 Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’nin El Arabiya televizyonuna- altı hafta önce- yaptığı açıklamalar Türkiye’yi alt-üst etmişe benziyor. Bu ülkede deyim yerindeyse kıyametler kopuyor. Açıklamalar ‘’açık bir savaş ilanı’’ olarak algılanıyor ve tepki üstüne tepki gösteriliyor. Tepkiler bir türlü dinmiyor, dineceğe de benzemiyor.
Barzani ve Kürtlere karşı dinginsiz bir linç kampanyası daha yürütülüyor. Barzani ‘’tarihten ders almaya davet’’ ediliyor, Kürtler aşağılanıyor, ordu göreve çağrılıyor. Başbakan Erdoğan, ‘’Barzani bu sözlerin altında ezilir’ diyor. Hükümet ‘’terör’’ gerekçesiyle Irak’a nota veriyor. Dışişleri Bakanı Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice arayıp Barzani’yi uyarmalarını istiyor. Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Oğuz Çelikol apar topar Amerika’ya gönderiliyor. MGK konuyu gündemin ilk maddesi olarak ele alıyor. Yetmiyor, ‘’sınırda askeri hareketlilik’’ de artıyor.
Peki Barzani ne demiş önce ona bakalım, ardından da herkesin yanıtını aradığı sorunun; ‘Barzani ne yapmak istiyor?’ sorusunun yanıtını arayalım. Kürt liderin söylediği şu; “Türkiye’nin Kerkük’e karışmak gibi bir hakkı yoktur. Ancak buna rağmen Türkiye Kerkük’e karışırsa biz de Diyarbakır’a karışırız. Türkiye bize karşı harekete geçerse biz de 30 milyon Kürdü harekete geçiririz.’’
İşte Barzani’nin ‘’savaş ilanı’’ gibi algılanan ve ‘’felakete davetiye’’ çıkardığı söylenen sözleri bu. Barzani’nin sözlerini bu şekilde yorumlayanlar ne yazık ki Türkiye’nin Kerkük’e ve Kürtlere dönük tehditlerini görmezden geliyor ve hatta olağan karşılıyorlar. Bunlara göre Türkiye tehdit edebilir, gerekirse müdahale de edebilir ancak, Kürtler buna mukabil bir şey diyemez, bir şey yapamaz. Kürtleri köle kendilerini de efendi addedenlerin farklı davranmaları elbette beklenemez. Ancak konu halkların geleceği açısından yaşamsal önemdedir ve bu nedenle her şeyden önce de Barzani’yi bu tür açıklamalara iten nedenlere bakmak gerekmektedir.
Çünkü Barzani’nin yaptığı açıklamalar Kerkük’teki bombalama olaylarının endişe verici boyutlara ulaşmasından bağımsız değildir. Barzani Kerkük’teki şiddet olaylarından Türkiye’yi sorumlu tuttuğunu açıktan söylemese de ima etmektedir. KDP çevresi Türk devletini Kerkük refarandumunu erteletmek amacıyla şiddet eylemleri yaptırmakla itham ediyor. Kürt yönetiminin elinde delillerin olduğu ve zamanı geldiğinde bunları kamuoyuna açıklayacağı da söyleniyor. Tabii kimse konun bu yanıyla ilgilenmiyor. Kürtler ayrıca Türkiye’nin uzantısı güçlerin Kerkük’te şiddeti daha da tırmandırmasından ve Türk ordusuna müdahale ortamı yaratmasından da çekiniyor. İşte Barzani bu açıklamalarıyla bunun önüne geçmeyi, olabilecekler hususunda önceden Türk kamuoyunun dikkatini çekmeyi ve Türk ordusunun bu tehlikeli girişimlerine karşı Türkiye’nin sağduyulu güçlerini harekete geçirmeyi hedefliyor.
Barzani bir yandan bu açıklamayı yapıyor, diğer yandan da aynı günlerde iki Türk şirketine Kürdistan’da petrol ve doğal gaz çıkarma yetkisi veriyor! Barzani Türkiye’yle savaşmak değil aksine, uzlaşmak istiyor. Ancak Türkiye’nin savaş yanlısı güçleri Kürtlerle uzlaşmak istemiyor. Türk ordusu Kürtleri konuşulmaya değer bulmuyor. Herkesi kabul ediyor ama Kürtleri de yok farzediyor. Kürtlerle ilgili konuları Amerika’yla konuşmaya, sorunları onunla çözmeye(!) çalışıyor.
Irak anayasasının Kerkük’le ilgili 140. maddesinin uygulamaya konulmasıyla birlikte Kerkük savaşlarının şiddetti de artmış oldu. Türkiye Kerkük referandumun yapılmasına karşı çıkıyor ve engellemek için yoğun çaba harcıyor. Kürt tarafı ise referandumun yapılmasında ısrar ediyor. Kerkük krizi bir Türk-Kürt savaşını tetikliyor. Tam da bu süreçte ABD’nin eski Genelkurmay Başkanı Myers, “Türk ordusunun Irak’a girmesi halinde Amerikan ordusunun buna karşı koyacağı” açıklamasını yapıyor. Myers, ‘’tıpkı Süleymaniye’de olduğu gibi’’ demeyi de ihmal etmiyor. ‘Çuval Olayı’ ile ünlenen Süleymaniye’de Türk özel kuvvetleri mensupları Kerkük valisine suikast yapacakları iddiasıyla gözaltına almış, sorgulanmışlardı. General Myers sanki ‘’Kerkük’ü karıştırmaya devam ederseniz başınıza yeniden çuval geçiririz’’ demeye getiriyor.
Bu arada PKK’nin ilan ettiği ateşkes de bozulacağa benziyor. Türkiye’de geçen haftadan itibaren yeniden asker cenazeleri kaldırılıyor.
Basın da pişkin bir biçimde ‘sözde ateşkes bitti mi?’ diye soruyor. Bazı yazarlarsa, ‘’Barzani düğmeye bastı’’ yorumunu yapıyor. Nedense kimsenin aklına Ekim ayından bu yana yürülükte olan ateşkese rağmen devam eden operasyonları sorgulamak gelmiyor. Kürtlerin ısrarla uzatıkları barış elinin neden tutulmadığını, onlara savaşmak dışında başka bir yolun neden bırakılmadığını soran olmuyor. Türkiye’de bu sorular etkili bir biçimde sorulamadığı içindir ki kan akmaya devam ediyor ve savaş yanlıları da yeni oyunlar tezgahlayabiliyor.
Barzani’nin açıklamalarının şimdi gündeme getirilmesi ve bir linç kampanyasına dönüştürülmesi, PKK’ye yönelik operasyonların genişlemesi ile Irak’a nota verilmesi savaş yanlılarının planlarını önceden yaptıklarını gösteriyor. Bu kesim adım adım gerilimi tırmandırıyor ve halklara yeni ve yaygın bir savaşı daha dayatmaya çalışıyor. Ne de olsa Kürt ve Türk halkına acıdan ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen savaş bir tek onların çıkarlarına hizmet ediyor. Ancak bu bir kader değildir. Türkiye’nin militarist sistemi çaresizlik içindedir. Süreçse halkların birliği, kardeşliği, eşitliği ve özgürlüğü yolunda önemli gelişmelere gebedir...
gunay_aslan@yahoo.de
Yeni Özgür Politika |