Ilısu barajının yapımının bir daha gündeme girdiği süreçte GAP’ın merkezinde –Urfa’da- mühendislik eğitimi almış ve 4 yıl boyunca orada yaşamış biri olarak söylenmesi gerekenler var.
GAP projesi bölgenin ekonomik sosyal yönden gelişmesi için fikir olarak 1930’lara dayanan bir proje. Ekonomik gelişmede bu projelerin büyük faydaları olduğu söylenmektedir. Evet, ekonomik anlamda bu proje gelişmeye neden olabilecek bir projedir. Ancak kimin, nerenin gelişmesine diye bir soru sorulduğunda bu projenin yapımına ev sahipliği yapan bölgenin projenin sonuçlarından, faydalarından nasibini almadığı ayan beyan ortadadır.
Öncelikle GAP projesi yapılırken boşaltılan köyler, tarım arazileriyle bölgenin sosyal yapısında değişime neden olduğu kesindir. Bu değişimin pek çoklarınca iddia edildiği gibi gelişme olmadığı ciddi tarafsız bilim araştırmalarıyla hatta bölgenin yerleşim yerlerinde az bir gözlemle farkına varılabilinecek bir gerçektir. Urfa, Amed, Batman, Antep’in varoşlarının büyüklüğünün ve halkın şehrin getirmiş olduğu sosyal hizmetlerden faydalanma durumu kötüdür. En basitinden Türkiye’nin en büyük elektrik üretim santrallerinden biri olan Atatürk Barajına 60 kilometre uzaklıktaki Urfa’nın ciddi elektrik sorunu yaşadığı tartışmasız bir gerçektir.
Ayrıca her yaz, bölgeden Çukurova, Ege hatta Karadeniz’e kamyon kamyon işçinin gittiği de herkesin gözüne çarpan ayrı bir gerçektir. Tabi bu işçilerin pek çoğunun Kürt olduğu herkesçe bilinmektedir.
Bu projenin bölgenin ekonomik sosyal sorunlarına cevap olmadığı hatta sorunları derinleştirdiğini Türkiye’de yaşanan iç göç ve metropollerin durumuna ana hatlarıyla bakmamız yetecektir.
Büyük bir sulama ve tarım projesi olan GAP’ın sembolleşen imgelerinden bir tanesi Harran ovasına su götürülmesiydi. Dünyanın en uzun yer altı su tünellerinden biri olan tünel sistemiyle 55 km öteye su götürmek büyük bir olaydı. Tabi Harran’ın etnik yapısının Arap olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu Arapların da Türk milliyetçisi olduğunu vurgulamak gerekir. Baraj gölüne daha yakın olan Suruç ovasına halen su götürülmemiştir. Suruç halkının Kürt olduğu da bilinmektedir.
Ilısu barajının Hasankeyf’i sular altında bırakarak GAP projesinin bir kısmı daha yürürlüğe sokulmak istenmektedir. Hasankeyf gibi 10 bin yılı aşkın tarihi açık hava müzesini sular altında bırakma girişimi çok açık bir beyaz katliamdır. Hasankeyf’in karekterestik özelliklerinden bir tanesi de mağaralar ve kayaların delinerek yapıldığı geçiş tünelleridir. Hasankeyf sular altında kalırsa taşınamayacak mağralar tüneller ve onlarca tarihi eser yok edilecektir. Çünkü nehir suyunun Hasankeyf bölgesinde bulunan kayaçlara yapacağı etki eritme olacaktır. Yani bölgenin binlerce yıllık tarihi büyük fabrikaların enerji ihtiyaçları için bilerek yok edilmektedir. Bu tarihi eserlerin değerleri ölçülemez. En küçük bin yıllık bir tarihi eserin kaçakçılığı için kıyametleri koparan Türk devleti ve uluslar arası çevreler Ortadoğu halklarının binlerce yıllık tarihi mirasını yok etmektedir.
Ana hatlarıyla birkaç noktasına değindiğimiz GAP projesi sanıldığının ve propagandası yapıldığının aksine bölgeyi geliştiren değil kaynaklarını sömürüp başka bölgelerin gelişmesine neden olan bir projedir. Bu proje kültürel sosyal bir projedir. Evet ama Halfeti de görüldüğü gibi Halfeti gibi örnek tarihi bir yerleşim yerini kültürünü yok edip yerine yeni mülteci kamplarına benzeyen yerleşim yerleri kültürleri yaratılan bir projedir.
Tarihi bir projedir evet ama tarihi değerleri yok edip kendine, sermayesine enerji üreten, bölgeyi sömüren bir projedir.
Bu projenin Ilısu barajı ayağı bu kirli politikalarının en açık seçik yapıldığı bir süreçten geçerken bu düzeyde katliama hiç kimsenin sessiz kalmasını istememekle beraber bizler de bu barajlar ve projelerin nasıl yapıldığını bildiğimiz gibi, zayıf noktalarını da o kadar bilmekteyiz ve bizi, tarihimizi katledenlere karşı sessiz kalmayacağız.
Hoşimin FIRAT, www.hpg-online.net |