Bunlar, silahsız ve yasal bir Kürt alternatifi istemiyorlar. Kendilerine göre, beğendikleri, sevdikleri bir alternatif istiyorlar. Hem silahsız olacak, hem yasal olacak, hem PKK'ye küfredecek, hem Öcalan'dan uzak duracak, hem Kürt kimliğini öne çıkarmayacak, hem Kürtçe konuşmayacak...
Demokrasiye bakın siz. Bakmanız için Yalçın Doğan'dan bir alıntı:
'Son birbuçuk ayda, DTP yöneticileri hakkında çok sayıda dava açılıyor. Beş il başkanı (Ankara, İzmir, Diyarbakır, Siirt, Van), 70 il ve ilçe yöneticisi tutuklu, 53 belediye başkanı hakkında 15'er yıl hapis cezası isteniyor. Bunların dışında, devam eden davalar var.
Kurulduğundan bu yana, eski HEP, DEP, DEHAP dahil, bu çapta tutuklama ya da dava açma ilk kez yaşanıyor. Topluca bakıldığında, insana, ne oluyor, dedirten bir manzara.'
Sakın aferin demeyin. Yalçın Doğan, 'ne oluyor' sorusunu demokrasimize 'ne oluyor' diye sormuyor. DTP'yi suçlamak için soruyor. Geçelim. Bunlar, silahsız ve yasal bir Kürt alternatifi istemiyorlar. Kendilerine göre, beğendikleri, sevdikleri bir alternatif istiyorlar. Hem silahsız olacak, hem yasal olacak, hem PKK'ye küfredecek, hem Öcalan'dan uzak duracak, hem Kürt kimliğini öne çıkarmayacak, hem Kürtçe konuşmayacak... Yani bir alternatif olmayacak. Başkası kesmiyor bunları. Sanki dağdaki savaş bitmiş, PKK dağılmış, hazretler, şimdi 'sıra DTP'de' diyerek, onunla uğraşıyor.
Her neyse... Demokrasi DTP için böyle işliyor. Peki darbeciler için nasıl işliyor.
Deniz Kuvvetleri Komutanı'na ait olduğu söylenen Günlük Nokta'da yayınlanıyor. Başbakan 'savcılar gereğini yapar' diyor. Savcı gidip Nokta'ya karşı soruşturma açıyor. Yargı suskun. Derken ortaya İHD ve Mazlum-Der çıkıyor. Suç duyurusu yapıyor. Savcı da dilekçeyi yürürlüğe koyuyor. Darbecilere karşı soruşturma açmak için demek ki, Türkiye'ye İHD ve Mazlum-Der gibi örgütler gerekli oluyor. Oluyor olmasına da, ortada tüyler ürpertici bir durum var. Bunu da Hasan Cemal'in dünkü yazısından aktaralım:
'Abdullah Gül'ün sözleri dikkate değer: 'İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri biliyoruz. Bunları basında çıkmadan önce biliyorduk. Türkiye'ye, bu ülkenin geleceğine yakışmayan niyetler... Bunlarla ilgili bilgiler, devlette bilmesi gereken yerlere bildirilmiştir. Bilmesi gerekenlerin bilgisi vardır. Zaten savcılar da gereğini yaparlar.'
Devlette bilmesi gereken yerler...
Gül, bu yerlerin konuyla ilgili olarak bilgilendirildiğini söylüyor.
Bu yerler nereleri?..
MİT mi?
Genelkurmay Başkanlığı mı?
Çankaya olabilir mi?
Yüksek yargı mı?..'
Günlük onun mu, bunun mu tartışması sona ermiştir. Dışişleri Bakanı, Günlük'te dile getirilen darbe teşebbüslerini bildiklerini ve gereken yerlere ilettiklerini bildirmiştir.
Suç teşhis ve tesbit edilmiştir.
Eee... Ne olmuştur? Dışişleri Bakanı darbe teşebbüsünü İHD ve Mazlum-Der'e mi bildirmiştir ki, yalnızca onlar konuyu yargıya intikal ettirmiştir?
Bırakın DTP'nin yakasını.
Darbecilerin yakasına yapışın..
Hewal Melle'nin denizaltısı
Gündem Gazetesi nihayet 'tahliye' oldu. Yasağı kalktı. Yayına başladı. Arada Gündem'in ana bir, baba bir kardeşleri 'yargısız infaz'a kurban gitti. Şehit Özgür Gündem ile Şehit Gözlem yayında değil. Ana bir, baba bir derken, Kumkapı'da havaya uçurulanlardan, eski Gündemlerden, Demokratlardan, Bakışlardan, say sayabildiğince, hepsinden söz ediyoruz. Öyle bir gazete serüveni ki, nice dal fidan gibi genç kadın ve erkek bu gazeteleri mürekkeple değil, kanlarıyla suladı. Bir gün Türkiye'ye demokrasi gelirse eğer, bilinizki meydanlara bu gazetenin heykeli dikilecek. Ya 'Türkiye Türklerindir' medyasının halleri ne? Maşallah, turp gibi. Tiraj dersen onlarda. Dağıtım şirketleri, reklam şirketleri, promosyanları tiraja dönüşüyor, milyarlar patronların, patronlarının 'köşelerdeki' erketecilerinin ceplerine giriyor. Bizim medya da bildiğiniz gibi. Yılmak yok. Bata çıka gidiyoruz. Kapandığımız günlerdeydi. Muzip solcunun biri bizi kızdırmak için, 'Gündem batmış he mi?' diye yüksek zekalı bir espri yaptı. Biz tam 'ne batması, yasaklandı' diyecektik ki, Medyanıt'ta sessizce oturan konuğumuz bir Melle bizi susturdu: 'Battı batmasına da evladım' dedi, 'sen yine de pek sevinme. Çünkü bu Gündem dediğin Laz'ın takası değildir. Kürt yapımı Denizaltı gibi bir şeydir. Bugün burda batar, bir bakmışsın yarın şurda çıkar...' Allah ömrüne bereket, diline kuvvet versin Hewal Melle...
Meçhul Cumhurbaşkanı adayları
Meçhul adaylar... Evet Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilginç gelişmeler oluyor. Ne oluyor?
Olan şu: AKP'nin parlamentodaki çoğunluğu karşısında, Tayyip Erdoğan'ın ya da bir AKP'linin Cumhurbaşkanı olmasını önlemenin yolu nedir? Çok açık. Ordunun müdahalesi, bir muhtıra vermesi, bunlar da olmazsa darbe yapması. Bir başka alternatif yok.
Peki şimdi ne oluyor? Olan oluyor. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın 'evrak-ı metrukesi' Nokta'da yayınlandığından beri, 'darbeciler koalisyonu' çil yavrusu gibi dağıldı. Baykal büsbütün yutkunarak konuşmaya başladı. Eruygur paşa, kurduğu örgütü 'sivilleştirip', kışla koridorlarında gezmek yerine sokaklara çıkmaya karar verdi. DSP hakeza. Bu arada YÖK devreye girdi. 'Bir ihtimal daha var' şarkısı eşliğinde, üçyüz bilmem kaç kişi katılmazsa seçim olmaz sahte fetvasıyla, umutlar Anayasa Mahkemesi'ne bağlandı.
Aba altından sopa, sopanın ucundan süngü göstermenin şimdilik gerilediğini Enis Berberoğlu köşe yazısında 'darbe ittifakı dağılıyor' başlığıyla ele aldı. Bu durumda iş, meçhul bir Cumhurbaşkanı adayını ortaya çıkarıp, meydan meydan dolaştırarak seçim propagandası yapmaya kaldı. İşte Mehmet Y. Yılmaz'ın sözleri:
'Muhalefetin, ülkenin önemli bölümünün desteğini kazanacak 'işte bu adam cumhurbaşkanı olmalı' dedirtecek bir adayı çoktan ortaya koyması gerekiyordu.
Bu yapılmış olsaydı, önümüzdeki iki hafta boyunca yapılacak mitingler de bir işe yarardı.
AKP de, en az muhalefetin adayı kadar genel kabul görecek bir aday arayışı içine girmek zorunda kalır, Cumhurbaşkanlığı adaylığı 'pusuya yatmış bekleyen birisinin işi' olmaktan çıkardı. Bu nedenle, AKP'nin ülkedeki dengeleri bozabilecek bir seçim yapmasının sorumlusundan birisi de hiç kuşkusuz Deniz Baykal olacak.' Ama daha ince duygulu yazarların alternatifi başka. Zeynep Göğüş'e kulak verin:
'Türk halkının konuya ilgisiz kalması da anlaşılır bir durum. Seçeneklerimiz nedir? Örneğin Çek Cumhuriyeti dünya üzerinde itibarlı bir ülke haline gelmesini Vaclav Havel gibi bir edebiyatçıyı cumhurbaşkanlığına getirmesine borçlu. Biz 'itibar' anlamında işin bu yönünü hiç düşündük mü?' Niyetler ne olursa olsun, darbeci kafanın bulanmış olmasına aldırmamalı. Çankaya seçimlerine daha çok zaman, Osmanlı'da ise çok ve çok oyun var. Siz siz olun, eğlence olsun diye, 'alternatifler'le oyun oynamayın. Nasırına basılan darbeci şakadan anlamaz çünkü.
Hazırlayanlar: Muhittin Cemil-Ender Karadeniz
|