Basından Seçmeler: Onurlu Kürt "Bölücü" Kürt'tür
Gönderen: lawikemetini Tarih: 24.01.2007, 10:28:11 (5079 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Lafı dolandırmayalım; Kürtler birliğin yanısıra kopuş gücü ve iradesini ortaya koymadığı müddetçe, gerçek bir barış ve demokrasi inşa edemezler.

Yıllardır barış ve demokrasiye dönük çok güçlü bir mücadele stratejisi ile hareket edildi. Bu mücadele kendini korumaya dayalı meşru savunma savaşı boyutunda yürütüldüğü zamanlar herkes ortada ciddi bir sorun olduğunu ve bunun çözümü için ne yapılması gerektiğine dönük ciddi ciddi tartıştı. Ama ne zamanki mücadelenin yol, yöntem ve araçları yumuşadı, gevşedi ve demokratikleşti, sorun yokmuş gibi davranıldı. Bunun en çarpıcı örneği takkiyeci Erdoğan’nın “Kürtlerin hak sorunu” yok dediği ortamın ateşkes ortamı olması ile izah edilebilir.

Kürt varsa, sorun olarak ve sorunu ile birlikte vardır. Yüzyıldır kimliği inkar edilmiş, defalarca soykırım uygulamalarına tabi tutulmuş bir halkın sadece varlığı bile elbette ciddi bir sorundur.

İnkar ve imha siyasetinin hakim olduğu bir atmosferde kürdün “ben varım” demesi egemenler açısından ciddi bir sorundur. Çözümü de basittir: İnkar ediyorsan ve o ısrarla “ben varım” diyorsa, imha edeceksin. Bunun karşısındaki duruş da bir o kadar sade ve nettir: Seni inkar eden ve imha etmek için elinden geleni yapan güçlere karşı yapabileceğin tek şey, varlığında diretmek ve bunun için kendini soykırıma varan imha tehditleri karşısında savunma mekanizmalarını yaratmaktır. Bunun dışındaki yol-yöntem ve araçlar sorunun ortaya konulması ve çözülmesinde hızlandırıcı ya da yavaşlatıcı bir rol oynasa da belirleyici olamaz. Koyu inkara karşı gür ve keskin bir sesle “ben varım” deme dışında duyuramazsın sesini. Israrlı imha karşısında büyük bir direniş iradesi ve güçlü savunma örgütlerine sahip olamadan kendini koruyamazsın.

Mevcut durumda Kürdistan’ın işgal, sömürge ve soykırım esaslarına dayanan statüsünde hiçbir değişiklik yoktur. Esnemeler, yumuşamalar, kırılmalar dönemsel ve çoğunlukla aldatıcıdır. Keskin ve net olarak kendini dayatan ise inkar ve imhadır. Bütün karşı çıkışlara rağmen bu statü ve dayatmanın aşılamamış olması gevşemenin değil, daha güçlü ve örgütlü direniş için sıkı bir direniş tavrı almayı gerektirmektedir. Kaldı ki, ayrılma gücü ve kopuş iradesi olmayan bir öznenin ilişkisinde de eşitlik ve özgürlük, aldatmacadan başka bir şey değildir.

Türklerden ayrılma iradesi ve gücü olmayan bir Kürdün eşit ve özgür temellerde birlikte olabileceğini sanması kendini ve karşısındakini aldatmadır. Çünkü özgürlük de eşitlik de karşılıklı farklı tercihlerin olasılık olduğu durumlarda geçerlidir. Birbirine mahkum olan iki öznenin birliğinde zaten kendiliğinden özgürlük bitmiştir. Kendini başkasına binbir bağla bağımlı gören ve karşısındakine de sürekli “bak ayrılır giderim” demek olsa olsa büyük bir ciddiyetsizlik olur. Zaten bundandır ki kopuş iradesi gösteremeyen reformist, iradesiz-örgütsüz ve güçsüz Kürtler, karşıtları tarafından hiç ciddiye alınmadı. Sadece devlet değil, Kürtler de ciddiye almadı.

PKK eğer ciddiye alınmışsa, bağımsız varolabilme iradesini ve gücünü gösterebildiği için ciddiye alınmıştır. PKK’nin ciddiyeti özünde gerçek anlamda “bölücü” olabileceği içindir. Burada sorunu, PKK’nin bölücülüğü bir tercih olarak ele alıp almadığı noktasında değil, bunu yapabilme gücü var mı yok mu noktasında tartışmak gerekir.

Bölme gücü olmayan gerçek bölücüler, Türkiye de çok iyi tanınmalarına rağmen parti kurabilmekte, hatta bakan bile olabilmektedir. Ancak en çok bölünmeye karşı olduğunu söylemesine karşın bölme gücü olan PKK, gerçekten ciddiye alınmaktadır. Bu ciddiye alınma hem devlet için hem de Kürtler için gerçek anlamda bir ciddiyettir.

PKK, Kürt Sorununu bu noktada tartışabilme gücünü gösterebildiği için, Kürtlerin varlığından söz etmesi, onun temsilcisi olarak ortaya çıkmaya çalışması ciddi bir sorun olarak ele alınmaktadır. Yoksa gerçekten bir onursuzluk dayatması olarak, ancak çok çıplak bir biçimde Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, başbakanın evine kapatılmış bir karı konumunu kabul etmiş olan bir Kürt olarak “ben varım” demenin hiçbir sakıncası yoktur devlet nazarında.

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde Kürtler açısından sorun tarihsel arka plandaki bütün karmaşıklıklara rağmen nettir: Ya “karı” olarak sorunsuz bir evlilikle birlik devam edecektir ya da tek taraflı “karı” dayatmalarına karşı kopuş iradesini ortaya koyan eşit ve özgür birlik dayatılacaktır.

Elbette karılık gibi onursuzlaştırıcı bir statü bu toprakların en kadim halkı için, tercih olamaz. Tercih, eşit ve özgür birlikten yanadır. Ancak bu da tek taraflı olmaz. Karşı taraf, Kürdü “sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmediği” bir karı statüsünde tutarak kendini onurlandırabileceğini sanıyorsa, Kürt hem kendi onuru hem de karşısındakinin onuru için ayrılığı dayatmalıdır. Zira köleleştirilmenin de ötesinde karılık gibi onursuz bir statü de yaşamayı kabul eden birileriyle birlikte yaşamak da özünde onursuzluktur.

Onur ise, kendi öz kimlik değerleri ile yaşama iradesini gösterebilmektir. Kürtlerin en kutsal değerleri bugün büyük bir tehdit altındadır. Hatta diyebilirizki gün be gün can pahasına, kan pahasına büyük emekler ve fedakarlıklarla yaratılmış değerler tahrip edilmektedir.

Önder Apo, toplumları bir arada tutan değerlerin kutsanıp sembolleştirilerek ad haline getirildiğini ve bu biçimde toplum olma iradesi ve bilincinin yaratıldığına dikkat çekmektedir. Bu değerlerini koruma iradesi ve gücü olmayan toplumların yaşama şansı yoktur.

Kürtlerin adı ve kimliği olan temel değerler Özgülük Mücadelesinin emek timsali kahramanlarında ve önderliklerinde ifadesini bulmaktadır. Bunlar Özgürlük Şehitleri, Özgürlük Mücadelesinin Önderi ve Özgürlük Kavgasının neferleridir.

Bugün Türkiye de neredeyse Önder Apo’ya küfür etmeden, şehitlerimiz rencide edilmeden ve özgürlük kavgasındaki gerillamız “terörist” ilan edilmeden konuşmak, Türk Devletine küfür etmek gibi algılanıyor. Algılanmakla yetinilmiyor, bütün yayın organlarından, resmi ağızlardan küfür bir irin seli gibi üzerimize akıyor. Toplum öyle bir noktaya getirilmek isteniyor ki; Kürde, önderine ve öncüsüne küfür etmenin, Türkiye’de yaşamanın şartı-yasası olarak meşrulaştırılmasına herkesin katılması bekleniliyor.

Artık Önder Apo’ya küfür etmek, Kürdü aşağılamak ve gerillayı katletmek doğal karşılanır oldu. Demokrasi, barış, özgürlük gibi her birisi kıyamet gibi kavga gerektiren değerleri savunuyorum adı altında bütün bu küfürlere sessiz kalmak dışında sanki bir yol yokmuş gibi bir hava yaratılmak isteniyor.

Peki bu kadar küfrü ve hakareti kabul etmiş ya da buna sessiz kalmış bir Kürt gerçekten özgür olabilir mi, barış yaratabilir mi, demokrasiyi inşa edebilir mi?

Kuşkusuz ki hayır!

Bin defa hayır!!!

Milyon defa hayır!!!

Sonsuz hayır!!!

Zaten horlanmayı, aşağılanmayı, onursuzlaşmayı kabul eden “Kuyruklu Kürt, Kıro Kürt” hiçbir zaman sorun olmamışti ki. Bu Kürdün ne demokrasiyi ne özgürlüğü isteme ve savaşma gücü olmadığı için, barış sorunu da olmamıştır. Ve bundandır bu Kürt “bölücü” olarak algılanmamıştır. Bu Kürt tamamen “birlik” olan Kürttü! Hatta o kadar “birlik”ti ki bu “birlik” içinde eriyip gitmişti. Kürdün içinde eridiği, yok olduğu bir “birlik” tam da devletin istediği bir “birlik”ti. Ama bu “birlik” onur sahibi Kürt için kıyamet nedeniydi. Ve kıyamet de bundan koptu…

Yaşar Kemal yaşadığı çağın acılarını derinden hissedip dile getirebildiği için büyük bir aydındır ve bu acıları bizzat yaşadığı için tavşan ürkekliğin de taşıdı kimliğini. Ancak 80 yaşından sonra ben bir Kürt yazarıyım diyebildi. Tam da bunu dediği noktada büyük bir söz söyledi: BİR HALKIN ONURU İLE BU KADAR OYNANMAMALIDIR!

Bugün yaşananları çok iyi görmüştür. Yüreğin dili olmuştur.

Kürde büyük bedellerle elde ettiği onurunu terk etmesi çağrısı yapılmaktadır. Bunu kabul etmediği takdirde soykırıma tabi tutulacağı tehditleri savrulmaktadır. Hrant Dink’in katledilmesinden ders çıkarılması istenmektedir Kürtten.

80 yıl kimliğini, yüreğine saplamayı ve saklamayı içine sindiren Yaşar Kemal tam da Hrant Dink’in kanının aktığı kaldırımda “gelin beni de vurun” dedi.

Bu, onursuzluğa “hayır”ın en güzel çığlığıdır. Yüreğimizin en derin köşelerini bilir Yaşar Kemal. Van’dan göçettirilmiş, Ermeni Soykırımı ve Êzîdî Kırımını bizzat yaşamış biridir. Çukurova da Türkleştirilmiş ve Türkçeyi onurlandıracak kadar büyümüş olmasına rağmen, sonunda kimliksizliği onursuzluk sayarak haykırmış bir Yaşar Kemal dururken karşımızda; biz esamesi okunmayanlar, kaybedeceği hiçbir şeyi olmayanlar nasıl kabul edebilirki onursuzluğu. Sesimiz en derininde yankısını bulmuştur.

Hrant Dink olayı onurlu insanı, en azılı düşmanlarının bile omuzlarına alabileceğini göstermiştir. Kimliğine sahiplenmek, değerlerine sahiplenmek sonunda ölüm bile olsa yüceltip yaşatır insanı.

Onursuzluk ise ancak dipsiz bir kuyuda sonsuz bir yokoluş olabilir. Kürtler onursuzluğu kabul etmemiştir. Etmeyecektir.

Demokarsi de, barış da, birlik de, özgürlük de ancak onurlu olunduğunda elde edilebilir. İçinde onurun olmadığı demokrasi de, barış da, birlik de, özgürlük de büyük bir yalandır. Bugün bizim için onur ise, bu değerlerin yaratıcılarına ölümüne sahip çıkmaktır.

Önder Apo’ya, onun yarattığı halka ve militanlarına küfür etme dışında hiçbir hakkın olmadığı demokrasi, Kürtler için ancak onursuzluk demokrasisidir. Teslimiyet dışında hiçbir seçeneğin bırakılmadığı “birlik”, ancak kölelik, karılık birliğidir. Ve özgürlüğü yaratanların lanetlendiği bir toprak, sonsuzca köle ve onursuzca yaşamaya mahkum edilmiş bir “vatan”dır.

Böyle bir “birlik” içinde, böyle bir “demokrasi” ortamında ve böyle bir “barış” dünyasında yaşamaktansa; bin sefer “BÖLÜCÜ” olmak, bin sefer “TERÖRİST” olmak, bin sefer böyle bir kocanın “LANETLİ”si olmak tercih edilmelidir-edilmiştir.

Önder Apo’ya küfür etmeyi, bırakalım sindirmeyi, buna karşı kıyamet koparmamayı onursuzluk saymayan Kürt, ne demokrat olabilir, ne özgürlüğü getirebilir, ne de barışı sağlayabilir.

Ve Türkler onuru için ölümü göze alan Kürdü, baştacı etmedikçe onur sahibi olamaz. Türk gerçek birliği, nasıl “ben de Hrant Dink’im, ben de Ermeniyim” diyerek sağlayabileceğini görmüşse; her Türk birer KÜRT, birer APO ve birer GERİLLA olmadan Kürtlerle de birlik olamayacağını bilmelidir.

Bu bilince ulaşmayan her Türk bölücü, her Kürt ise onursuzdur…




Xemgîn Çavşîn


www.hpg-online.com/tr
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


Yorumlar
Yazan: aristo     Tarih : 2007-01-24 21:36:58     Puan :
mrh hewal yazin icin tesekurler harika bir yazi yazmisisin ve bin kere soyluyorum onurlu kurt vr turk onder apoya sahiplenne kurttur ve turklerde ancak boyleliklen onurlatini kurtarabilirlar serxeften hewallar

Yazan: kendal90     Tarih : 2007-01-25 21:17:00     Puan :
yani simdi ben bölücü,mü oluyorum, hadi olsun ben halimden memnunum bölücü olmayanlar düsünsün
saygilar

Yazan: helinn     Tarih : 2007-01-26 17:27:13     Puan :
Kafama takilan bir soruydu ve bugun cvb ini aldim .Sipas heval yazin icin bu yazi bizim onurlu kürt bir gencligi oldugumuzu ortaya koymustur.

Yazan: carnewa_21     Tarih : 2007-01-27 11:24:51     Puan :
dünyanın en şerefli ve onurlu bölücülüğü bra yazın bana ahmet kayanın o onurlu çıkışını hatırlatı.sürgünde demiştiki.ben şimdi antalyada bir teknede keyif çatıyor olabilirdim ama biraz onursuz.

Yazan: che47     Tarih : 2007-01-31 21:25:11     Puan :
Bende Bölücüyüm :)))))))))))

Yazan: CANKAT_1     Tarih : 2007-02-04 12:05:33     Puan :
WALLAHI BENIM ÖNUMDE ÖNDERLİK OLMASA BEN BU T.C HIYAR GİBİ BÖLMEYE HAZIRIM T.C ÖNDERLİĞE DUA ETSIN ONUN O MUBAREK ELLERİNDE ÖPSUNLLERKI ÖNDERLİK VAR

Yazan: helbest     Tarih : 2007-02-27 22:26:21     Puan :
BEN TC YETKILILERININ YERINDE OLSAYDIM GIDER BASKAN OPNUN ELINI ÖPERDIM KURT GENCLIGI YOKSA HIYAR GIBI TC YI BÖLERDI

En çok okunan haberler
· Diyarbakır'da polis ölu sayisi 5 yükseldi
· HPG: Diyarbakır’da 5 asker öldürüldü
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· YJA Star: Komplonun intikamını mutlaka alacağız
· Diyarbakır'daki saldırı sonrası ev baskınları
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Almanya’dan ROJ TV itirafı!
· Diyarbakır'da ölü sayısı 6'ya yükseldi
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· HPG'li Tepe ve Bor'un cenazeleri ailelerine verildi

Basından Seçmeler
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?
· Ragıp Duran: Kapışma medya mülkiyet ilişkilerini gösterdi
· AKP'nin programında Kürt inkarı

© Rojaciwan.com