AÇLIK GREVİ; hak aramada, istemlerini kabul ettirmede, talep edilenin gerçekleşmesini sağlamada bedenin açlığa yatırılmasıdır. Başka bir ifadeyle, insanın kendi hayatı karşılığında, kendi istemlerini karşı tarafa kabul ettirme ve taleplerini kamuoyuna en etkili bir biçimde duyurma yöntemi olduğu gibi, kendini açlığa mahkum ederek hakkını sonuna kadar alma, savunma ve koruma eylemidir aynı zamanda.
Hak aramanın en zor ve en çetin biçimi olan AÇLIK GREVİ, sadece güçlü
bir inanca sahip olmayı değil, ama aynı zamanda son derece güçlü bir
iradeyi de gerektiriyor.
Zor, acılarla dolu, zaafiyet ve
sıradanlığı kabul etmeyen, uzun ve engellerle dolu bir yolculuğu ifade
eder. İnancın, kararlılığın, kendine güvenin kişilikte somutluk
kazanmasıdır.
Karşıtlarına karşı sarsılmaz bir duruşu ifade
ettiği gibi, inanılan davaya karşı duyulan güvenin en üst düzeyde
kanıtlanmasıdır da.
Bedeninin açlığa mahkum edildiği; yani
yavaş yavaş, milim milim erimeye terk edildiği en zorlu anlardan birisi
olan AÇLIK GREVİ, yaşam ile ölüm, düşünce ile pratik, ütopya ile
gerçeklik arasında kıyasıya mücadele verildiği bir arenadır. Bu arenada
dayanılmaz derecede acı da vardır mutluluk da. Hergün parça parça
erimek de zalimlere karşı mücadele gücü de, saniye saniye azraille
buluşmak da, ona karşı kıran kıtana kavga da vardır bu arenada…Ölüm seferine çıkanların kervanıdır AÇLIK GREVİ…
Ama en çok da yaşam vardır.
Çünkü Kerbela’da vuruşa vuruşa yenilmeyi kabul etmeyenlerin cengidir. Zulme karşı kafa tutan Pir Sultanların meydanıdır… Mani’nin baskıya karşı tavizsiz direnişidir. Bu nedenle en çok yaşam vardır. Çünkü yaşatmak içindir, var olmak içindir, geleceği kazanmak içindir bu ölüm kervanı.
Strasbourg kervanı da bu nedenle çıkmıştır yola.
Otuzlu günlere varan Strasbourg AÇLIK GREVİ hala devam ediyor. Hergün erimelerine rağmen kararlı olduklarını açıklayan eylemciler, yaşama olan inançlarını ortaya koymuşlardır. Onlar devrimci, yurtsever ve insan olmanın görevini, bedenlerini ortaya koyarak yerine getirme iradesini gösteriyorlar. Canlarını ortaya koyanlara söylenecek bir tek söz yoktur.
Ama dışarıdakilere, yani eylemin dışındakilere söylenecek çok söz vardır. Bedenini ortaya koyanlara karşı saygılı olmanın gereği olarak bizler de bir şeyler yapmalıyız. “Bir şeyler yapıyoruz” diyenlerimiz olacaktır. Elbette ki, her yurtsever bir şeyler yapmaktadır. Ama gelinen aşama artık bir şeyler yetmediği, eriyen bedenlere destek vermede son derecede yetersiz olduğu kesindir.
Zaman azalıyor, takattan düşen bedenler hızla eriyor. Düşünsel ve ruhsal olarak ortaya çıkan yorgunluk her gün biraz daha belirgin bir biçimde kendisini gösteriyor. Katlanarak derinleşen acılar, hergün yenileri ölüm düşeğinde olan bedenleri sarmalıyor.
Bu nedenle, şimdiye kadar yapılanlar artık yetmiyor. Verilen destek eylemleri artık süreci karşılamıyor. Daha kararlı, etkin ve 18’lerin yaşamlarını kurtaracak düzeyde bir kararlılıkla sürece katılım göstermek gerekiyor.
Avrupa, Kürtlere karşı gözlerini, kulak ve bütün duyargalarını kapattığı artık tartışılmaz bir gerçek olduğu ortaya çıkmıştır. Daha da önemlisi, Kürtlerin katliamına onay veren bir konuma gelmiştir. İnsanlık onuru bir kez daha devlet, ekonomik ve politik çıkarlara kurban edildiği, Avrupa’nın son süreç pratiğinde çok daha somut bir biçimde görülmüştür.
Özetle Avrupa hem Kürtleri satmıştır, hem de onları bir rant kapısı olarak görmektedir. Bu nedenle Avrupa, rant kapısına dönüştürdüğü Kürt sorununu çözemez.
18 bedenin ölüm döşeğinde olmasının nedenlerinden birisi de budur. Çünkü kendi sorunu haline getirdiği Kürt sorununu çözümsüz bıraktığı gibi, Kürt halk Önderini Türkiye’ye teslim ederek sorunu daha da ağırlaştırmıştır. Sadece teslim etmekle yetinmemiş, aynı zamanda zehirlemenin de zeminini yaratmıştır. İşte AÇLIK GREVİ’nin nedeni budur. İnsanlar bunun için ölüme yatmışlardır. 18 devrimci ve yurtseverin kendilerini ölüme yatırmalarının sebebi budur.
Eğer Avrupa’nın Kürt halkına karşı tavrı bu kadar net ise o zaman Kürtlerin de tavrı net olmalıdır. Eğer 18 devrimci ve yurtsever Avrupa’nın bu arkadan hançerleme politikasına karşı canlarını ortaya koymuşlarsa, o zaman bizim de onları sahiplenme gibi son derece ciddi bir görevimiz var demektir. Bu sefer ki görevimiz her zamankinden daha zor olduğu kesindir. Çünkü fazla zamanımız yok ve Kürt halk Önderinin yaşamı ile birlikte 18 devrimcinin yaşamı da büyük bir risk altında.
Onları kurtarmanın tek yolu, eskisinden daha büyük fedakarlıklar göstererek, mücadeleyi geliştirmek ve yaşamın her alanında kararlı bir duruşun sahipliğini yapmaktır.
12 Mayıs yürüyüşü bu kararlılığın zirveye çıkartmanın adı olmalıdır. Bu nedenle tüm Kürtler, 12 Mayıs’ı Öndelikle, açlık grevinde bulunan 18 eylemciyle büyük bir dayanışma etkinliğine dönüştürmelidirler.
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |