Kürt Halkının bölgedeki barışın “betonu” olduğu görülmelidir. “Parçalardaki” Kürtler, komşularıyla demokratik yönde ittifak kurmadıkça (bu bölge çapında demokratik federal bir halklar cumhuriyeti yaratmaktır) kalıcı barıştan söz etmek olası değildir.
Biz Kürtlerin barışçı olması hem tarihsel bakımdan, hem de jeopolitik yerimiz açısından bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur. Kardeş halkların demokrasi içinde özgür olması Kürtler için olmazsa olmaz bir güvenlik sorunudur. Bütün parçalardaki devletlerin barışçı bir dış politika izlemesi, Kürtler için varlık-yokluk sorunudur. Bölge devletlerin barışçı dış politika izlemediği her durumda, bunun en büyük bedelini Kürtler ödemiştir. Herkes barıştan ve demokrasiden söz etse bile, yalnızca Kürtlerin barış ve demokrasi sözleri yalansızdır.
***
Türkler ve Kürtler aynı devlet egemenliği altında, ancak birbirinden çok farklı sosyal, ekonomik, politik ve kültürel özelliklere sahip iki ayrı toplumdur.Egemen güçlerin arasındaki çelişkilerin dışa vuruş biçimlerinin de gösterdiği gibi yalnız teorik bir saptama değil, pratik öneme sahip bir gerçektir.
***
Kürtleri monolitik, aşiretçi, geri bir toplum sananlar büyük bir yanılgı içindedirler. Kürtler, çoğulcu bir toplumdur. Farklı görüşler, siyasi inançlar Kürt toplumunun içinde de barış içinde yaşıyor. Kürtlerin özgürlük mücadelesini bir umacı, DTP’ yi de bu umacının hizmetkarı gibi gösteren medya ve kimi aydınlar Kürt gerçeğinden habersizdir. Kürtler büyük bir uyanış ve aydınlanma sürecindedirler. Ama bu uyanış ve aydınlanma rahat koşullarda yaşanmıyor. O nedenle bizim çoğulculuğumuzun asıl unsuru, Kürtlerin tarih boyunca ve son yirmi yıl içinde yarattığı değerlere saygı gösterilmesine, karşılıklı hoşgörüye , demokratik ve ulusal çıkarlar temelinde tam bir dayanışma duygusuna dayanıyor.
***
Türk-ABD pazarlığı açısından ABD, Kürt halkının kimi kesitlerine karşıdır. Ama İran-ABD çatışması bakımından ABD, Kürt özgürlük hareketine yeşil ışık yakabilir. Suriye’de ise ABD, mevcut rejimle karşı karşıya olsa bile, oradaki Kürtlerin yazgısına kaygısızdır. Bundan dolayıdır ki ABD’yi Kürtlerin ya dostu ya da düşmanı olarak değerlendirmemek gerekir. Kürtler için ABD bir uluslararası faktördür. O nedenle Kürtler bu faktörü, atacakları her adımda hesaba katmalıdırlar. Kısacası Kürtler açısından ABD, bir aşk-nefret sorunu değil, nesnel analiz, hesap, kitap meselesidir. Yağmur örneği gibi. Yağmur kimi zaman bereket getirir, kimi zaman sel felaketine neden olur. Yağmur yağarken, yağmur duasına çıkmak ne kadar saçma ise, ortalık kuraklıktan kavrulurken sele karşı önlem almaya çalışmak da o kadar saçmadır.
Kürtler, elbette ABD-İran ve benzeri çelişkilerden yararlanır. Bu başka şeydir, Amerikancı olmak başka şeydir.
***
Güncel politik görev; Kürt sorununda çözüm sürecini başlatmak ya da bu sürece girmektir.
“Çözüm” için kullanılan metot ile çözüm yolunu bir birinden ayırt etmek gerekir. Çözüm yolunun da çözümün kendisi olmadığını görmek gerekir. Bugün çözüm yolu nedir? Yani Kürt sorunun minimumu nedir?
Birileri, Kürt sorununu “çözün”, o zaman ben dağdan ineceğim diyebilir. Böyle düşünenler olabilir, vardır da.
Başka birileri de Kürt sorununun çözümü için gerekli olan koşulları sağlayın (Kürtlerin özgürce örgütlenme hakkını verin, serbesti tanıyın, vb. ve bunu yasal güvence altına alın) dağdan inerim diyebilir.
Devlet her fırsatta Kürt sorunu siyasileşmek istiyor diyor. Devlet bununla ne kast ediyor? Anlatılan nedir? Kürt sorunu zaten siyasileşmiş değil mi? Bununla silahların bırakılmasını mı kast ediyor? Kürtlere siyasal mücadele hakkı tanındığın da ve bu hak yasal güvence altına alındığında bu sorun kendiliğinden çözülmez mi? Yani silahlar kendiliğinden tarihe karışmaz mı?
Kısacası çözüm için herkesin iyi niyetli olması yeterlidir. Bu olmadığı müddetçe her zaman yeni demagojik manevraları bulmak olasıdır. Örneğin, bir müddet sonra devlet “Kürtler vardır ama etnik temelde örgütlenemezler” diyebilir. Bunun Kürt sorununun çözümüne hiçbir katkısı olmayacaktır.
Sorun Kürtlerin özgürce örgütlenme hakkına kavuşması , her türlü çözüm projelerini savunmaları ve bunun yasal güvenceye bağlanmasıdır. Kürtler bu kazanımları elde etme uğraşında kavramları ısrarla tekrar etme yerine, yeni içeriklerle politikalar üretmek zorundadırlar.
Ateşkes, karşılıklı ateşkese yükseldikçe, oradan barışın egemen olduğu politik iklime sıçradıkça ve kalıcı barış kazanıldıkça Kürt sorunun çözümü de adım adım yol alacaktır. Bu süreçlerde müzakereler başlamış olacak, Kürt kimliği ve dilinin tanınması, kimlik esasına göre örgütlenme ve TBMM’sinde temsil sağlanılacaktır. Bu aşama Kürtler için, kültürel demokratik haklar aşaması olacaktır ve çözüme giden yol olacaktır. Buna “çözümün” birinci aşaması da denilebilir.
Silahsız yoldan savunulan her türlü çözüm projelerine özgürlük verilmesi, üniter devlet altında eşit haklar tanınması, metropollerde kültürel özerklik, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Bölgelerde eyalet sistemi, federasyon, vb. düşüncelerin tartışıldığı politik haklar aşaması. Buna da “çözümün” ikinci aşaması denilebilir.
***
Şu anda Türkiye’de politik kutuplaşma, militarist patronaj (vesayet) rejiminden ve Kürt sorununda çözümsüzlükten yana olan güçlerle (CHP, MHP, Kızılelma koalisyonu, asker-sivil bürokrasinin zirvesi), parlamenter rejimin üstünlüğünden ve Kürt sorununda çözümden yana olan güçler (Kürt özgürlük hareketi, İrili-ufaklı Kürt grupları, “sol milliyetçi”ler dışındaki sosyalist partiler, CHP dışındaki sosyal demokratlar, AB yanlısı liberal çevreler, AKP ve öteki İslamcı partilerin yönetimleri dışındaki islami çevreler) arasındadır.
AKP yönetimi ve Hükümet bu keskin çatışmada yalpalama içindedir. Şu anda bütün işaretler, AKP yönetiminin ve Hükümetin; ordu çevreleri karşısında gerilediğini, uzlaşma çabası içinde olduğunu ve Kürt sorununu bütünüyle orduya havale ederek, bu konuda en azından seçimlere kadar hiç bir adım atmayacağını gösteriyor. Bu uzlaşma “sınır ötesi” bir operasyonu her zamankinden daha radikal hale getirmiştir. Türkiye’nin Kuzey Irak’a olası bir operasyonun askeri stratejisi için gerekli olan hazırlıkları tamamlandığı yazılıyor. Bu kapsamda, geçtiğimiz Ağustos-Eylül aylarında Irak’ın sınırına yığınaklar yaptığını ve halen o askeri yığınağı kalkmadığı biliniyor. PKK’nin bu dönemde ateşkes ilan etmesi, ABD’nin de devreye girmesiyle şahinlerin elini zayıflatmıştı.Olası operasyonu geçici de olsa durdurmak zorunda kaldılar. Ancak AKP Hükümetinin içine düştüğü durum ve belli çevrelerle yaptığı ittifaklar, operasyondan yana olan güçlerin elini yeniden güçlendirdi ve şahin politikaların önünü açtı. Son zamanlarda AKP kadrolarının ve Başbakanın yaptığı konuşmalar bu kaygıları güçlendirmektedir. Medyada çıkan kimi yorum ve haberler de bu kaygıları doğrular niteliktedir. Özellikle Doğan Medya Grubunda çıkan yazılar.
Böyle bir operasyon genelde Kürt özgürlük hararetini, Güney Kürtlerinin kazanımlarını hedef almakla birlikte, somut biçimiyle Kerkük’ün Kürt bölgesine katılımını “engellemeye” yönelik olacaktır.
Türkiye’yi böylesi bir maceraya sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur. Bu memleketin yeni Enver Paşalara gereksinimi yoktur. Böylesi bir macera Ortadoğu’yu kan gölüne çevireceği gibi başta “Kürt sorununu”, “Terörü” de çözmeyecektir. Tersine telafisi olmayan yeni sorunlar doğuracaktır.
***
Somut bir dille konuşursak, Türkiye metropollerinde DTP’nin taktiği, “parlamentonun üstünlüğünü”, Kürt sorunun çözümünü hedefleyerek, mücadelesinin sivri ucunu militarizme ve şovenizme çevirmek olmalıdır. Böylece en geniş demokratik güçlerin ittifakını gerçekleştirmelidir. Hükümete ve AKP’ ye karşı ise, onun militarizmle uzlaşma ve Kürt sorununda şoven, inkarcı yaklaşımlarını somut olarak hedef almalı, onun zirvesiyle tabanı arasında ayrım yaparak, tabanını militarizme ve şovenizme karşı harekete geçirmeye çalışmalıdır.
Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları illerde ise aktüel politik kutuplaşma (Ordu güçleriyle Kürt güçleri arasındaki çatışmayı bir tarafa bırakırsak), seçim açısından, arkasında derin devletin bulunduğu ve yine DTP’ ye karşı militaristlerin desteklemekte tereddüt etmeyeceği islami kökten dinci akımlar ve onları perdeleyen AKP ile başta DTP olmak üzere tüm Kürt politik çevreleri arasındadır. Bütün işaretler derin devletin Hizbullahın örgütlenmesi de içinde olduğu, İslam kartına oynayacağını gösteriyor. Bu konu özellikle “bölgede” olmak üzere Kürtlerin odak noktasında olmalıdır.
DTP’nin taktiği, Kürtlerin ulusal, dinsel ve mezhepsel kardeşliğini esas almalı ve mücadelesinin sivri ucunu Kürtleri ulusal, dinsel ve mezhepsel olarak bölmeye çalışanlara, parlamenter düzlemde AKP’ ye, sokakta Hizbullah’ a karşı yönelmelidir. Bölgede ittifak sorunu Kürtlerin ulusal, dinsel, mezhepsel en geniş cephesini kurma sorunundan ibarettir. Bu politika Kürtleri ulusal birliğe götüren temel yoldur. İçi boş, soyut birlik sloganlarının pratik bir yararı yoktur.
***
Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında: Yukarıdaki taktik seçim politikası açısından Cumhurbaşkanlığı seçimi büyük önem taşımaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili Kürtlerin açık ve ilkeli bir politikaya ihtiyacı vardır. Gerek metropollerde ve gerekse bölgede izlenecek olan politik taktik bakımından Çankaya seçimleri bize geniş ufuklar açabilir.
DTP açık bir dille, Cumhurbaşkanını TBMM’nin seçeceğini, hiç bir gücün askeri, politik ve hukuki dış baskılarla TBMM iradesini ipotek altına alma hakkının olmadığını, Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM’nin vereceği karara herkesin saygı duyması gerektiğini ilan etmelidir.
DTP, AKP’nin görevinin, Cumhurbaşkanlığı makamını rejim kavgasının nedeni olmaktan çıkartmak için, Cumhurbaşkanının yetkilerini kökten sınırlamak ve onu simgesel bir düzeye getirmek olduğunu açıklamalıdır.
Kürtler bölgede ise, “eşi türbanlı Cumhurbaşkanı olmaz”gibi “biçimsel laiklik” iddialarına karşı, belediye çalışmalarına “özgürlükçü laiklik” uygulamalarının propagandası yapılmalıdır. “Çankaya’ya başı açık olan da, olmayan da, poşulu olanda da tülbentli de olan özgürce girmelidir” düşüncesi anlatılmalıdır. Bölgede “özgürlükçü laiklik” bir DTP olduğu gösterilmelidir. DTP’nin Kürtlerin ulusal, dinsel ve mezhepsel kardeşliğinin partisi olduğunu dile getirmelidir. .
Türklerin bölükleri gibi, Kürtleri de “laik ve anti-laik” temele bölmelerine müsaade edilmemelidir. AKP’nin Hizbullahçı bağnazlığın etkisinde olduğunu anlatılmalıdır.
Ömer Ağın
aginomer@hotmail.com
kurdistan-post