Basından Seçmeler: Kürt-Türk meselesi üzerine: Dil yarası
Gönderen: lawikemetini Tarih: 15.03.2007, 07:38:41 (631 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Diyarbakır Tabip Odası, 1996'dan beri verdiği Barış, Dostluk, Demokrasi Ödülü'ne bu yıl bizi layık görmüş. Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odası, Baro, İnsan Hakları Derneği ve Eczacılar Odası'nın Diyarbakır şubeleri ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nden oluşan jüriye teşekkürler. Bu ödül nedeniyle Diyarbakır'da bir konuşma yaptım. Bir bölümünü sizinle paylaşmak gerektiğini düşünüyorum:
Yıllar önce yine Diyarbakır'da Türkçenin 1980 darbesiyle, Kürtçenin de savaşla yaralandığını, iki dilin de aynı yerinden yaralı olduğunu söylemiştim. Savaşın ve darbenin iki dili de eksilttiğini, iki dile de şiddet ve savaşla ilgili yeni sözcükler soktuğunu söylemiştim.
Dillerimizi tedavi etmemiz gerektiğinden söz etmiştim. O günlerde bu cümleler kimsenin sahip çıkamayacağı kadar naifti. Ama bugün Türkiye'de Kürt meselesinden söz edilen her platformda dillerimizdeki savaştan, sözlerimizdeki şiddetten de söz ediliyor.

Bana da izin yok
Ama şimdi ben bir adım ileri gidip şunu söylemek istiyorum:
Kürtlere nasıl kendi dillerini kullanmaları için izin verilmiyorsa bana da kendi dilimi kullanmam için izin verilmiyor. Benim dilim tüm muktedirlerden azade bir dildir. Kürtçe için mücadele edenler tek bir muktedire karşı mücadele verirken, ben kendi dilimi kullanmak için bütün muktedirlere karşı mücadele vermek zorundayım. Çünkü benim dilimi hiçbir muktedir ve o muktedirlere tapınan hiçbir kesim sevmiyor. Örneğin:
"Hapishanelerdeki insanlar zehirlenemez" dediğimde o hapishaneleri kuranlar kızıyor. Ama "Apo'nun zehirlenmesi Türkiye'nin toplumsal barışını sarsar" diyenler de bana kızıyor. Çünkü ben "Apo'nun zehirlenme ihtimali benim için Diyarbakır'da bir çocuğun kafasına aldığı gaz bombası fişeğiyle ölmesinden daha önemli değildir" diyorum.
Çünkü benim dilim, dünyayı tarif edişim böyle. Ve eğer bugün Türkiye'de bir dilin kullanılması için mücadele edilecekse bu, muktedirlerden azade bir dilin konuşulması için olmalı. Eğer bir dilde eğitim ve yayın hakkı için mücadele edilecekse bu mücadele, muktedirlerden azade bir dil için olmalı. Bu, birinci mesele.
İkinci mesele barışla ilgili. Ben, barış sözcüğünün son yirmi yıldır çeşitli militer ağızlarda çiğnene çiğnene çürütüldüğünü düşünüyorum. Artık başka bir sözcüğün etrafında birleşmemiz gerekiyor.

Vicdanıma dokunuyor
Bizim yeni sözcüğümüz vicdan olmalı. Artık vicdanlarımızın ve ortak vicdanımızın rahatsızlığından söz etmenin zamanı gelmiştir Türkiye'de. Çünkü artık vicdanımıza sığdıramadığımız şeyler hayatımızı, politikamızı, dünyaya bakışımızı ele geçirmek üzere. Örneğin, darbeci bir generalin Güneydoğu'da eyalet sisteminden söz etmesi benim vicdanıma sığmıyor. Bu meselelerin buralara gelmesinde çok büyük payı olan bir adamın kalkıp da böyle bir öneri getirmesi benim vicdanıma dokunuyor.
Aynı şekilde Apo'nun kalkıp bu general için "Askeri deha" demesi de benim vicdanıma sığmıyor. Çünkü benim vicdanım soruyor: Darbeyi yapanların en ağır işkenceleri yaptığı Diyarbakır Cezaevi ne çabuk unutuluyor?!
O "askeri dehaların" günahları nasıl yok sayılabiliyor?
Bugün benim meselem şudur:
Türkiye'de bütün muktedirlere karşı eşit mesafede duran bir vicdan dilinin konuşulmasına kaç kişi destek veriyor?
Türkiye'de vicdanın diliyle politika yapılmasına, eğitim ve yayın hakkına bu dilde sahip olmaya dair bir mücadeleye kaç kişi destek veriyor?
Bu soruları Diyarbakır'da sordum. Şimdi, Türkiye siyaseten ve toplumsal olarak çok ama çok kritik bir döneme girerken, bu soruları hepimiz kendimize sormalıyız. Demokrasi yanlısı bütün güçlerin birbirini değil, demokrasi önünde engel oluşturan dinamikleri dövmesi gereken bir dönemde hepimizin kendi vicdanımıza dönüp, oradan kerteriz alıp söz söylememiz, politika yapmamız ve yaşamamız gerekiyor. Yoksa... Yoksa, yok.

ecetem@hotmail.com
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: 6 AĞUSTOS HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Hüseyin T: Bombayı babam bile koysa kabul etmem
· 7 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· HPG’den Emniyet Müdürlüğü Binası’na saldırı: 1 ölü, 3 yaralı
· Öcalan’a 1 ton C4 ile suikast ittirafı
· Bahoz Erdal: Ekonomik kaynaklara saldırı sürecek
· Ateşin başındaki Makolu kadın gerilla
· Swoboda: Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınmalı
· 1. Ordu Komutanlığına saldırıyı adı hiç duyulmamış bir örgüt üstlendi
· Bayık: Ergenekon’u devlet görevlendirmiştir

Basından Seçmeler
· Ve dördüncü dönem
· Kürt sorunun çözümü için İtalyan örneği
· Ahmet Altan: AKP-Hürriyet'in Güngören ilişkisi kuşkulu
· Azadiya Welat da Ergenekon hedefindeydi
· İtirafçıya bile söyletemediler
· 1970’lerin ‘gerilim stratejisi’ aktifleşiyor!
· AKP 'devlet partisi' yolunda
· Roj TV'ye büyük destek
· Düğümü Erdoğan-Başbuğ görüşmesi çözdü
· AKP’NİN FETTULAHÇI NEO-GLADİO’SU

© Rojaciwan.com