Basından Seçmeler: Kürtçe'ye Evet!
Gönderen: nilhayal Tarih: 30.01.2007, 10:57:31 (4046 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran gündem TÜSİAD’ın “Demokratikleşme Raporu “ oldu. Bu raporun “Kürt Sorunu” başlıklı bölümünde ana dil olan Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması istendi. Raporda, yapılan yasal düzenlemeler sonucunda anadilde öğretim sorununun ortadan kalktığının sayılamayacağı da belirtildi.



TÜSİAD, son derece çağdaş, AB yanlısı Türkiyeli aydınların oluşturduğu bir sivil toplum örgütü. Yaptıkları radikal ve çağdaş çıkışlarla Türkiye’nin önünü açacak uygulamaları destekliyorlar. Türkiye’nin ulusal çıkarları gereği olan gerçekleri cesur bir duyarlılık çerçevesinde ortaya koyuyorlar.

Dil, bin yıllarca süren bir zaman diliminde şekillenen halkın ortak değeridir. Her halk diliyle vardır ve her dil de halklarıyla vardır. Halk diline sahip çıktığı, dili için olanaklar yarattığı, emek verdiği sürece, o dil varlığını sürdürebilecek ve gelişecektir.

“Bir ulusun dili onun ruhudur, ruhu da dilidir” cümlesinden yola çıkarsak, dil toplumsal bir değerdir. Bir dil, tek başına bazı grupların çabalarıyla yaşayamaz, varlığını sürdüremez. Her halk, dilinin sunduğu olanaklardan yararlanarak, dilini kullanarak, geliştirerek tarih boyunca kendi benliğini, varlığını sergileyen bir kültür ortaya koyar. Hepimiz belli bir toplum içinde doğar, doğduğumuz toplumun dilini öğrenerek yetişiriz. İşte öğrenilen bu dile “ana dil” denir.

Yetiştiğimiz toplumun dilini öğrenirken hem o dilin düşünme yetkinliğini, hem de kültürünü elde ederiz. Gelişen dilimiz de düşünme becerimizi artırır. Toplumsal kültürün aktarımında dil kültürü aktarırken, kültür de dili beslemelidir. Ancak bu şekilde dil ve kültürde zenginleşme sağlanabilir.

Dil, ulusun karakterine bağlı olup, onu niteler. Türkiye Cumhuriyeti, Türk ulusunun ruhunu ve diline sahip çıkmaya çalışırken, başka bir halkın, Kürt halkının ruhuna ve diline saldırmış; bu halkın dilini ve kültürünü, dolayısıyla da dünce dünyasını ve geçmişle gelecek arasındaki bağlarını abluka altına almaya çalışmıştır. Kürt dilinin yaşadığı sorunları, tek dilli resmi ideolojinin Kürtçe’yi yok etme yaklaşımlarında aramak yanlış olmaz.

Türkiye’de yapılmak istenen Kürt halkının diline müdahale edilerek, halkın tarihi, geçmişi ve kültürüyle arasındaki tüm bağları koparmaya çalışmaktır. Bunun anlamı ise halka etnik kökenini unutturarak, onu assimile olmaya zorlamaktır. 

Bir dilin varlığını koruması ve gelişimini sürdürmesi için en temel ve en güçlü yapı o ülkenin hükümeti olmalıdır. Fransız Devrimi’nden sonra dünyanın bir çok yerinde ulus-devletler kuruldu. Sanayi Devriminden sonra dağılmaya başlayan küresel sistem, bu ulus-devletler üzerinde yeniden düzenlendi. Ulus-devletlerde ekonomik hakimiyet ile birlikte siyasi ve kültürel hakimiyette yeniden kuruldu. Üretim, dağıtım ve tüketimin ulusal bir ölçekte gerçekleşmeye başlamasıyla birlikte, siyasi ve kültürel sistem de ulusal bir ölçeğe taşındı.

Fransız Devrimi bu sürecin bir sonucuydu. Gelişmekte ya da az gelişmiş ülkelerde ise ulus-devletin inşa süreci tersten işledi. Ulus-devlet öncelikle siyasi olarak şekillendi. Sivil ve askeri bürokrasi’nin öncülüğünde ulusal ölçekte şekillenen siyasi hakimiyeti, ekonomik ve kültürel hakimiyetin kurulması izledi. Bu amaçla devlet öncülüğünde ulusal bir kültür ve kimlik yaratılmaya çalışıldı.

84 yıldır ulus-devlet sürecini inşa etmeye çalışan Türkiye’de bu devletlerden biridir. Cumhuriyetin kuruluşunda gelişmiş Batı devletlerinde olduğu gibi ulus-devletin kuruluşuna öncülük edecek ulusal nitelikte ticari ve sanayi burjuvazisi yoktu. Bundan dolayı Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte askeri ve sivil bürokrasi öncülüğünde, Türk dilini, kültürünü ve kimliğini temel alan milli bir burjuvazi yaratıldı.

İzmir İktisat Kongresi, ekonominin millileştirilmesi-Türkleştirilmesi sürecini başlattı. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil kurumu, Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisi gibi kurumlar, politikalar ve tezlerle de ulusal kimliğin inşa süreci başladı.

Türk dilinin gelişmesi için Türkçe üzerine araştırmalar yapıldı. Türkçe’nin sadeleştirilmesi, standartlaştırılması, ortaklaştırılması için çabalar sarf edildi. Bu amaçla Anayasa’da Türkçe’nin statüsü belirlendi ve yükseltildi. Türk dili tek resmi dil olarak kabul edildi. Günlük yaşamdan, ekonomi, siyaset, medyada tek dil olması için devletin tüm araçları ve olanakları seferber edildi. Nitekim bu süreç bugün büyük oranda başarıya ulaşmış durumdadır.

Devlet nasıl ki bir dilin varlığını sürdürmesi ve geliştirmesi için önemli ve temel bir role sahipse, aynı şekilde dillerin ölümünde de benzer bir role sahiptir. Ulus-devletin tarihi aynı zamanda milliyetçi ideolojinin de tarihidir. Ne yazık ki milliyetçilik başlangıcından bu güne, öteki ulusların-kimliklerin karşıtlığı üzerine kurulmuştur.

Her kimliğin-ulusun inşa süreci aynı zamanda başka kimliklerin ve ulusların ölümü anlamına gelmiştir. Özellikle de, ulus-devletler içerisinde kalan ulusal, etnik  diğer halklar bu süreçten en fazla zarar gören kesimler olmuştur. Kuzey Avrupa ülkelerinin bazılarında çok dilli bir politika benimsenmiş ve birden fazla dil resmi olarak kabul edilmişse de, genel olarak tek dilli, asimilasyoncu politikalar tüm ulus-devletlerde hakim politik yaklaşım olarak kabul görmüş ve uygulanmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan zorunlu Türkçe öğretme çabalarının ana hedefi tüm ülkeyi Türkleştirme politikasıdır. Bu çerçevede “ Vatandaş Türkçe konuş ! ” sloganı ile başlatılan kimlikleri Türkleştirme stratejisi büyük bir oranda başarıya ulaşmış, Türkiye’de ki tüm etnik kimlikler kısa sürede kendi dilinden, kültüründen, kimliğinden uzaklaştırılarak Türkleştirilmişlerdir.

Son yıllarda, “Türkleştirme” çabalarının kesintiye uğramasından endişe duyan devlet, birkaç yıl önce “Haydi kızlar okula ! ” kampanyası ile bir kez daha aynı stratejiyi izlemeye karar vermiş ve tüm medya kuruluşlarının desteği ile bu kampanyayı, özellikle, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yayınlaştırarak sürdürmeye çalışmaktadır.

Kanımca 200 yıllık milliyetçilik ve ulus-devlet tarihi, başka bir halkın karşıtlığı üzerinden ulusal kimliğini inşa edemeyeceğini ve başka dil ve kültürlerin karşıtlığını yapacak bir iktidar mekanizmasının olamayacağını kanıtlamıştır. Öte yandan, tüm halkın ortak gücü olmaksızın Kürtçe’nin sorunlarını çözmesi ve normalleşme sürecine girmesi mümkün değildir. 

Eğitim, medya, kültürel ve sosyal yaşam alanlarının kapıları Kürtçe için açılmadığı sürece Kürtçe’nin varlığını sürdürmesi ve gelişmesi mümkün değildir. Bu yaşam alanları açılmazsa, bu dilin ölüm dışında bir geleceği yoktur. Eğer Kürt Sorunu’nu “Kürdistan Sorunu”olarak algılıyor ve çözümü de bir Kürdistan’ın kurulmasında görüyorsak zaten Kürtçe’de kurulacak olan bu Kürdistan’da yaşam alanları bulacaktır.

Yok eğer, Kürt Sorunu’nu Türk halkı ve bölge halklarıyla ortak bir yaşam kurarak çözmeyi düşünüyorsak, Türk devletinin Kürtçe’yi tanıması, Kürtçe için olanaklar sunması ve yaşam alanları yaratması gerekmektedir.

Devletin sorumluluklarından biri olan Kürtçe eğitim ve öğretim faaliyetleri yapmaması, devletin rolünü gereğince oynamadığının bir göstergedir. Kürtçe okuma ve yazma çalışmaları, Kürtlerin yaşadığı her ile, ilçeye, mahalleye ve sokağa ulaşmak zorundadır. Bu amaçla, eğitim ve öğretim materyallerinin hazırlanması, Kürtçe öğretim faaliyetlerinin tüm Türkiye’ye yayılması, öğretmeler yetiştirilmesi, sürekli ve istikrarlı bir şekilde yaygın olarak yapılmalıdır.

Özellikle anadilde yapılacak eğitim ile bir yandan Kürtçe okum ve yazma oranı bölgede hızla artacak, öte yandan, Kürtçe için mücadele edecek aktivistler yetişecektir. Bu sayede insanların dil bilinci gelişecek, kendi kültürüne ve kimliğine sahip çıkacak bireylerin yetiştirilmesinde başarıya ulaşılacak ve ulusal kimlik de asimilasyondan kurtulmuş olacaktır.

Öncelikle Kürt kültürü ve dili üzerindeki baskıların ve yasakların kaldırılması için mücadele edilmelidir. Ana dil ve kültürün kesintiye uğratılması kültürel bir soykırımdır.

Dil eğitiminde asıl hedef dört temel beceri olan dinleme, konuşma , okuma ve yazma olan becerilerin Kürt halkına kazandırılması ve geliştirilmesidir. Kürt çocuklarına özellikle, doğru konuşma, düzgün yazma, duygu ve düşüncelerini anlatma becerisi kazandırılmaya çalışılmalıdır.

Kürtçe aynı zamanda, bir kültür, sanat ve edebiyat dili olmalıdır. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, her aşamada öğretim yapılabildiği Kürtçe, bir bilim dili de olmalıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de ki gibi dile müdahale etmek yerine, o dili kullanan insanları bilinçlendirmek ve dil kullanım alanlarına özgürlük tanımalıyız. Çünkü dilin doğal akışını ve sadeliğini koruyacak olan halkın kendisidir. Dile yapılan bilinçli müdahaleler, dili bir iletişim aracı olarak görme yönünün göz ardı edilmesidir.

Dil, toplum ve kültür ilişkisini aşağıda anlatacağım öykü çok iyi özetler.

“Bir filozofa sormuşlar : - Bir memleketi yönetmeye kalkışsanız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?

Büyük filozof şöyle cevap vermiş:

- Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım.  (Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında konuşmasına devam etmiş.) Dil kusurlu olursa sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa, gelenek ve kültür bozulur. Kültür bozulursa, adalet yanlış yöne sapar. Adalet yanlı yola saparsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir."

Bir halkı yaşatmak için ona dilini kullanmasını öğretmek, bir halkı öldürmek içinse ona dilini yasaklamak yeterli olacaktır.

Dil canlı bir varlıktır.  Diller de insanlar gibi doğar, büyür, sahip çıkılmadığı ve baskı altına alındığı taktirde ölürler.

Tıpkı bütün insanlar gibi, dünyada ki bütün dillerde değerli ve eşit olmalıdır.

NİL  DEMİRKAZIK
ÇOCUK-DER GENEL BAŞKANI

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· “PKK terör örgütü” demeyen Nil Demirkazık’a soruşturma
· YJA STAR: İntikamları alınacak!
· Devlet 10 gerillanın cenazesini ailelere vermiyor
· Avrupada Yaşayan Tüm Halkımıza ve Yurtsever Apocu Kürt Gençliğine
· 2007’de yaşamını yitiren 3 gerillanın kimliği belirlendi
· YJA-STAR ANAKARARGAH AÇIKLAMASI
· HRW’den PKK baskını yapan yargıca sert eleştiri
· HPG Haziran bilançosu: 69 operasyon, 66 çatışma, 158 ölü
· Ruşen Çakır: Erdoğan Başbuğ’la gözaltıları konuştu
· Kürt gençlerinin gerillaya katılımı sürüyor

Basından Seçmeler
· Kürdistan'a karada da denizde de sansür!
· Baykal: Türkiye tarihi bir kırılma yaşıyor
· Büyükanıt bu generali örnek alır mı?
· Ömrünü Kürtlere adayan bilimkadını, Fedovna
· YASAĞA KARŞI MİTİNG HAZIRLIĞI
· Kıskırtan mutabakat
· Ahmet Altan’dan Paşalara çağrı: Bu toplumu küçümsemeyin
· Müvekkiline ‘Sayın’ demesi de suç!.
· Gündem'e internette 4. sansür
· Yeşil’li, JİTEM’li, Albaylı çeteye 57 yıl hapis istendi

© Rojaciwan.com