Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nde yaptığı konuşmada şunları diyor: ‘Türkiye'yi koruyan dinamik güçler varolduğu sürece Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, kâbusla uyanırlar.’
Büyükanıt, ‘dinamik güçler’den bahsediyor. Kim bu dinamik güçler? Orduyu mu kastediyor, başka güçleri mi kastediyor, tam net değil. Ama hangisini kastederse etsin, sonuçta köklü bir militarist kültüre çağrı yapıyor. Türkiye’de militarist kültürü ve radikal milliyetçiliği harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Bugünlerde yaşananları ve çürümüş rejimin sergilediği basiretsizlikleri anlayabilmek için biraz tarihe bakmak iyi olur. Geçmişte ‘dinamik güç’ olarak ortaya çıkan ve Osmanlı devletinin başında olan İttihatçı generaller, Osmanlı’yı felakete sürüklemediler mi?
Alman emperyalizmi, Osmanlı devletini 1. Dünya savaşında Rusya’ya karşı savaşa sokmak istiyordu. Alman emperyalistleri, İttihatçı generallere şunu telkin ediyorlardı: “Osmanlı devleti, savaşa katılmak için acele etmeli.Geç kalmamalı. Acele davranmazsa, fırsatı kaçırır. Yoksa savaşta sizi Rusya karşısında koruyamayız. Üstelik savaş sonrasında Rusya’nın paylaşılmasından hisse alamaz.”
Alman emperyalizminin çıkarları ve Osmanlı devletinin emperyalist eğilimleri çakışıyordu. İttihatçı generaller, Osmanlı ordusunu Alman emperyalizminin kuyruğuna taktılar. Almanya ile gizli bir anlaşma yaptılar. Almanya, antlaşmanın gizli kalmasını istiyordu. Bu nedenle anlaşma, Enver, Talat ve Cemal Paşa dışındaki bakanlara ve milletvekillere bildirilmemişti.
Peki ama, Enver Paşa ve diğer İttihatçıların savaştan beklentileri ne idi?
Almanya yanında savaşa katılırlarsa, mali kriz içindeki Osmanlı devleti borç para alabilecekti. İttihatçı generallerde şu düşünce çok yaygındı: ‘Almanya’nın yanında savaşa katılmazsak, borç para almamız mümkün değildir.’
Öte yandan İttihatçılar, ‘büyük Turan’ gibi hayalci emperyalist emellerin peşinde koşuyorlardı. Savaş kazanılırsa – ki Almanya’nın savaşı kesin olarak kazanacağına inanıyorlardı- Osmanlı’nın kaybettiği topraklar geri alınacaktı.
Ama savaş, Osmanlı devletini parçaladı ve perişan etti. 1 milyona yakın asker kaybetti Türkiye. Sosyal, ekonomik ve kültürel bir yıkım yaşadı. Üstelik, Mondros Mütakeresi gibi en ağır şartları kabul eden bir anlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Enver Paşa, ‘Turan’a giderken viran olduk’ demek zorunda kalmıştı.
***
Ne yazık ki, tarih felsefesine sahip olmayan ve tarih bilincinden yoksun bir ülkeyiz. Tarihte yaşananlardan öğrenmeyi beceremiyoruz. İttihat ve Terakki’nin ve Enver-Talat-Cemal üçlüsünün neye mal olduğu üzerine düşünmek zorundayız.
Türkler, kendi tarihleriyle hiç hesaplaşmadılar. ‘Ermeni Tehciri’, Sarıkamış bozgunu gibi çok önemli tarihsel olaylarla ilgilenmediler. Osmanlı devleti, I. Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşına neden katıldı? Siz hiç tarih kitaplarında savaşa katılmanın sorgulanmasına rastladınız mı?
Toplum olarak bir özelliğimiz daha var: Neden ve niçin sorularını sormuyoruz.
Örneğin Türkiye 1950’li yıllarda neden Kore’de savaşa katıldı? Bunu ‘anlamış’ değilim. Neden Kürt sorununu kendi içimizde çözmüyoruz da, ABD ve AB’den medet umuyoruz? Turan’a giderken viran olmak da var.
Türkiye’de militarizmin dinamikleri var. Bugün milliyetçilik yükseliyor ve radikalleşiyor. Neden mi? Bunu başka bir yazıda ele alalım.
Yener ORKUNOĞLU E-Mail: yorkunoglu@gmx.net
www.yeniozgurpolitika.org |