İSTANBUL - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çarşamba günü ailesi ve avukatlarıyla yaptığı görüşme oldukça duygusal bir atmosferde geçti.
İmralı Adası'na Adalet Bakanlığı'nın gönderdiği bir sağlık heyeti geldiğini ifade eden Öcalan, "Heyette bir profesör ile iki doktor vardı. Heyette toksikolog yoktu. Oysa toksikolog gelseydi iyi olurdu ama gelmedi" dedi. Gelen heyetin sadece numuneleri almak üzere geldiğini, numuneleri alıp gittiklerini kaydeden Öcalan, "Heyette önemli olan bir profesördü. Kan, idrar ve saç örneğinden aldılar. Bulunduğum ortamdan, duvardan numuneler alınmadı. " diye konuştu.Tutulduğu odanın bir yıl önce boyandığını vurgulayan Öcalan, zehirlenmenin duvar boyalarından kaynaklanmış olabileceğinin altını çizerek şunları söyledi: "Bulunduğunuz odanın duvarları en son bir, bir buçuk yıla yakın süre önce boyandı. Yani geçen yıl bu vakitlerde boyama olmuştu. Ben bu boyayı önemsiyorum, şüpheleniyorum. Bu duvarlar, oda muhakkak incelenmeli, müşâhade edilmelidir. Gelen heyet, burada biraz kalıp inceleme yapmalıdır."
ODAMDA NEFESSİZ KALIYORUM
Bir buçuk yıl önce odanın mimarisi, kapı ve pencere sisteminin değiştirildiğini, şu anda içerisinin hiç hava almadığını kaydeden Öcalan, "Eskisi gibi pencereyi ayarlayamıyorum. Pencere açıldığı zaman tam açılıyor ve oda birdenbire soğuyor. Pencereyi kapatınca da oda havasız kalıyor, odamdaki karbondioksit oranı çok fazlalaşıyor, oksijen azalıyor, nefessiz kalıyorum. Odamdaki klimayı çalıştıramıyorum. Çalışmaması çalışmasından daha iyi, aniden içeriye vuuffff diye bir hava veriyor. Bu sıkıntılı ortamda bu hava beni daha da rahatsız ediyor. Önceki klima daha iyiydi, o bozulduktan sonra bunu verdiler. Bu son dönemlerde uyuyamama sorunu daha da fazlalaştı, uyku sorunu çekiyorum. Boğazımdaki o akıntı her zamanki gibi boğazımı yakıyor, dilimde damağımda yanma var. Vücudumda kaşıntı var. Kafamın arka kısmında kaşıntı var, sürekli kaşınıyor. Diz ve diz altında kaşıntı ve deride beyaz, pul pul dökülme var. Kollarımda da kaşıntı ve deride dökülme var. Bir kulağımda da vıızzz gibi bir çınlama var. Yani bu çınlama sadece bir kulağımda var, diğerinde de olursa çok daha kötü olur, çıldırtacak boyuta gelir" şeklinde konuştu.
BAĞIMSIZ HEYET ADAYA GELSİN
Öcalan, zehirlenme vakasıyla ilgili Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e şu tarihi çağrıyı yaptı: "Ben Adalet Bakanlığı'na cevaben söylüyorum. Ben devleti suçlamak istemiyorum fakat burada devlet töhmet altında kalıyor. Gerçi Adalet Bakanı bu konuda kendinden emin konuşuyor ama eğer devlet, töhmet altında kalmak istemiyorsa bir an önce benim sağlık analizlerimin yapılmasını sağlamalıdır. Bunun bağımsız bir heyet tarafından yapılması gerekiyor. Kaos olsun istemiyorum. Bunun önüne geçilmesi lazım. Bunun için Hükümete sesleniyorum. Bu olayı halletsinler. Töhmet altında kalmamak için bağımsız bir heyetin gelip burada gerekli inceleme ve analizleri yapması lazım. CPT'den görevliler daha önce de gelmişlerdi. Bir rapor düzenlemişlerdi. Buranın koşullarının çok kötü olduğunu dile getirmişlerdi. Tekrar bağımsız bir heyetin gelmesi sağlanabilmelidir. Bu heyet, sadece Avrupa'daki bağımsız doktorlardan değil Türkiye'den de bağımsız doktorların içinde yer aldığı bir heyet olabilir."
İMRALI ABD TARAFINDAN KURULDU
"Yine özellikle kaldığı binanın, benim odamın yapısının nasıl oluşturulduğunu, hazırlandığının araştırılması lazım. Bunun muhakkak ortaya çıkarılması lazım" çağrısı yapan Öcalan, şöyle devam etti: "Bu cezaevi, Türkiye'deki cezaevleri sisteminden çok farklıdır. Diğer cezaevlerinin statüsü burada uygulanmıyor. Ben biliyorum, buranın statüsü ve yapısı gizli bir anlaşmayla olmuştur. Bu gizli anlaşma ABD'de, AB'nin de fikri ve onayı alınarak yapıldı. Guantanamo benzeri hatta çok daha sistemli ve ağır koşullara sahiptir. ABD, gizli anlaşmalarla birçok yerde birçok cezaevi kurdu. Bu cezaevi de ABD tarafından kurulan özel bir cezaevidir. Bu gizli anlaşmayla bu cezaevi kurulurken aynı zamanda yapısı ve koşullarının ne olması gerektiğini de belirlemişler. Bunu iyi anlamak lazım. Buranın statüsünün nasıl oluşturulduğunun ortaya çıkarılması gerekiyor. Orhan Pamuk bunu anladığı için ona bu kadar saldırdılar. Orhan Pamuk, bir gazetede küçük bir söylemi vardı. Aklımdadır unutmuyorum, benim için, 'O özel bir rehinedir' demişti. Orhan Pamuk bunu öylesine söylemiyor, muhtemelen yurtdışındaki bazı demokrat kesimlerden bu bilgiyi edinmiştir. Evet, Ermeniler konusunda söyledikleri ve 'otuz bin insan öldürüldü' dediği için ama bir de benim hakkımda söyledikleri nedeniyle ona çok saldırdılar. Orhan Pamuk'un neyi kastettiğini hemen anlamışlardı, biliyorlardı. Ben burada özel bir rehineyim. Herkesin bunu iyi anlaması lazım. Ben her şeyden önce bir rehineyim, öyle değerlendirilmesi lazım."
BÜYÜKANIT FARKLI DAVRANIYOR
Öcalan, kendisinin ABD tarafından Türkiye'ye teslim edildiğini bir kez daha vurgulayarak şu hususlara dikkat çekti: "ABD, beni teslim etmek isterken Türkiye'yi çağırıp, ‘gelin size Öcalan'ı verelim’ demiştir. Türkiye de 'tamam' deyip kabul etmiştir. Olay budur. Türkiye benim teslim edilmemdeki amacı hiçbir zaman anlayamadı. Kenan Evren bile Öcalan'ı Türkiye'ye teslim etmekle Türkiye'nin başına büyük bir bela getirdiler, demiştir. Hatta Ecevit, benim Türkiye'ye niçin teslim edildiğimi anlayamadığını söylemişti. Ecevit'in Türkiye siyasetindeki yeri biliniyor. Buna rağmen o bile ABD'nin bu konudaki planlarını anlayamadığını söylüyor.
ABD'nin Ortadoğu'daki planları çok gizlidir, kimse bu planları yeteri kadar anlayamıyor, çözemiyor. Beni Türkiye'ye teslim ettikten sonra, Amerika'da bir think-thank kuruluşunun başkanı, Türk yetkililerine, 'Öcalan'ı ne zaman asacaksınız? Bir an önce asmanız lazım' deyip, asılmamı çok isteyen bir çaba içerisindeydi. Ben o zaman 'Kim bu adam? Bu adamın kimliği nedir?' diye sormuştum. Müthiş kışkırtıcıydı. O dönemin Genelkurmayı Kıvrıkoğlu ve bazı yetkilileri, sağduyulu yaklaşmışlardı. Bana sorguda 'bu oyunu birlikte bozalım' demişlerdi. Ben 'Ecevit de elinden gelen çabayı sarf etmelidir' deyince bir yetkili bana Ecevit adına da konuştuklarını söylemişti. Benim mahkemede ılımlı konuşmamın nedeni biraz da buydu. Kıvrıkoğlu da tehlikeleri algılıyordu, biraz kavramıştı ve tavrı biraz ılımlıydı. Özkök'ün de demokrasiye yönelik konuşmaları vardı. Ancak Yaşar Büyükanıt, farklı davranıyor. Hatırlıyorum bir konuşmasında 'İmralı'yı susturmak lazım' diyordu. Daha önce de komutanlara mektup göndermiştim, onlara düşüncelerimi, demokratik çözüm önerilerimi açıklamıştım."
KOMİTE KARARI PROVOKASYONDUR
"ABD ve AB'nin beni Bin Ladin gibi ‘terörist’ olarak ele alması, çok tehlikelidir ve anlaşılmaz bir durumdur" vurgusu yapan Öcalan, Avrupa ve ABD'nin neden kendisine karşı tavır takındığını şöyle açıkladı: "Bu bilinçli bir ele alış tarzıdır. Biz özgürlük için mücadele ediyoruz, özgürlük mücadelecileriyiz. Ben Hükümete sesleniyorum; ABD ve bazı Avrupa ülkeleri bana 'siz bizim siyaset çizgimize girin biz de istediğiniz tüm yardımları yapmaya, seni her türlü desteklemeye hazırız' teklifinde bulundular. Benim anlayışıma ve kişiliğime ters düştüğü için bu teklifleri kabul etmedim. Bu nedenle beni o tarihten bu yana boğmak istediler ve halen de boğmaya çalışıyorlar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin benim dosyam hakkında bu kadar acele karar alması da onların bu çabalarını gösteriyor. Bakanlar Komitesi kararını 15 Şubat komplosunun yıldönümüne denk getirmesi de bir tesadüf değildir, provokasyon amaçlıdır. Beni Yunanistan'dan alan uçak, kimin uçağıydı, kaç no'lu uçaktı? Bunların mutlaka ortaya çıkarılması gerekir. ABD ve bazı batı ülkeleri beni Rudolph Hesse'ye benzetiyorlar. Bunlar büyük haksızlıklar ve yanlışlardır. Ben bir çok şeyi öngördüğüm için konuşuyorum."
ULUSÇULUK ÇATIŞMA GETİRİR
Öcalan, bu hafta da ulusçuluk ve milliyetçilik üzerinde durdu ve yine şu çarpıcı tespitlerde bulundu: "Ulusçuluk bütünüyle millileşme değildir. Biz ulusçuluğun kurtarıcı bir fikir, bir yol olmadığını defalarca dile getirdik. Ne kadar ulusçuluk o kadar çatışma, ne kadar çatışma o kadar bölünme parçalanma, ne kadar parçalanma o kadar dışa bağımlılık getirir. Ortadoğu'da yirmi iki tane Arap ulus-devleti var. Arapların bu kadar bölünmesi parçalanması, zayıflığı çözüm müdür? Şimdi de FKÖ, halkı için iyi mi yaptı? Ben de Arafat gibi davransaydım iyi mi olurdu? Hala çatışıyorlar. Birlik oluşturamıyorlar. İsrail de katı bir ulus-devletidir ve yaptığı şeylerin kendi halkı yararına olmadığını düşünüyorum. Yahudilere saygım var, daha önce de söylemiştim onların da Ortadoğu'da yeri ve hakları vardır ancak Siyonizmle, katı ulus-devletle sorunları çözemezler."
ULUSÇULUK ABD ELİNDEDİR
Ulusçuluğun, ulus-devletçiliğin iplerinin ABD elinde olduğunu kaydeden Öcalan, şunları söyledi: "Eskiden AB'nin elindeydi. Şimdi ABD'nin kontrolündedir. ABD, bunu AB ile birlikte yapıyor. Ulus-devletlerin kontrolü kesinlikle Rusya'nın veya Çin'in elinde değildir. Ulus-devletler üzerinde Rusya'nın hiçbir etkisi yoktur. Yetmiş yıl boyunca Reel Sosyalizmi diğer bir şekilde kullandılar. Yine bu şekilde şimdi Rusya ve Çin'i kullanıyorlar, ortaya attıkları yedi yüz milyar dolarla onları oyalıyorlar. Mustafa Kemal için de ulusçuluk aslında bir ilke değildir. Mustafa Kemal, bir cumhuriyetçidir, sadece cumhuriyetçidir, o kadar, başka bir şey değildir. O dönemde, sadece Cumhuriyeti kurması gerekiyordu o da kurdu. Cumhuriyetin, kuruluşuyla birlikte bunun demokratikleşmesini istiyordu, çok partili sisteme geçilmesini istiyordu ama ömrü yetmedi, yapamadı."
BEN İKİ HATA YAPTIM
Tarihsel duruşu konusunda zaman zaman yaptığı özeleştirilerle dikkat çeken Öcalan, geçmişte 2 hata yaptığını belirterek, şu çarpıcı değerlendirmede bulundu: "Ben de iki hata yaptım. Bunları açıklamak istiyorum; birincisi, önceleri Reel Sosyalizmin etkisinde kaldık, bu etkiyle hareket ettik. 90'lara gelindiğinde bunu çözdük ve bu etkiden kurtulduk. İkincisi, ulusların kendi kaderini tayin hakkını sadece ulus-devlet olarak algılıyorduk. Başka yol düşünmüyorduk. Yıllar sonra, ulusların kendi kaderini tayin hakkının sadece devlet kurmak anlamına gelmediğini çözdük. Ancak çözüm konusunda ne yapacağımıza ilişkin bir arayış içerisindeydik. Daha sonraları derin analiz ve yoğunlaşmayla ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorununun demokratik yolla çözülebileceğini kavradık. Bilhassa İmralı sürecinde bu konuda çok derinleşmemle çok geniş bir çözüm gücüne kavuştuk. Bu konuda bütün çözüm yolları, şekilleri bendedir. Kendime bu konuda sınırsız güvenim var, çok iddialıyım. Sınırsız çözüm önerilerim var. Ulus ötesi şirketlere, kapitalizmine, ulusal faşizme karşı çözüm üretme konusunda kendime sınırsız güvenim var. Türk Solu bu gibi değerlendirmelerim üzerine olumsuz fikirler üretiyorlar. Onlar bu değerlendirmelerimizi doğru ele alabilmelidirler."
TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI FELAKET OLUR
ABD sonrası Irak'ın geldiği aşamayı tahlil eden Öcalan, daha sonra bu aşamanın Türkiye'yi nasıl etkileyeceğini analiz etti. Öcalan, şu tespitlerin altını çizdi: "Saddam, ABD'nin Ortadoğu'da yarattığı ulus-devletlerin tipik bir temsilcisidir. Saddam'ı bütünüyle onlar beslemiş ve güçlendirmiştir. ABD'nin ulus-devlet konusunda ve diğer bazı stratejileri hakkında kimse yeteri kadar bilgi sahibi değil. Saddam dahi ABD'nin ne yapmak istediğini anlayamadı. Ben dört yıl önce sanırım 2003'te Irak'la ilgili iki şey söylemiştim;
'1- Eski tip ulusal kurtuluşa dayalı milli devletler Saddam şahsında iflas ettirilmiştir. Tasfiye olmuştur.
2- Ortadoğu da milliyetçi rejimler ister islami, ister reel sosyalist, isterse ırkçı temelde olsunlar bunlar çözülecek. Bunun yerine demokrasi anlayışının kendisini hazırlaması gerekir."
Bu söylediklerim olduğu gibi ortaya çıktı. Eğer ben de İmralı sürecinde Saddam gibi eski tarz direniş içine girseydim sonuç Türkiye'nin Iraklaşması olacaktı. Türkiye hala tehlikenin farkında değil. Kürtler de yarın bir ulus-devlet haline gelecek. Irak'ta bir ulus-devlet kuruluyor. Bu çözüm getirmez, yeni çatışmalara yol açar. İsrail Filistin çatışmaları ortada. Özellikle Kürtlerin büyük kısmı, ana gövde Türkiye'deki parçadadır. Bir-Kürt Türk çatışması Türkiye'de yaşanırsa bu büyük bir felaket olur, artık işin içinden çıkılamaz. Böyle bir durumda sağlık koşullarım ne olursa olsun ben bile onları artık ahlaken ve vicdanen de durduramam. Kim bunun önüne geçecek, kim durdurabilir bunu? Böylesi bir durumun bütün sorumluluğu Hükümete ait olacaktır."
SAĞLIK KOŞULLARIM NE OLURSA OLSUN ATEŞKESTEN YANAYIM
Ortadoğu'da değişen dengeleri analiz eden Öcalan, çözümün Türk-Kürt ittifakında olduğunu vurguladı. Öcalan, şunları söyledi: "Ortadoğu'da çeşitli ittifaklar da gelişebilir. Talabani şu an Ürdün'de halen tedavi görüyor. Iraktaki Kürtler, Sünni Araplarla da ittifaka girebilirler. Çünkü oradaki Kürtler de Sünnidir. Üç ittifak söz konusudur. Bir, Kürt-Sünni Arap ittifakı. İki, Kürt-Şia ittifakı. Talabani'nin İran'la çok sıkı ilişkileri vardır. Üç, ABD-İsrail-Kürt ittifakı. Eğer PKK de bu ittifakların içerisinde yer alırsa, o zaman Türkiye için işin içinden çıkılamaz bir kaos olur. Ama Türkiye'yi yönetenler halen bu tehdidin, tehlikenin farkında değiller. Bu tehlikelere karşı ben, daha önce de bahsettiğim gibi Kürt-Türk demokratik ittifakını öneriyorum. Çözüm böyle gelişir. Yine söylüyorum, sağlık koşullarım ne olursa olsun ben ateşkesten ve demokratik çözümden yanayım. Benim olmam, yaşayıp yaşamamam tek başına önemli değil. Umarım bu birkaç ay içinde demokratik çözüm yönünde adım atılır ve süreç demokratik çözüm yönünde gelişir."
AHLAKTAN YOKSUNLAR
Öcalan, son günlerde Türkiye'de kendisine karşı haksız ve mesnetsiz eleştirilerde bulunan çevreleri de yanıtladı. Türkiye'de bazı gazetecilerin çok kötü ve haksız yazılar yazdığını vurgulayan Öcalan, "Bunlar gazetecilik ahlakından yoksundurlar. Birtakım lobilere bağlı konuşuyorlar. Bu lobiler ne diyorlarsa onu söylüyorlar. Ben birçok tehlikeyi bildiğim ve öngördüğüm için bunları söylüyorum, konuşuyorum. Bazı gazeteciler, bilmedikleri ve öngöremedikleri için haksızca yazıyorlar" dedi.
DTP’YE YÖNELECEKLER
Radyodan Bahçeli'nin DTP'ye ilişkin bir takım tehditlerde bulunduğunu duyduğunu anlatan Öcalan, "Öcalan DTP'yi vatan haini ilan etmiş. Onların lügatına göre vatan haininin cezası belidir. DTP'nin bunları iyi bilmesi gerekir, ona göre de önlemlerini almak zorundadır. Böyle davrandıklarına göre DTP'ye yönelecekler. Tekrar faili meçhuller gündeme gelebilir. Evren'i bile suçladıklarına, bölücü ilan ettiklerine göre DTP'ye nasıl yönelmezler, daha kötü yönelirler. Hrant Dink örneği var. DTP ve herkes yeteri kadar kendi önlemlerini alabilmelidirler. MHP, milliyetçilik, biliyorum, 1970'li yıllarda ABD'de Florida'da özel eğitildiler. Ve bu eğitimden sonra Türkiye'deki birçok örgüte yöneldiler, Sol'u bitirdiler. Bunlar ABD'den destek görüyor" şeklinde konuştu.
BİZİ TASFİYE ETMEK İSTİYORLAR
Öcalan, Kürt siyasal hareketinin tasfiye edilmek istendiğini vurgulayarak, şu hususlara dikkat çekti: "Bizi tasfiye etmek istiyorlar. Eğer bizi tasfiye ederlerse, bazı Kürt partileri hazırdır. Devreye bunlar girecekler. Daha fazla taleple Türkiye'nin önüne gelirler. Bunları Türkiye'de elbette gören bazı kesimler var. Mehmet Ağar biraz görüyor. Önerdiği Benelüks modeli bence de uygundur, ben de kabul ediyorum. Herkesin sorumlu davranması ve çözüm geliştirmesi gerekir. Bizim demokratik çözüm planımızda üniter devletle sorunumuz yoktur. Misak-ı Milli sınırlarını tartışmıyoruz."
..
ANF NEWS AGENCY |