Esra Çiftçi, Özgür Gündem
Sevgililer gününün tarihçesini hatırladım birden, bilirsiniz Aziz Valentine'nin öyküsü lll. yy dan gelir. O dönemde Roma tahtında imparator ll. Claudius vardı. 'Zalim' adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu. Bu emre uymayanların arasında 'Aziz' olarak kabul edilen filozof Valentine de vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve imparatorun hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. 14 Şubat'ta da asıldı.
Bugün de 'Sayın Öcalan' diyeni aynı Aziz Valentine gibi yakıyorlar... Şimdi diyeceksiniz ki 'kel başa şimşir tarak', olsun. Aklıma gelen örnek bu. Aziz Valentine sevgiye olan saygısı yüzünden asıldı, bu bana hep çok anlamlı gelir. Bugün bizler de, aslında sadece Kürtler değil, Türkler de 'Sayın' kelimesi yüzünden hapse atılıyor. Türkler mi? diyeceksiniz, evet Türkler... Başbakanı öyle diline doladı ki Baykal, neredeyse PKK'li ilan edecek. Sahi yargı neden belediye başkanını görür de başbakanı es geçer, bu ne çifte standart 'Sayın' savcılar. Üstelik 'Sayın' kelimesi bürokraside ve Türkçe'de en çok kullanılan kelimelerden biridir. Zarfların üzerine bile 'Sayın' yazarız. Yoksa artık onu da mı kaldıracağız? Kürtçe'de 'Bırez' dir. İngilizce'de 'Mr'dir. Bunu kabul etmez hiç kimse, hadi hep birlikte hafıza kaybı yaşayıp 'Sayın'ı unutalım. Anılarda 'Sayın' yolculuğuna çıkın, çok şaşırtıcı ve komik olaylarla karşılaşırsınız. Sizi bilmem ama benim böyle bir anı dağarcığım var.
Şemdinli'de 8 Mart'ı kutlamak ayrı bir heyecandı benim için. Bu Şemdinli'ye ikinci gidişimdi, daha önce de, geçtiğimiz yıllarda, Türkiye'ye, hatta bana göre dünyaya damgasını vuran, iyi çocukların korunduğu, kötü çocuğun şu an cezaevinde olduğu o büyüüüüüük olay esnasında gitmiştim. Şemdinli'de doğmadım ama ölmek isterim Şemdinli'de. Çok sevdim Şemdinli'yi, onlar da beni sevdi biliyorum. Neyse konuyu dağıtmayayım, dedim ya 8 Mart'ı Şemdinli'de kutladım. Aslında başka bir panel için gitmiştim oraya, tesadüf 8 Mart'a da denk gelince katılma mutluluğunu yakaladım.
Arama kapısından içeri girerken, polislerin bana 'Hocam, hoş geldiniz' demelerini önce yadırgadım, 'Ne oluyor?' dedim kendi kendime. Eniştem niye öptü hesabı. Acaba 'Akıllı ol, otur bir tarafta' mı demek istediler. Yok canım, ben de ne fenayım, bayağı bayağı 'Hoş geldin' dediler. Bu fesatlık öldürecek beni. Sonra baktım Şemdinli kadınları, ulusal kıyafetleriyle rengarenk alandaydı. Ben de hani laf aramızda, en güzel kıyafetimi giymiş, o meşhuuuuur takılarımı takmış, öyle alana gelmiştim. Ne de olsa benim günümdü. Kadınlar beni gülen yüzleriyle karşıladılar. Bir kenarda oturmuş onları seyrederken, birden ismim anons edildi ve konuşma yapmam için kürsüye davet edildim. Eee oraya kadar gitmişken konuşmamak olmaz, zaten hep bu çenem yüzümden başıma ne geliyorsa geliyor. Kürsüye çıktım ve başladım kadınlara seslenmeye. Geçen yıl Bursa'-da yanan kadınları anlattım, bu yıl Urfa Ceylanpınar'da Çırpı Deresi'ne uçup boğulan kadınlardan bahsettim, tabii 8 Mart'ın anlamını ve önemini de anlattım. Amerikalı tekstil işçisi kadınların nasıl direndiklerini ve nasıl yakıldıklarını anlattım. Sonra dedim ki, son zamanlarda iyi şeyler olmuyor, Sayın DTP eşbaşkanı Aysel Tuğluk, militarist güçler tarafından hedef gösteriliyor, Sayın Öcalan, -Eyvah! Valla dedim, ne yapayım, 'Zehirlenme tehlikesiyle yüz yüze', sonra 'Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hükümet politikalarınızı gözden geçirin' dedim, sonra 'Sayın Yaşar Büyükanıt, militarizm ile hiçbir sorunu çözemezsiniz' dedim ve oturdum yerime.
Ertesi gün Şemdinli'den ayrılırken, bir makam arabasıyla devlet erkanından biri durdu önümde. Kusura bakmayın, kim olduğunu söylemeyeceğim. Çünkü sağ salim geldim, söylersem belki bana kızar ve dava açar. 'Ben...' dedi. Ben de 'Sayın... nasılsınız' dedim. Ben 'Sayın' dedikçe Sayın... suratı ekşiyordu. Ne vardı Allah aşkına şu 'Sayın' kelimesinde? Neyse bana dedi ki, 'Esra hanım, dün çok güzel bir konuşma yaptınız, özellikle başbakana ve genelkurmay başkanına değinmeniz çok hoştu ama bir yerde hata yaptınız'. Ben de dedim ki 'Sayın... , aynı yaşlardayız, bizim zamanımızda üniversite imtihanlarında iki yanlış bir doğruyu götürürdü, bunu mu demek istiyorsunuz?' Ben de az değilim hani. O da 'Sadece bir şey söyleyeceğim, çok zekisiniz' dedi ve gizliden tebessüm etti.
Aynı durum geçen sene de Dersim'de başıma geldi. Tabii o zaman böyle ucuz kurtulmadım şu 'Sayın' ibaresinden. Yine bir 8 Mart'tı, orada da davetli olarak kalktım konuşma yaptım. Hatırlar mısınız, Diyarbakır da barış anaları tutuklanmıştı, onu protesto ettim, Kürtlerin kurumları illegalize ediliyor dedim, birden ağzımdan kaçtı 'Sayın Öcalan' dedim. Ama ne yapayım, ben saygılı bir kadınım ve herkese 'Sayın' diye hitap ederim... 'Sayın' kelimesi aslında uzaklığı da anlatır, resmi bir ifadedir. Neyse indim kürsüden aşağı, 8 Mart dolayısıyla kadınlarla birlikte, bir oynadım bir oynadım ki sormayın. Hatta bir arkadaş yanıma geldi, 'Bu kadar oynamanın sonu iyi değil' dedi. Ben de 'Şom ağzını açma' dedim. Ama o bir kere şom ağzını açmıştı. Meğerse polisler mitingin bitmesini bekliyorlarmış. Miting bitti, birden bire, hani hava atmak gibi olmasın ama sayısı epey bir fazla polis ekibi yanıma gelerek, 'Esra hanım, bizimle emniyete kadar geliyorsunuz' dedi. Ben de ne komik kadınım ya adamlar beni gözaltına alıyor, benim dediğime bakın, 'Ayyy şimdi değil de sonra gelsem olur mu?' Polisler yüzüme bakarak gayet ciddi bir ifadeyle, 'Esra hanım, lütfen gidelim' dediler. Neyse gözaltına alınmamın sebebi karakolda ortaya çıktı, Sayın Öcalan'a 'Sayın' demişim. O gece nezarethanede sabahladım, ertesi gün savcıya çıkarıldım. İfademi verdim 'Sayın' savcıya.
Serbest bırakılıp dışarı çıkınca, adliyenin önünde basın vardı ve habire benim resimlerimi çekiyorlardı. 'Sayın' dedim, başıma neler geldi. Basından biri 'Esra hanım, neden gözaltına alındınız' dedi. Ben de 'Sayın ibaresinden dolayı' dedim. Gazeteci uyanık 'Kim için kullandınız' diye sormaz mı? Ben de 'Sayın Öcalan için!' dedim. Yanımda duran polislerden biri 'Yine dedi, yine dedi' diyerek ayağını yere vurmaya başladı. Ve adliyeye gelen dostlarım gülmeye başladılar ve bir an önce beni paketleyip götürdüler. Neme lazım, yine gözaltına alınabilirdim. Evet, sonra ne mi oldu? Dava düştü. Ama 'Sayın' savcı dosyayı Yargıtay'a gönderdi. Siz de 'Sayın' kelimesine set çektiğiniz sürece, her bir birey açık ya da gizli, daha çok 'Sayın' diye bağırıyor. Düşünüyorum da şöyle, yüz bin kişi hep bir ağızdan 'Sayın' dese, ne büyük kargaşa olur, adliye çöker alimallah... Şu sıra 'Sayın' diyen cezaevinde, yakında oralar da dolacak, sonra ne olacak?
Bu konuşma dilinde var. O zaman şöyle bir şey yapın, Türkçe'den 'Sayın' sözcüğünü kaldırın, beş harfli sözcüğü kaldırın, kurtulun bundan. Tıpkı bir zamanlar, elektrik lambalarını değiştirip, renkleri yasakladığınız ve sonunda sahiplendiğiniz gibi... Çünkü bir gün 'Sayın' kelimesini siz de kullanacaksınız... Bugün yaptığınız yarın sizin yüzünüze vurulmasın. Gelin 'Sayın' sözcüğünü Çin işkencesi gibi tarihe sokmayın, kelimenin, harfin, sözcüğün bir günahı yok, günahkar ilan etmeyin. Kürtçe'yi yıllardır inkar ettiniz, bari kendi dilinize sahip çıkın. Hakkımızda hayırlısı...