Basından Seçmeler: Muzaffer AYATA: Devlet güdümlü milliyetçilik
Gönderen: lawikemetini Tarih: 16.03.2007, 10:39:53 (1124 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Hrant Dink’in katledilmesiyle Türkiye, yine derin devlet ve muhaliflerin tasfiyesini tartıştı. Aydınlanma ve toplumsal vicdanın harekete geçmemesi için milliyetçi dalganın kabartılmasıyla karşılık verildi.



Milliyetçilik tam bir din gibi akıl ve bilim yolunu tıkamış, giderek fanatik bir tarikat haline getirilmiştir. Irkçılık ve milliyetçilik devlet ve basın eliyle sürekli beslenmiş ve linç ortamı yaratılmıştır. Bu gelişmelerin tümü devlet güdümlüdür. Gündemin değiştirileceği ve diğer muhalif kesimlerin, aydınların katlı gibi bu olay da köklerine inilmeden kapatılacaktır. Bunu söylememiz ne devlet karşıtı oluşumuzdan ne de karamsarlığımızdandır. Çünkü seyrettiğimiz film bir devlet klasiğidir.

Türkiye’de aydın birikimi önemlidir. Bu gelişmelerin peşini bırakmaz, araştırma ve ayınlatma çalışmalarını sürdürürlerse toplumun gerçeğe ulaşmasında önemli bir rol oynamış olurlar. Ayrıca bu kirli ve kanlı yönetme, muhalifleri bertaraf etme birçok yönüyle deşifre olmuştur. Ancak bununla yetinmemek gerek. Çünkü bu odaklar dağıtılmamış, tersine giderek güçlenmiş, sokaklara taşmışlardır. Demokratik aydınlık bir Türkiye için bu aydınlatma ve örgütlenme çalışmaları toplumun bugününü ve yarınını ilgilendiriyor.

Derin devleti, ırkçı karanlık odakları birden ve kısa sürede devreden çıkarmak mümkün değildir. Hep geçmişi anlatmak veya genelleme yapmak da yanlış olur. Hem geçmişi aydınlatmak hem de güncelden, günün görevlerinden kaçmamak gerekiyor.
Çeteleşme, cinayetler, provokasyon ve kara propaganda da Türkiye’de bir hükmetme ve muhalefeti ezme tarzıdır. Olan bitenleri devlet dışında ele almak ve açıklamak mümkün değildir. Delet içinde önemli tüm yerleri kontrol etmektedirler.

Yakın tarihe bile kaba bir göz atıldığında bu rahatlıkla görülür. Örneğin 1 Mayıs ve Maraş katliamına bakalım; Yüzbinlerce emekçinin üzerine Taksim meydanında birkaç koldan ateş açıldı, onlarca insan öldü, ama bugüne kadar ne kimse yakalandı ne de bir dava açılabildi. Maraş’ta günlerce katliam sürdü, yüzlerce insan öldü. Sonuç olarak olay kapatıldı ve sorumluları açığa çıkarılmadı. Maraş katliamı bahane edilerek Ecevit gibi bir adama sıkıyönetim ilan ettirildi. Bu da 12 Eylül askeri darbesine götürdü.

Ecevit ancak çok sonraları, MİT yönetiminin Türkeş’e bağlandığını, kendilerine bilgi akışının engellendiğini ve sol güçlere karşı tek yanlı raporların aktarıldığını açıklayacaktı. MHP ve Türkeş’in devlete rağmen parti olarak böyle tehlikeli ve kanlı oyunlara girişme gücü var mı? Hayır. Bu örgütlenme ve kanlı oyunların tümü devlet bağlantılıdır.

Türkiye’de güçlü bir sivil örgütlenme, muhalefet geleneği yoktur. Bunun nedenleri genişçe açıklanabilir. Ama en başta Osmanlı’daki teba kültürleriyle bağını görmek gerek. Halk Padişah ve Halife’nin tebasıydı, ona tabiydi. Cumhuriyeti kuranların temel çekirdeği de Osmanlı’nın asker ve sivil bürokratıydılar. Çok partili sisteme geçiş de toplumsal talepler ve eylemlerle olmamıştı. II.Dünya Savaşı sonrası batıya yanaşan ve NATO’ya girmek isteyen Türkiye’ye konulan bir koşuldu. Batının cephesinde yeralmak için yine devlet eli ve kararıyla partilerin kuruluşuna izin verilmiştir. Bayar ve arkadaşları CHP’den ayrılıp DP’yi kurmuşlardır.

Kürt isyanlarının provoke edilmesi, 6-7 Eylül yağma ve saldırıları, azınlıkların yokedilmesi, mallarının yağmalanması tümüyle devlet kaynaklı olaylardır. Bunların çoğu da açığa çıkmıştır.

Türkiye’de güç odaklarını ele geçirenler yasaların koyduğu hak ve görevlerle sınırlı kalmamışlardır. Demokrasi, açıklık, hesap verebilirlik onların işine gelmemiştir. Halkın vergilerinden geçinenler hep güç merkezlerini ellerinde tutmuşlardır. Şimdi bazı çevreler milliyetçiliği ne kadar kutsamaya, devleti kutsal kılmaya çalışsa da bu artık gizlenemez. Yeterki aydın sorumluluğu ve vicdan kaybedilmesin.

Türkiye’de güçlü bir sivil hareket geleneği olmadığını belirttik. Bu hareketsizlik 1960 sonlarında kırılmaya başlandı. Gerçekten Türkiye’de sosyal yapının değişmesi, şehirleşme ve aydınlanmayla Mahir, Deniz ve Kaypakkayaların öncülük ettiği güçlü bir gençlik, emekçi hareketi yükselmeye başladı. Devlet daha başında iken hareketi biçti ve önderlerini imha etti. 1970’ler sonrası hareketi yozlaştırmak, saptırıp dağıtmak için de MHP örgütlendi. Milliyetçi-ırkçı ideolojik argümanlarla Komando kampları kuruldu, faşistler devletin himayesi ve gözetiminde sol ve muhalefet çevrelere saldırtıldı. 5 bine yakın genç katledildi ve 12 Eylül faşist askeri darbesinin koşulları hazırlandı. Özcesi MHP, derin devletin, yani kontrgerilla örgütlenmesinin “sivil” sokak koluydu. Devletin resmi olarak üstlenmediği kirli işler bu “vatanseverler”e yaptırıldı. MHP’nin binlerce cinayete karışmasını başka türlü açıklayamayız.

Muhalefet ve kitle hareketlerine hukuk tanımaz bu devlet güçlerinin yaklaşımı dağıtma, bastırma, saptırma ve hep ipotekleri altına almadır. Toplumsal talepleri gözetme, reform ve demokratikleşme yolları yerine bugüne kadar İttihaat-i Terakki’den de devralınan bu lanetli gelenek sürdürülmüştür. Aynı kirli yasa ve hukuk tanımaz yöntemler fazlasıyla Kürtlere uygulanmıştır. Kürtlerin varlığını, taleplerini gözetip yasal-siyasal yollar arama yerine şiddet, işkence, toplumu kamplaştırma, milliyetçiliği kışkırtma ve binlerce köyü yakma, onbinlerce insanı koruculaştırma ve itirafçılaştırmayı devreye sokmuştur. Kara propaganda ve sıraladığımız bu şiddet ve imha yöntemleri açık ki bir toplumu toplum olmaktan çıkarmayı ve devleti de çeteleştirmeyi getirir.

1990’larda Kürt hareketi kitleselleşince ne yaptılar? Öncelikle şehirlerden, Nusaybin, Cizre, Şırnak gibi merkezlerden başlayarak kitle gösterilerini taradılar, yüzlerce sivil insanı öldürdüler. Ardından herçeşit işkence, yıkım ve cinayet, faili meçhuller sökün etti. Bütün bunlar devlet üretimidir. Üretim ideolojik-siyasi, örgütsel ve pratikseldir. Hiç mi hiç saptırmaya, rehavete ve gevşek tutmaya gelmez...

Hrant Dink cinayetinin zanlısı sıradan bir vatandaş, nasıl oluyorda O.Pamuk gibi bir yazarı açıktan tehdit edebiliyor. Mahkemelerde hesap verme derdine düşeceklerine Türkiye’nin aydınlarını, vicdan ve geleceğini tamsil edenlerden hesap sorma durumuna gelebiliyorlar.

Türkeş “sivil-siyasi” bir partinin lideriydi. Sakıp Sabancı da Türkiye’nin en büyük işadamlarından biriydi. Kürt sorununda resmiyet dışı bir görüş bilirtti diye Türkeş, Sabancı’ya “çizmeyi aşıyorsun” dedi. Bu hangi demokrat ülkede normal görülebilir?

Son otuz yıla bakalım. Etkin ve aktif çete ve mafya grupları genellikle milliyetçi ve devlete görev yapmış çevrelerden. Asker, polis, mafya, milliyetçi buluşması bir rastlantı mı?

Otuz yıldır Türkiye’de hemen hemen tüm partiler iktidara geldi. ANAP-SHP-CHP-MHP-DYP-RP ve AKP. Bu partilerin tümü aynı görüşte mi? Değilse Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorunu gibi önemli sorunlar neden çözülmedi? Kimler engelliyor?

Bu soruların cevabı devleti kimlerin yönettiğini, çeteleşmenin ve milliyetçi çevrelerin niye bu kadar yaygınlaştığını, milliyetçi çevrelerin niye bu kadar kollandığını ve milliyetçiliğin kışkırtıldığını ortaya çıkaracaktır.

Politika alanı oldukça daraltılmıştır. Devletin izin verdiği dar bir alanda partiler sıkışmış toplumsal sorunları çözememektedir. Bu yapılanma sürdükçe politik alan daha da daralacaktır. Türkiye’yi bu karanlık güçlere ve çetelere teslim edemeyiz. Kürt halkı destansı bir direniş sergiledi. Türkiyeli aydın ve emekçi kesimlerin de işin peşini bırakmaması gerekiyor. Aydınlık ve demokratik bir Türkiye’de Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Asuri, Alevi, Sünni ve Hristiyan azınlıkların kardeşliği birlikte yaşaması bu mücadeleye bağlıdır.
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Öcalan: Penceremden görünen iki ağacı da kestiler
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· Türk ordusu Lice'de ağır darbe aldı
· Her onurlu Kürt direnecektir
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· DTP’den Zaman’a yalanlama

Basından Seçmeler
· Babam heval Beşir
· ANF Türkiye’de dördüncü kez yasaklandı
· ‘JİTEM elemanıyız’ diyen 3 kişi tutuklandı
· Engin Çeber soruşturması tamamlandı: Şüpheli sayısı 60
· Ankara'da Kürt karşıtı Diyarbakır'da Kürtsever
· Roj Tv Türkiye'de reyting rekorları kırıyor
· ‘Hun bıxêr hatin’ dedi 7 ay hapis cezası aldı
· Ergenekon ve Ümit Fırat
· Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç Söz
· Le Monde Öcalan’ın tutukluluk koşullarını yazdı

© Rojaciwan.com