Ermeni gazeteci, insan hakları savunucusu, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink bilinçli olarak alçakça katledildi. Bu iğrenç cinayetin faili, Türkiye’de şiddeti, ırkçı, kafatasçı, faşizan ve militarist ortamı yaratan, körükleyen tüm zihniyetler, tüm kesimler ve ortamlardır. Hrant Dink “Türklüğü aşağılamaktan” hüküm giymişti. Ama Türklüğü bu kalleşçe cinayet kadar hiçbir şey aşağılamadı. Tarih bu aşağılık cinayeti elbette Türk tarihine kapkara bir leke olarak not düşecektir. Başta saygıdeğer ailesi olmak üzere, kendini hala insan hissedebilenlerin başı sağ olsun.
Kimleri gördük bu ülkede…. Kimine vatan haini dedik.. Kimine vatansever… Hrant Dink’i “Türklüğe hakaretten” yargılayıp, olmadığı, hiç olmak istemediği bir konuma soktuk…
Bu gün gördük ki, aslında vatan hainleri Türkiye’nin bir mozaik olarak bütün halkları ile kardeşçe ve barış içinde yaşamasını istemeyen, ülkeyi kaos ortamına sürüklemeye çalışan derin çetelerdir. Gerçek yurtseverler ise Hrant Dink gibi, Türkiye’yi “ Ya sev ya terk et” diyen faşist, kafatasçı zihniyetten çok daha fazla seven barış yanlısı, demokrat, humanist Türkiye vatandaşlarıdır.
Yine rüzgar ektik, fırtına biçtik… Sadece Türkiye'de yürekleri yakıp yıkan bir fırtına değil, dünyada da Türkiye'yi yakıp yıkacak bir fırtına bu.
Hrant Dink şerefsizce öldürüldü....
O hayatını yıllardır bir davaya adanmıştı. Ermeni olarak Türkiye vatandaşı olma davasına..
Uluslararası arenada Türkiye'yi aşağılayacak, haksız konuma düşürecek her girişime kalemiyle karşı çıkmıştı.
Fransa'da Ermeni Soykırımı yasa tasarısı ile ilgili olarak en sert eleştiriler onun köşesinde yayımlanmıştı.
Ermeni Diasporası'yla sık sık ters düşmüş, sorunun çözümünü Türkiye'de ve aynı kimliği taşıdığı Türk vatandaşlarıyla dialog’ da aramıştı.
Ama Türkiye'ye de yaranamadı.
Bu ülkenin yargısı onu "Türklüğü aşağılamak" fiilinden suçlu buldu.
O kadar yaraladı ki bu karar onu, kendini anlatabilmek adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu.
Ama ne yazık ki aklanamadan hayata veda etti.
Bu cinayetin tek suçlusu katil değildir.
Bu cinayetin faili, Türkiye'de bu şiddeti, faşizan, ırkçı, militarist ortamı yaratan, körükleyen tüm zihniyetler, tüm kesimler ve tüm eylemlerdir.
Gazeteler, televizyonlar yine aynı başlıkları atıyorlar, siyasi parti liderleri, genel kurmay başkanı, cumhurbaşkanı, başbakan aynı basma kalıp mesajları veriyorlar :
“Karanlık güçler iş başında!”
Karanlık güç falan yok.
Düzenli çalışan bir cinayet şebekesi, derin güçlerin başında olduğu çeteler var. Kendilerine göre planlar yapıp uyguluyorlar. Tetikçileriyse bu çetenin en “masum” elemanları…
Barışsever, demokrat Ermeni aydını Hrant Dink’i Türkiye çok arayacak…
Türkiye bu cinayetle hem kendi içinde, hem de uluslararası topluma karşı bir kez daha büyük bir utanç yaşadı.
Nüfusun bir kesimini, diğer halklara karşı kinle eğiten, bir yüzyıldan fazladır çocuklara Türk ırkının üstün olduğunu öğreten, bugüne kadar kendi topraklarında aşırı sağcı formasyonlara izin veren ve onurlandıran bir zihniyetin bir Ermeni’yi, bir Kürdü hedef alması şaşırtıcı değil.
Bu alçak saldırı bir kez daha Türkiye’de ırkçılığın derin kökleri olduğunu kanıtlıyor. Cinayete ilişkin soruşturma sonucunda ne çıkarsa çıksın, Türk devletinin bu cinayette ezici bir sorumluluğu olduğu bütün dünya tarafından kabul ediliyor.
Tetiği çeken kim olursa olsun, bu cinayetin arkasında aşırı milliyetçiler ve Kürt, Asuri ve Ermeni halklarına düşman olan ve onlardan nefret eden Türk militarizmi olduğundan şüphe yok.
Ne yazık ki Türkiye, devletin inkârcı aktif politikası ile Ermenilere beslenen yüzyıllık kinle, bu korkunç cinayeti işleyenleri cesaretlendirdi. Bu ırkçı, faşizan ve derin güçler tarafından gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerin durması için, Türkiye’nin geçmişini aydınlatması, tarihiyle yüzleşmesi ve çekilen acıların ortaklaştırılarak, barış ve kardeşliğin sağlanması yönünde adımlar atması gerekiyor.
Hükümet, Avrupa Birliği’ne ‘’demokrat’’ görünüşü verme girişimlerine rağmen kısa bir süre önce inkarcıların ve radikal milliyetçilerin yanında saf aldı. Bu alçak cinayet karşısında Türk siyasetçilerinin ve Türk medyasının da bugün döktüğü timsah gözyaşlarına kimse kanmasın. Türkiye, yıllardır Türk olmayan Ermeni, Asuri, Kürt ve Yunan halklarına karşı şoven milliyetçiliği ve ırkçılığı sürekli kışkırttı.
Türkiye’nin askeri-politik yöneticileri yıllardır kindar ve inkarcı politikalarla bu topraklar üzerine yaşayan mozaiği, farklı unsurları reddederek, Türkiye topraklarını tek bir ırkın“Türk ırkının” asli vatanı ilan ettiler.
Dink, Türkiye'de basın ve fikir özgürlüğü için cesurca mücadele edenlerden biriydi. Şüphesiz bu cesareti yaşamına mal oldu. Hrant Dink, Ermeni-Türk diyaloguna inanmış biri olarak, iki halk arasında geçmişte yaşanmış acıların artık son bulmasını ve yaşananların inkar edilmeyerek, diyalog yoluyla kardeşçe ve dostça çözüm yollarının araması gereğini savunuyordu..
Bu cinayet, güne kadar işlenen siyasal cinayetler gibi bir siyasal cinayettir. Hrant Dink üstünden başlatılan Ermeni düşmanlığı ve ırkçı, şoven milliyetçi ve militarist dalga, Hrant’ı açık hedef haline getirmişti. Kendisinin son yazılarında belirttiği gibi, ortaya birden çok tetikçi çıkmıştı.
Bu siyasal cinayetin azmettiricileri, Hrant’a yönelik linç kampanyasını başlatan ve onu hedef gösterenlerdir. Radikal milliyetçi, şoven milliyetçi, ulusal sol adı altında ortaya çıkan kişiler, gruplar, örgütler ve derin güçlerdir.
Bu güçler, Ermenilere, Kürtlere, laikler adına İslamcılara karşı açık savaş ilan ettiler. Türkiye’nin demokratikleşme sürecini, bölünme ve iç düşmanlık olarak kabul ettiler.
Türkiye’nin çoğulcu demokratikleşmesine, çok kültürlülük temelinde gelişen demokratikleşme sürecine karşı, militarist, faşist içerikli çağrılarla eylemler yaptılar. Orduyu darbe yapmaya çağırdılar. Ülkenin bölünme tehdidi ile karşı karşıya olduğunu ilan ettiler.
Dink’in öldürülmesi, Türkiye’de halkların barış içinde bir arada yaşama iradesine, özgür düşünceye yönelik bir saldırıdır. Hrant Dink cinayeti halkların kardeşliğine sıkılmış bir kurşundur. Saldırı, devletin, özellikle son dönemlerde yükselen işgalci ve ırkçı politikaların bir sonucudur.
Dink ifade özgürlüğü ve barış için savaştı; Türkiye'de soykırım tartışmalarında önemli bir rol oynadı. Bu cinayet ile verilmek istenen mesaj, ifade özgürlüğü konusunda ya da hassas konularda konuşarak adını duyuran herkesin öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olduğudur. Bu da, Türkiye'de hassas konularda yapılması gereken tartışmalara ciddi darbeler vurur. Bu bir kişinin başına geliyorsa, aynı durumda olan diğerleri de artık, konuşmadan önce iki kez düşüneceklerdir.
Hiç kuşkumuz olmasın, bu cinayette aydınlamayacak, diğer faili meçhul cinayetler gibi Türk tarihinin karanlık sayfalarına eklenecektir. Bu cinayet ile derin güçler, “Ermeni soykırımını tartışanlara izin verdirtmem” mesajını vermektedir.
En önemlisi de bu cinayetle yine derin güçler, son günlerde Kürt sorununu tartışan, gündeme getiren ve demokrasi ve diyalog yoluyla çözümü savunan aydınlara da, “ayağınızı denk alın” demektedirler.
Hrant Dink bir yazısında şöyle diyor : “Ermeni halkını hala bir kuyunun 1915 metre dibinde tutmaya çalışanlar var. O travma içinde onu tutmak istiyorlar. Oysa bu halkın artık kuyunun ağzındaki ışığa erişmesi, bu kuyudan kurtulması lazım. Bunun için de birileri elini uzatmalı. Benim yaşam amacım, bir dram ortaya çıkarılsın ve herkese anlatılsın değil. Elini uzatacak olanlar Fransızlar ve Amerikalılar değil. Zaten onlar ittiler bizi bu kuyuya. Türkiye'nin elini uzatması lazım. Türk tarafının "özür, arkasından tazminat, arkasından toprak talebi gelir" travması ve Ermeni tarafının "unutmama" travması artık bitmeli. İkisi de hastalıklı bir hal. Fanatik unsurlar bu travmayı sermaye haline getirdiler, sürekli kullanmaya çalışıyorlar. Bu travma kuşaklara aktarılmadan çözülmelidir. Reçete diyalog; doktor ise her iki taraftır”.
Hrant Dink’e yapılan katliam Türk tarihine kapkara bir leke olarak geçecektir. Bu katliamdan almamız gereken ders, acilen, 301. madde olarak bilinen, düşünce ve ifade özgürlüğüne yasaklar getiren maddenin hükümet tarafından kaldırılmasıdır. Böylece “Türklüğe hakaret” sayılan anti-demokratik uygulamalar derhal sona erdirilmelidir.
Ayrıca, yine acilen Türkiye-Ermenistan sınır kapısı iki ülke için açılmalı, diyalog ve barış için önemli olan bu siyasi-ekonomik gelişmenin temelleri atılmalıdır.
Tarihi geçmiş konuşulmalı ve geçmiş ile hesaplaşılmalıdır ki, bu güne kadar yapılan dayatmalar, yanlış ve güdümlü öğretiler ve saptırılmış tarih bilinci ortadan kalksın.
Acıların içselleştirilmesinin ve gelecek kuşaklara aktarılarak kin ve intikam duygularıyla beslenen toplumlar yaratılmasının önüne geçecek tek yol budur. Bundan sonra, diyalog ve barış içinde dost olarak yaşayan, birbirlerine kin ve öfke duymayan halklar ancak bu bilinçle yaratılır.
Kendi cümleleriyle son sözlerini hatırlayalım :
“Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi çıkacaktık yola...
Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız.
Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce ”.
Bu ülkede özgür ve ürkek güvercinleri de vururlar sevgili Hırant Dink !
Senin özgür bir güvercin olarak cennete doğru uçtuğunu biliyorum. Orada dünyada bulamadığın barışı, adaleti ve özgürlüğü bulacağından da eminim.
Bize gelince, biz Türkiye’nin cesur aydınları olarak, senin yolunda, demokrasiyi, eşitliği, adaleti, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini savunmaya devam edeceğiz. Dünyada kurşunla öldürülmüş hiçbir düşünce olmadığının bilincinde olarak…
NİL DEMİRKAZIK ÇOCUK-DER GENEL BAŞKANI
|