrıca kitabı da getirdik.) Genelkurmay taktik der tabii. Bila’nın kitabını şimdi yayınlatarak kendileri de taktik yapıyor aslında. Dışarıda olsaydım taktik nedir görürlerdi. Bundan sonra artık taktik konuşacak. PKK de taktik yapmalıydı, yapamıyorlar. Benim cesedim bile bunlardan fazla politika yapardı. İşte yeni parti yaratacağız. Daha başlamadan yetkiyle, kişilik sorunları ile karşıma geliyorlar. Biraz ciddi olun, demokratik siyasette etkili, yetkili olun, sonuç alın. Olmazsanız sizi uyarıyorum, aşılırsınız. Korkak olmadığınızı, emek kaçkını olmadığınızı biliyorum. Hayatın bin bir türlü zorluklarına göğüs gerdiniz. Bunları biliyorum. Ama gerçek politik kişilik, gerçek hukuk adamı olmaktan neden korkuyorsunuz? Binlerce genç var, değerlendirmelisiniz. Tekrar bölgeye geliyorum: Ağır sorunlar var, biliyorum. Aktarıcıların ve bizi temsil edenlerin eksiklikleri kendi eksiklikleridir. İletişim sorunları da yok aramızda. Ciltler dolusu değerlendirmem var ortada. Ben İtalya’da iken İtalyan gazeteciler benimle iletişim kurmak için çok çaba harcamıştı. Hatırlıyorum, bir kibrit kutusuna bile bir cümle yazsan olur diyorlardı. Benden bir cümle alabilmek için maddi manevi her şeyi sunuyorlardı. Şimdi ortada ciltler dolusu şeyler var, ama ciddiye alma yok, sonuç yok. Güney’deki diğer grupları ciddiye aldığınız kadar beni ciddiye almıyorsunuz. Şimdi konunun özüne gireyim. Türkiye’de benimle mücadeleyi direkt Genelkurmay yürütüyor. Başbakanlık ona bağlı bir araçtır. Başbakanlık, askerin direktifine göre hareket ediyor. Sorgu sırasında idam tartışmaları varken bana “İdamına sen kendin karar vereceksin” deniyordu. Jandarma, MİT, Emniyet, Genelkurmaydan oluşan dörtlü grup bunu söylüyordu. “İstersen öldürücü davranacaksın, istersen aksini yapacaksın, sen belirleyeceksin” dediler. Böyle önemli ve kritik bir hava vardı. Bu önemliydi tabii. Kaypakkaya, Deniz, Hayri ve Mazlum’ların bir direnme tarzı vardı. Benden de bu bekleniyordu. ABD, İngiltere, Güneyliler ve hatta bizimkiler de benden bu tarzı beklediler. Benimki de bana göreydi, kendime özgüydü. Bu bir mücadeledir. İngiliz gazeteleri de yazdı: “APO boğuşuyor” dediler. APO’nun büyük boğuşması dediler. Rus basını AB süreci ile bağını kurdu. Ben kendime göre bir yaklaşım geliştirdim. Onlar anladılar. Bunlar doğruydu. Ben burada boğuştum. Ama bizimkiler anlamadılar. Kendime özgü bir mücadele yaklaşımı geliştirdim. 9 Ekim’le başlarsak 7. yılına girdi. Bu bir süreçti. Tek başıma sürüklediğim bir süreçti. Öyle PKK’nin bana yardım ettikleri falan da yoktu. PKK de tam anlamadı. Yirmi yıllık arkadaşlarımızın zavallılıkları ortada. Onlar öl-öldür çizgisini aşamadılar. Ama ben üretici oldum. Şimdi siz de bunu yazın. Altı yıllık mücadelenin özetini yazmalısınız. Bu tarihi politika ne anlama gelir, hangi dersler çıkarılmalı? sorusuna cevap yazabilirsiniz. Altı yıllık mesajlarımı toplayıp topluma sunun. Edebi bir dile de kavuşturabilirsiniz. Yapmıyorsanız, yapamıyorsanız olmaz. Bazı edebiyatçı uzmanlardan da yardım alabilirsiniz. Yanınıza birkaç arkadaş da alabilirsiniz. Bir ara size de söylemiştim. Savcı bir soruşturma için bana bazı belgeler getirdi. Orada gördüm ‘Geleceğe Notlar’ denmişti, şaşırdım. Ne demek geleceğe notlar? Yani ‘yaz duvara kalsın bahara’ anlayışıdır bu. Size yirmi dört saat gerekecek şeyler verdim. Ama siz eskiden de APO çok konuşuyordu, şimdi de konuşuyor diyorsunuz. Eskiden de böyleydi. İşte anlaşılıyor, böyle olursa başaramazsınız. Böyle yaparsanız diplomatik, hukuki, siyasi hiçbir zeminde başaramazsınız. Medya grubumuz bunu iyi anlamalıdır. Anlamıyorlarsa bıraksınlar. Bu tehlikeli bir yaklaşımdır. Mesele fiziki varlığımla ilgili değil. Tarihsel, toplumsal bir durum var. İşte miras kavgası böyle başladı. Legalden dağa kadar hiç saygı yok mu? Ciddiyet yok mu? Ne demek ‘Geleceğe Notlar’? Ne geleceği? Şu an lazım bunlar. Böyle serserilik mi olur? Bir de beni “Acaba Apo ne kadar dayanır, teslim mi oluyor?” pazarlığına giriştiler. Biz altı sene dayandık burada. Siz benim adıma haykıracaksınız: Bu arkadaş, bu yoldaş altı yıldır üretiyor, yaşam mücadelesi veriyor diyeceksiniz. Bu hesap yanlış. Miras kavgası hepinize bulaşmış. Böyle sonuç alamazsınız. F. Bila’nın kitabını okuyun. Orada ciddiyeti görürsünüz. Örnek alabilirsiniz. İmralı Konuşmalarını kitaplaştırın. Bu önemli. Benim burada yaşamam önemli. Devlet kılı kırk yarıyor. Günü gününe rapor alıyor, burada rejim uygulanıyor. Buna rejim diyorum. Dikkat ederseniz ben hükümet değil, Devlet diyorum. Devlet derken, kendini devletin sorumlusu olarak görenler için söylüyorum. Ağır bir işkence altında değilim. Ama iyi de diyemem. İşte görüyorsunuz, siz yorumlayın. İşkence görüyor derseniz bu ucuz bir yaklaşım olur. İlişkileri rahat derseniz bu da doğru değil. Çok olumlu mudur, vahşi midir? Siz yorumlayacaksınız. Çok işkence görüyor demek de, çok iyi koşullarda yaşıyor demek de gerçeği tam yansıtmaz. Günlük yaşam için birçok isyan oldu, birçok şey oldu. Ama ben bu tür şeylere hiç girmedim. Ben günlük yaşama girmedim. Bir halk önderinin sorumluluğunu gösterdim. Aksi taktirde her şey çok kötü olurdu. Ama demokrasi mücadelesi gelişmiyor. Demokratik mücadele benim istediğim gibi yükseltilmiyor. Önderi, kadrosu yoktur. Demokratik politika bir sanattır; irade ister, enerji ister. Aşktır, hırstır, tutkudur, ama bunlar fazla gelişmiyor. Ancak gelinen nokta şu: Gördüğünüz gibi yaşıyorum. Doğru bulduğum görüşleri söylüyorum. Ben sizin gibi özgür değilim, dağdakiler ve Avrupa’dakiler gibi rahat da değilim. Sizin gibi Türkiye’de rahat da gezemiyorum. Ama ben burada düşüncelerimi derinleştiriyorum. Biliyorsunuz, İmralı’nın özelliği var. Burada kimlerin kaldığı belli. Bizans’tan beri bu böyledir. En üst devlet muhalifleri kaldı burada. Başbakanlar, devlet adamları geçti buradan. Bir baktınız yarın öldük, bir baktınız olumlu koşullar olur. Bunu günlük politik gelişmeler belirleyecek. Ben bu değerlendirmemi tüm Kürtlere, Türkiye’ye ve Avrupa”ya, kamuoyuna belirtiyorum. Daha önce de yapıyordum. Bir nevi halka bir rapordur. Bir direktif değil, bir rapordur dediklerim. Bunları bir mektup biçiminde düzenlersiniz. Daha önce size söylemiştim: Liderlere, AB’ne, Hükümete bir mektup yazın demiştim. Yazıldı mı? (Hayır,henüz yazılmadı.) Derhal yazılsın o halde. Bu dediklerimi de ekleyerek genişletebilirsiniz. Diyalog önemli. Derhal bir diyalog şeyi başlatılmalı. Herkes sorumlu davransın. Daha önce dediğim gibi, 17 Aralık tarihi önemli. Diyalog girişimi başlatacaklar bu tarihi dikkate alabilirler. (Akın Birdal’lerin girişimi devam ediyor. Bir dizi etkinlik planlamaları var. Bir barış konferansı düzenleyecekler. İstanbul’dan Diyarbakır’a barış treni girişimleri var, bunun gibi başka etkinlikleri var. Aralık ayına doğru diyalog aşamasına gelebileceğini düşünüyorlar. Hem sivil toplum ve örgütlerine dayalı bir çalışma yürütülüyor, hem de hükümet ve Kongra Gel’le doğrudan görüşecekler. Bunun için randevu istemleri olmuş.) Tamam. Ne gerekiyorsa yapsınlar. Konferans, tren, panel, konser etkinlikleri yapabilirler. Tekrar başarılar diliyorum. Anlamlı bir diyalog olursa 2 Ağustos benzeri yeni bir çağrıda bulunabilirim. Sağlık sorunlarım dolayısıyla her zaman müdahale etmeyebilirim. Ama şu an için sağlık koşullarım iyi. Herhangi bir gelişme olursa müdahale edebilirim. Acil bir diyalog başlamalıdır. Bizim adımıza muhatap filan da dayatmıyorum. Diyarbakır Belediyesi de olabilir, önemli değil. Eğer Erdoğan-Gül PKK’ye “Çekilirseniz sizi demokratik sürece alacağız” derlerse bu olumlu bir gelişme olur. Genelde karşılıklı bir af gerekiyor. Adli suçlarda değil, devlete karşı geliştirilen suçlarda, devlet bünyesinde bir af olur. Adi cinayetler affedildi zaten. Ancak gerçek af durumu olmadı. Diğer talepleri ekonomik, demokratik talepleri bir takvime bağlamıyoruz. Ama gelecek arkadaşların bir yıl, olmadı iki yıl, olmadı ama ondan sonra serbest çalışma koşulları olmalı. Böyle olursa inisiyatif alabilirim. O zaman hükümet ciddi derim. O zaman 2000’lerde yaptığım geri çekilme çağrısının bir benzerini yapabilirim. 2000’de umutluydum. Ama umuduma kar yağdı. Şimdi yeniden deneyebilirim. Eğer zırnık kadar İslam ve İslam’ın affı, zırnık kadar kendi halkına saygı, zırnık kadar kendi askerine ve polisine, kendi halkına saygı duyuyorsa, bir tek damla kan dökmekten çekiniyorlarsa, ben Türkiye halkları için her şeyi yapmaya hazırım. Ben varım. Ama eğer korkunç bir piyasa toplumcusu, gırtlağına kadar rantçı politikadan vazgeçmeyecekse, tüccar hükümeti olacaksa, Türk halkı bilmeli ki, bunun sorumlusu hükümettir, Erdoğan’dır. Ordu ve polis zaten savaşır, ama inisiyatif hükümettedir. Kontrolüm var şu anda, son iki ayda da bunu kullanacağım. Eğer 17 Aralığa kadar bir şey gelişmezse, diyalog olmazsa, ben de o zaman hükümet yalan söylüyor, makyaj yapıyor, AB’yi de orduyu da aldatıyor, ülkeyi harcıyor derim. İslami açıdan da söylüyorum: Müslüman Müslüman’ı öldürmez. Sen başkent başkent dolaşarak AB’ye taviz veriyorsun da, kendi halkına niye taviz vermiyorsun? DEHAP’a da söylüyorum: Politika ciddi bir iştir. Ciddi bir talepleri bile yok. (DEHAP bir heyet olarak birkaç gün önce Avrupa’ya gitti. Çeşitli temaslarda bulunacaklar.) Gitsinler tabii. Görüşsünler. Başka kurumlar da gidebilir. Hükümet ucuz politika yapıyor. Ben kan meselesi konusunda İslamiyet’in özüne katılıyorum. İslamiyet “Acemin Arab’a üstünlüğü yok” diyor. Sen Hıristiyan AB’yi Müslüman’a üstün tutuyorsun. Avrupa’ya taviz veriyorsun, ama Müslüman Kürt halkına vermiyorsun, Müslüman kardeşinin dilini yasaklıyorsun. Kaldı ki istenenler taviz filan da değil. İsyanlar dönemi de geride kaldı. Türk’ün Kürd’e üstünlüğü de yok. Kürtçe resmi dil olsun da demiyoruz. Mesele makul adil yaklaşımdır. Hükümet adil olmak zorunda. Nedir bu on gencin peşine bin asker takıyorsun? Bu dine, Müslümanlığa sığar mı? Adı da muhafazakar demokrat parti. Dilimden vazgeçsem iyi mi olur? Benim dinim kalır mı? Anadilini bilmeyenin dini olur mu? Anadilinden vazgeçenin dini de olmaz. Doğru konuşmayan imamın vaazını dinlemesinler. Sen çocuğuna kendi dilini öğretmiyorsan, senin çocuğun haramzadedir. Bunlar Müslüman da değil, tüccar bezirgan takımı. İslam’ı da kirletiyorlar. Ben böyle düşünüyorum. Zamanımız azaldı. Aktaracaklarınızı alayım. (Yeni parti çalışmasına ilişkin bazı aktarımlarımız olacak. Öncelikle Cuma günkü açıklamayı izleyebildiniz mi?) Bu proje tutacak. (Açıklamadan sonra bir toplantı yapıldı. Ahmet Türk ve Murat Bozlak sizin özellikle geçen hafta eş başkanlık için önerdiğinizin isimlere, yeni çalışmanın ve kendilerinin katılımının geleceği açısından doğru bulmadıklarını, bu konuda öneri olarak isimleri halk belirleyecek biçiminde bir düşünce belirtmenizin daha doğru olacağını ilettiler. Ayrıca sadece geçen hafta değil, ondan önceki görüşmelerde de yeni çalışmanın sorumluluğunu taşıyacak isim (Hatip Dicle) konusunda yaptığınız değerlendirmenin de bu çerçevede değiştirilmesinin doğru olacağını belirttiler.) İsim mühim değil. Bu parti tüm Türkiye’nin partisidir. Eş başkanlık modelini bunun için önermiştim. Tamam, anlaşıldı. Ben bütün isimleri geri çekiyorum. İsimleri halk seçecek. Herkes de buna saygı duyacak. (Sizin geçmişte önerdiğiniz sorumlu ismin, görüşmeye gelen bazı avukatların yönlendirmesi sonucu olduğunu düşünenler var.) İsimleri geri aldım, ama ilkelerimde çok ciddiyim. Asla vazgeçmem. Kimseye de zorla dayatmam. Madem sizi yönlendirici olarak görüyorlar, işte aranızda Diyarbakır’dan gelen bir arkadaş var. O söylediklerime tanıktır. Hem mektup gönderiyorlar, isim ve öneri istiyorlar, hem de isim kabul etmiyoruz diyorlar. Tamam, kabul ediyorum, bundan sonra da hiçbir isim önermeyeceğim. Ama hiç kimsenin ahbap çavuşlarını oraya doldurmasına da izin vermem. Bana isim ve klik şeyini getirmesinler. Klikleri, grupçukları da kabul etmem. İyi bir program, taslak çıkarılır. Demokratik Toplum ismi de kullanılabilir. Kendi görüşümü de dokuz sayfalık mektup yazdım. Yönetime dün verdim. Bilemiyorum, devlet doğru bulursa verir. Dördünün de ismine yazdım. Siz de okuyun. Yerel konferanslar başlar. Alttan üste doğru halk isteyecek, halk seçecek. Tabandan emekçiler yükselecek. Delegeler belirlenecek. Kim demokratik çizgiyi özümser, benimserse yer alır. Tarihi bir süreçtir. Kim seçilirse seçilir. Onlar da sonuçlarına saygılı olur, ben de saygılı olurum. (Bazı arkadaşların, görüşme notlarının özellikle isimlerin de yer aldığı bütün ayrıntısıyla yayınlanmasının -son haftada görüldüğü gibi- çeşitli sorunlara yol açtığı, ayrıca sizi de dönem dönem zor duruma düşürdüğü yönünde bir mesajları vardı. Bu konunun size aktarılarak sizin bu konudaki görüşünüzün sorulmasını istiyorlardı.) Bu konuda sorumlu olan sizlersiniz. Mesela bu hafta üçünüz geldiniz, siz düzenlersiniz. Basına ayrı diğer yerlere de ayrı düzenler gönderirsiniz. Beni kamuoyunda zor durumda bırakmayacak şeyler yapın. Bu düzenlemelerden siz sorumlusunuz. (Görüşme notlarının bütünüyle olduğu gibi yayınlandığından haberiniz var mıydı?) Hayır, haberim yoktu. (Bu konuyla Fuat arkadaş İlgileniyordu. Bu konuda özen gösteriyordu. Görüşme notlarının tümüyle yayınlanmaması bazı sorunlara yol açmıştı. Tecrit,sansür gibi...) Hayır, ben her yere ayrı mektup gönderin diyordum. Basın açıklamalarını siz düzenleyin demiştim. Bu yöntem uygulanmazsa sorumlu olan sizlersiniz. Beni kamuoyunda güç duruma düşürecek basın açıklamalarından -bu görüşe üçünüz geldiğiniz için- bundan sonra siz sorumlusunuz. Sanırım bu anlaşıldı. Tekrar sizin çalışmanıza geleyim. Yazdığım mektubu siz de okursunuz. Orda her şeyi yazdım. Amaç maddesini de açtım. Kamu-özel sektör ayrımına ek olarak, halk topluluklarına dayalı ekonomiyi ek olarak belirtiyorum. İletirsiniz. Bunu altıncı şık olarak ekleyebilirsiniz. Tekrar söylüyorum: Türkiye tarihinde Tanzimat dönemi, Cumhuriyet dönemi ne kadar önemliyse, demokrasi dönemi de o kadar önemlidir. Hızla tamamlayıp kongreye gidersiniz. Başka aktaracaklarınızı alayım. (Avukatlarla ilgili bir sorunumuz var. Bazı avukatlar sizin adınıza temsilci olduğunu söyleyerek çeşitli toplantılar yaptılar. Bu da sorunlara yol açtı. Görüşme talepleri var. Size aktarmak istedik.) Kim bunlar? (Size telgraf gönderen, Mehmet Kaya isimli avukat.) Bunlar hafiflik yapmışlar. Siz bu tip sorunları bana getirmeden hal edebilirsiniz. (Bu tip sorunlara yol açacağını düşündüğümüz başka yeni bazı avukatlar da görüşmek için talepte bulundular. Bu avukatların arasında Feridun Çelik de var. Hakkında ciddi rant iddiaları var. Hatta benzeri rant iddialarını araştırmak için kurulan Soruşturma Komisyonu henüz sonuçlanmamış olmakla birlikte, çok ciddi bulgulara ulaştığını belirtiyor.) Gelmek isteyenler gelsin. Ama haklarında rant iddiaları bulunan kişiler için komisyonun sonuçlarını bekleyin. Hükümetle ilgili konuya tekrar dönüyorum. Ben iki aya kadar tarihi sorumluluk içinde davranacağım. Son o zamanlarda operasyonlar artıyor mu? (Özellikle son haftada operasyon ve çatışmalar arttı. Petrol boru hatlarına dönük eylemler var.) Böyle giderse olur tabii. Gelsinler, bunu aniden bitirelim. Kanı durduralım. Başbakan neden istemiyor? Ben buradayım, benden ne talep ediyorlar? Gelsinler, bitirelim. Başbakan niye adım atmıyor? İstiyorlarsa belediye başkanı ile yapsınlar. Ben Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü herkesten daha çok istiyorum. Türkiye halkının esenliğine çabalıyorum. Bizi askerle, polisle çatıştıracaklar, sorumluluk da bizde olacak. Bizimle orduyu çatıştırıp kendileri de hükümet olarak devam etmek istiyorlar. İki ay sonra PKK, gerilla serbesttir. Gerillaya da bir çağrıda bulunuyorum. 17-19 Aralığa kadar her şey belli olacak. Sizi imha da edebilirler. Herhalde kendilerini korurlar. Bunu herkes duysun. Gerilla kendi alanını belirler, komutanını seçer, istediği kadar eylem koyar. Her türlü şeye kendileri karar verirler. Yaşamak istiyorsanız savaşmasını da bileceksiniz. Tedbirlerinizi de alın. Benden istenen tüm talepleri karşıladım. Çerçeve budur. Bu temelde Diyarbakır’a selamlar. (Son günlerdeki azınlık tartışmalarını izleyebildiniz mi? Genel yaklaşımınız belli, ama tartışmalara ilişkin görüşleriniz merak ediliyor. Ayrıca aydınların önemli bir kesimi azınlık statüsünün hukuki bir güvence sağladığını, asli kurucu öğenin soyut olduğunu ve net hukuki bir karşılığının bulunmadığını belirtiyorlar.) Bir asli bir unsuruz. Biz bu devletin oluşumunda yer aldık, biz çoğunluğuz. Sünni mezhebe, Türk etnisitesine ne varsa, Kürtlere ve Alevilere de tanınmalıdır. Sünni’ye tanınan Alevi’ye, Türk’e tanınan Kürd’e tanınmalıdır. Azınlık düşüncesinin pek bir kıymeti yoktur. Uyarıyorum. Mesajımı hükümete net veriyorum. (Bir ara Başbakana mektup yazmıştınız, şimdi de yazacak mısınız?) Sayın Başbakan’a açık mektuptur bu. Bu konuda son derece dürüst ve netim. Bir an önce sağlam stratejik barış adımı atılsın. Bu iki ay önemli. Anaların da, kurumların da asli görevi budur. Topyekün barış için diyalog hamlesi geliştirilmeli. Savaş kapıda. Bu tehdit değil, uyarıdır. Ben sorumluluk alıyorum. Dürüstüm, netim, ama olmuyorsa adam gibi öleceğiz. Kemal Pir’ler nasıl öldüyse biz de öyle öleceğiz. Ne yapalım, ya barışın önü açılır ya da şerefimizle ölürüz. Üçüncü yol yok. Sanıyorum zamanımız bitiyor. Başka aktaracaklarınızı kısaca alayım. (DEHAP gençliğinin 9 Kasım’da konferansı var. Sürece cevap olamadıklarını belirterek özeleştiri veriyorlar, bağlılıklarını bildiriyorlar. Yeni siyasi oluşum çalışmalarının ağır işlediğini ve dar kaldığını, bunu giderme noktasında müdahil olamadıklarını belirtiyorlar.) Selamlıyorum. Üstün başarılar diliyorum. Bu görüşmeyi mesaj olarak onlara da gönderiyorum. Düzenleyip verirsiniz. Siz de gidin, bu mesajlarımı Diyarbakır halkına anlatın. Diyarbakır’a selamlar. Ne getirdiniz? (Gazete ve kitap getirdik.) Bundan sonra on beş gazete getirebilirsiniz. Herkese selamlar.
Mehmet Öcalan’ın GörüşmesiMerhaba. Ne var ne yok? Bu Avrupa Birliği’ne giden hükümet, başbakan ve hükümetin yetkili kişileri kırk defadır Avrupa’ya gidiyorlar. Avrupa Birliği’ne girmek için bütün ricalarda bulunuyorlar. Buradaki kendi halkı ile, Kürtlerle kardeşiz diyorlar, ama kardeşin sorununun ne olduğunu sormuyorlar. Başbakan Müslümanlıktan, orucun kutsallığından bahsediyor; ama buradaki kardeşinin sorunlarının ne olduğunu sormuyor. Bu nasıl kardeşliktir, bu nasıl bir anlayıştır? Ben beş altı seneden beri yapmadıklarımı yaptırdım. Gerillaya yaptırdım. Bu çarpışmaları engelledim. Büyük zarar da gördük. Önümüzde iki aylık bir süreç var. Eğer bu iki ay içinde belli bir yöntem, barış sağlanmazsa, artık ben dağdaki insanları tutamam. Artık benim hakkım da olmaz. Barışın şartları oluşmadan barış nasıl olsun? Zaten benim fazla diyeceğim yok. Aydınlar, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları, bütün kesimler bu iki ayı iyi değerlendirmeleri gerekmektedir. Barış olacaksa haysiyetli, dürüst bir barış olsun. Bu yeni oluşum, parti sana göre ne şekil gidiyor? (Herkes kendi cephesine göre bir değerlendirme yapıyor.) Bu herkes ne oluyor? (Biri eski DEHAP’taki yöneticiler, bir de cezaevinden yeni çıkanlar ve onların çevresindeki insanlar.) Ben grupları tanımıyorum. Bu partide grup olamaz. Demokrasi anlayışına uygun düşmez. Çalışacak olan yöneticilerin, bireylerin bu partide karşılıksız çalışması gerekir. Bu partide karşılıksız çalışacak insanlar gerekir. Şartlı insanlara gerek yok. Bazıları isim belirlemişim diye bana sitem etmiş. Ben isim misim önermiyorum. Önerimi geri alıyorum. Ama ben bu partinin takipçisi olacağım. İlerideki aşamada da demokratik hakkımı kullanırım. Grupçuları tanımıyorum. İlerdeki aşamada da böyle bir şey ortaya çıkarsa, ona da engel olurum. Sen yine Ankara’ya gidersin. Sen de demokratik hakkını, düşüncelerini aktarabilirsin. Gazetenin durumu nasıl? Pınar ne yaptı? Gazetedeki eski anlayış devam ediyor mu, etmiyor mu? Gazeteye gidersen arkadaşlarla konuşursun. Gazetede yine sorunlar var. Avukat arkadaşlara da söyle, Pınar’a destek olsunlar. Bu belediyelerin durumları nasıl? Yeni oluşum partileşirse bir komisyon kurulur. Geçmişte olan ve yeni seçilen başkanların halka karşı ne kadar verimli olduklarını, rantı, ailesel ve çevresel çıkarlarını düşünüp düşünmediklerini araştıracak. Eski ve yeni başkanlar hakkında bu araştırma yapılacak. Belediyelerden ranta bulaşan ekipler ve başkanlara, ailesel belediyecilik yapanlara halk ve biz müdahale edeceğiz. Halkın değerleri bireysel çıkarlar için kullanılamaz. Bu değerler büyük değerlerdir. Belediye başkanları kendilerini halka kabul ettirmelidirler. Belediye başkanı olmak için on onbeş kişi aday oluyor. Seçilene kadar halkının ayağına gidiyorlar. Seçildikten sonra halka gitmiyorlar. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Kendilerini çok akıllı zannetmesinler. Ama halka layık olanları takdir ederiz. Herkese selamlar."
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|