Basından Seçmeler: MAHMUT ŞAKAR: Hukuka, siyasi infaz!
Gönderen: lawikemetini Tarih: 19.02.2007, 07:16:19 (1372 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Sayın Abdullah Öcalan adına avukatlarının, 16 Şubat 1999’da AİHM’e yaptıkları bireysel başvuru, temyiz makamı olan AİHM Büyük Daire’nin 12 Mayıs 2005 tarihli kararıyla sonuçlanmıştı.

AİHM Büyük Daire kararında, Sözleşmenin 3, 5, ve 6. maddelerinde toplam 5 ayrı ihlal görmüş, öz olarak da Öcalan’ın adil yargılanmadığı karara bağlanmıştır. Bu nedenle de dosyanın yeninden açılması ya da yeniden yargılama yapılarak, ihlalin telafi edileceği sonucuna varmıştır. Ve dosyayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/2 maddesi gereğince, bu kararı uygulamakla sorumlu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’na havale etmiştir.

Sayın Öcalan ve avukatları da bir yıllık başvuru süresi içinde, ilk karar mahkemesi olan (İmralı yargılamasını gerçekleştiren Ankara 2.nolu DGM yerine kurulan) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuş, yeniden yargılama sürecinin başlatılmasını talep etmiştir. Bu mahkeme ise, iç hukukta engel hüküm olduğu gerekçesiyle talebi reddetmiş, başvurunun temyiz kapsamına girmediğini ancak itiraza tabi olduğu gerekçesiyle de Yargıtay yerine, itiraz makamı olarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise, yaklaşık 20.000 sayfaya ulaşan dava dosyasını 25 günlük bir süre içinde incelediğini iddia ederek, başvurucunun ve avukatlarının görüşünü sormadan, yeniden yargılanma olsa bile sonucun değişmeyeceğini bu nedenle de, yeniden yargılanma yapılmasına gerek olmadığı kararına vararak iç hukuktaki süreci tüketmiştir.

Bu aşamadan sonra konu tekrar Bakanlar Komitesine intikal etmiş, Bakanlar Komitesi Sekreteryası da 10 Ocak 2007 tarihli taslak kararında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararı ekseninde, AİHM kararının yerine geldiğini varsayarak dosyayı kapatma eğilimini ortaya koymuştur, 13-14 Şubat tarihinde yapılan Bakanlar Komitesi Daimi temsilcileri toplantısında ise sekreteryanın bu taslak metni paralelinde karara varılmıştır. Bakanlar Komitesi Daimi Temsilcileri’nin karar metni üzerine ayrıntılı tartışmayı başka bir yazıya bırakarak, yukarıda ele aldığımız kaba kronolojik gelişmelerin arka planında yer alan bazı olguları kamunun bilgisine sunmak istiyoruz.

İmralı yargılaması, bilindiği gibi, devletin ağır baskısı ve ırkçı-milliyetçi linç ortamı eşliğinde, boğucu bir atmosferde yapılmış, değil savunma imkanı, can güvenliğinin tehdit altında olduğu bir “yargılama süreci” yaşanmıştır. İdam tehdidi altında bulunan Sayın Öcalan da, savunma yapmadığını ancak şiddet sürecinin önünü kesmek için mahkemede barış çağrısı yaptığını ifade etmiştir. Dolayısıyla hem Sayın Öcalan hem de avukatları açısından adil ve eşit bir hukuki sürecin yaşanmadığı açıktır. Bu sürece, siyaset ve askeri bürokrasiyle, basın camiasının müdahaleci ve belirleyici yaklaşımını eklediğimizde İmralı yargılamasının bir “tiyatro”dan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

AİHM’de bu arka plan eşliğinde adil yargılanmama yönündeki kararından hemen sonra, hükümet ve devlet kurumları, yargi sürecine müdahalelerini daha da yoğunlaştırmışlardır. Adeta AİHM kararına nazire yaparcasına, ihlal olarak belirlenen her noktayı bu kez yasalarla düzenlemişlerdir. Yani AİHM’in pratikte ihlal olarak gördüğü uygulamalara yasal hüvviyet kazandırılmıştır. Bu çerçevede 12 avukat davadan iki yıllık bir süre için el çektirilmiş, avukat görüşmelerinde üçüncü bir kişinin bulunması ve konuşmaları kaydetmesi uygulaması başlatılmıştır. Bunun dışında görüşmelerin uzun aralıklarla engellenmesi, aramaların sertleştirilmesi, sağlık sorunlarına kayıtsızlık, hakaret ve taciz vb...pek çok uygulama sürdürülmüştür.

Yine İmralı sürecinde olduğu gibi yeniden yargılama sürecinin tartışılması sırasında da yargıya, siyasi müdahale açıkca sürdürülmüştür. Çarpıcı bir örnek vermem gerekirse; Ankara 11. Ağır Ceza mahkemesi 5.5. 2006 tarihinde verdiği kararda, iç hukuktaki engelleyici hükümlerden dolayı dosyayı hiç açmadan talebimizi reddetmişti. Bu karardan bir gün sonra Adalet Bakanı Cemil Çiçek, yaptığı konuşmada (Kanal 7, İskele-Sancak programı, 6.5.2006) “Mahkeme dosyayı açtı, karar vermesi için dosyayı açması gerekiyor. Sonuçta yeniden yargılanmanın fayda getirmeyeceğini söyledi. Öcalan için çıkış yolu olması mümkün değil” demiştir. Yani aslında aylar sonra itiraz makamı olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yapacağı işlemi ve vereceği kararı önceden Bakan Çiçek, ifade etmiş oldu. Çünkü dosyayı açan ve yargılamanın bir fayda getirmeyeceğini söyleyen Ankara değil, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesiydi.

Türkiye hükümetinin açık bir siyasi müdahale ve hukuki hile ile yeniden yargılama sürecini sona erdirmesi, Bakanlar Komitesi’nin buna karşılık, avukatların görüş ve taleplerinin dikkate almadan Türkiye’nin yanlış ve yalan bilgilendirmesi de dahil olmak üzere tüm argümanlarının benimsenmesi AİHM kararının siyaseten boşa çıkarılması anlamına gelmektedir. Bakanlar Komitesi, rolünü oynamamış aksine siyasi bir kararla AİHM kararının uygulanmasını takip etmemiştir. AİHM, bu kez Bakanlar Komitesi tarafından etkisizleştirilmiştir. Maalesef bir kez daha devletler arasındaki siyasi çıkar ilişkisi hukuk ve insan hakları etiğinden daha baskın çıkmıştır.

Sonuç olarak AK Bakanlar Komitesi’nin bu kararıyla, etkin Avrupa devletleri, Kürt sorunun barışçıl ve demokratik zeminde çözülmesine imkan sunmak yerine gerilimi ve şiddeti derinleştiren bir politikayı tercih ettiklerini ortaya koymuşlardır. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda samimi bir yaklaşımlarının olmadığı bir kere daha anlaşılmıştır. Konu tüm Kürtleri ilgilendirmektedir. Çünkü ezilen ve hakları gaspedilen Kürtlerin gözden çıkarılması anlamına gelmektedir bu karar. Kürt halkı açısında kolay kabullenilecek ve benimsenecek bir yaklaşım olmadığı açıktır. Konuyla ilgili hukuksal mücadele sürecek elbette, ancak Kürtleri boğan bu siyasi tutuma karşı da siyasal- demokratik bir tutum alınması gerektiğini düşünüyorum.

http://www.yeniozgurpolitika.org/

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Diyarbakır'da polis ölu sayisi 5 yükseldi
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· HPG: Diyarbakır’da 5 asker öldürüldü
· YJA Star: Komplonun intikamını mutlaka alacağız
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Diyarbakır'daki saldırı sonrası ev baskınları
· Almanya’dan ROJ TV itirafı!
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· Diyarbakır'da ölü sayısı 6'ya yükseldi
· BEZELÊ EYLEMİ VATAN SAVUNMASIDIR

Basından Seçmeler
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?
· Ragıp Duran: Kapışma medya mülkiyet ilişkilerini gösterdi
· AKP'nin programında Kürt inkarı

© Rojaciwan.com