Basından Seçmeler: Özde faşizm
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 29.05.2007, 10:33:08 (5498 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt  20. yüzyılda görülen en tipik faşist rejimleri (Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun İspanya'sı, Suharto'nun Endonezya'sı, Pinochet'nin Şili'si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş.



İşte Britt'in çok tartışılan ünlü makalesi, “yeni başlayanlar için 14 derste faşizm”:

1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik:
Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer ıvır zıvır’ı kullanma eğilimindedir.

2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi: “Düşmandan” korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, 'ihtiyaç' gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, olanları görmeme hatta bunları onaylama eğilimindedir.

3. “Düşman” tanımının halkı birleştirici bir neden –milliyetçilik çimentosu-olarak tanımlanması: “Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın” ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülürler; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, diğer etnik halklar vardır.
4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.

5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı:Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir.

6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.

7. Ulusal güvenlik takıntısı: "Korku" hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

8. Din ve yönetimin iç içe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.

9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bun durum hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis edilerek ve belli bir iktidar eliti yaratılarak yapılır.

10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.

11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.

12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suiistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.

13. Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler, neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilirler. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanan bir olgudur.

14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları,  seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.

Aslında gören göz için, Türkiye'de yaşayan herkes için durum çok açıktır.

Genel Kurmay stratejik olarak Kürtleri inkar ve imha politikasında ısrarlıdır ve bunu "E- Muhtıra"da  "Ne mutlu Türküm" demeyenler herkesi düşman ilan ederek açıkça ilan etmiş bulunmaktadır.

Öte yandan acil hedef olarak, Genelkurmay, Ak Parti'nin büyük bir çoğunlukla seçimleri kazanmasını engellemek, onu tak başına Cumhurbaşkanı seçemez kılmak ve aynı zamanda koalisyona zorlamak için, öyle post-modern veya e-muhtıra darbelere gerek kalmadan egemenliğini sürdürebilmek için, büyük bir operasyon başlatmış bulunmaktadır.

Peki bu plan nasıl uygulanacak?

Bunun uygulamasının altyapısının çoktan beri oluşturulduğu hiç de sır değil. Internet’teki mail gruplarından, "dünyanın en askeri "Sivil Toplum Örgütleri"ne kadar çok geniş bir ağ. Bunların ardında, bir yanda dünyanın en büyük ordularından biri, diğer yanda, Teşkilatı Mahsusa ve Kontra gerillanın  toplandığı Özel Savaş Dairesi.

Yani artık darbe yok, askeri "sivil toplum örgütleri" ile örgütlenmiş, tüm toplumun en küçük hücrelerine kadar nüfuz etmiş bir Askeri bürokratik oligarşi var.

Yaklaşan seçimler şu durumu açıkça belli etmişti.

- Genelkurmay destekli bir operasyon olan ANAP ve DYP'yi birleşmesi Türkiye’de milliyetçi oyların toplamasını sağlayamamıştı.

- Benzeri durum Ecevit ve Baykal'ın partilerinin ( DSP-CHP ) seçim ittifakı yapmasıyla da sağlanamamıştı.

- Bu arada bütün manipülasyonlara rağmen Demokratik Toplum Partisi’nin bağımsız adaylar aracılığıyla 25 ile 40 arası milletvekili çıkaracağını neredeyse bütün Türkiye görebiliyordu.. Bir zamanlar TİP'in 15 milletvekiliyle yaptığını, hele şimdi kimi Türk demokratlarını da kendi listesinden seçtiren bir Demokratik Toplum Partisi kendisine uygulanan tecridi ve özel savaş konseptini işlevsiz kılabilirdi.

Bu durumda en sıradan insan bile, Kürdistan hududunda sıfır kilometreye konuşlandırılan tank, top ve askerle yapılacak bir sınır ötesi operasyonun ve buna paralel olarak Türkiye'de Kürtlere karşı yapılacak bir “bombalı eylem” provokasyonun, bir taşla birkaç kuş vurmak olacağını görebilir.

Böylece Kürtlere karşı estirilecek terör ile Kürt adayların önü kesilebilir.

Ve, bu gibi durumlarda yükseltilen şoven dalgalar ile, bir zamanlar Öcalan'ın yakalanmasının Ecevit'i ve MHP'yi en büyük partiler yapması ve seçimi kazanması gibi en azından Ak Parti’nin oylarını ve etkisini azaltabilir.

Böylece, Demokratik örgütler, Demokratik Toplum Partisi hedefe oturtulmuş bulunuyor.

Kürtlere karşı bir blok inşa etmek  için gerekli hava oluşturuluyor.

Sınır ötesi bir  savaş için inanılmaz sayıda askeri güç Kürdistan hududunda sıfır kilometreye konuşlandırılıyor.

Ve, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dediği gibi:

“Bütün bunların arkasında kimlerin olduğunu düşünmemiz lazım."Şimdiye kadar, Kürt sorununun çözümü yönünde uygulanan politikaların tümü, 'derin devletin savaş konsepti' ne uygun olarak geliştirildi. Ne var ki, artık,Türkiye toplumu derin devleti taşıyamamaktadır. Sorunun derinlik kazanmasının ve çözümün barış ve demokrasi ile sağlanması ön şartını da bu gerçek oluşturuyor.

Danıştay üyelerine yapılan saldırının, Şemdinli de Kürt halkına uygulanan provokasyonun, Newroz sonrası Diyarbakır ve Batman başta olmak üzere bölgede yaşanan acı olayların, çocukların öldürülmesinin, Diyarbakır'da Koşuyolu parkına konulan bombanın, Ankara Ulus’ta patlatılan bombanın masum halkı katletmesinin amacı da süreci tersinden işleterek Ak Parti'yi geriletme, Türkiye'yi AB'den, demokrasiden, globalleşmeden, dünyaya açılmaktan kopartarak, kendi 'kırmızı çizgileri' içine hapsetme ve resmi ideolojiyi dayatma stratejisinin bir sonucudur.

Ama, hem Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye öngördüğü demokratikleşmeyi boşa çıkarmak, hem de bu çelişki ve çatışma ortamını gerginleştirerek siyasal İslam sentezine dayanan Ak Parti anlayışı geriletmek amacıyla 'derin devlet' tarafından geliştirilen politikalar sonuca ulaşamadı.

Gerçek dışı ve çağ dışı dayatmalarda daha fazla ısrar etmek son derece anlamsız ve Türkiye'nin çıkarlarına aykırıdır. Dolayısıyla gerçek dışı çözüm önerilerinden, yok sayıcı politikalardan vazgeçerek, bölge halklarının gerçekliğine uygun politikalarına yönelmek, sorunu barış içinde çözmek isteyen her güç için vazgeçilmez bir gerçekliktir.
 
Aksini gerçekleştirmesi halinde, devlet, şiddet uygulayarak, Kürt Sorununu yok sayarak, susturarak, cezalandırarak, savaşarak, şiddet uygulayarak özgürlük dinamiklerini ve gerillayı imha ederek, barış için uzatılan eli görmezden gelip, top yekün savaş ve çatışma sürecini derinleştirirse Türkiye kaybeder.

Onurlu ve namuslu Türklere sesleniyorum !

Bu ülkeyi seviyor musunuz?

Kürtlerin kopup gitmesini istemiyorsanız,

Kürt halkını, bu ülkenin o­nurlu ve eşit birer vatandaşı olarak kabul ediyorsanız bunu göstermenin zamanı geldi.

Eğer bu ülkede gerçekten bir arada ve barış içinde yaşamak istiyorsanız,

Bunu ispatlamanın, bütün dünyaya göstermenin fırsatı önünüzde.

Ülkeye, ekonomiye, kurumlarına, temsilcilerine, gençlerine, daha büyük zararlar gelmeden,

Sesinizi çıkartın, itirazınızı dile getirin !

BARIŞ isteğinizi ortaya koyun.

Türk aydınları, yazarları, sivil toplum temsilcileri !

Nedir bu sessizlik?

Onu da açıkça söyleyin.

Korku mu? Yoksa gizli bir destek mi?

Eğer mertlik hala bozulmadıysa...

Birlikte yaşama duygusu tarumar olmadıysa...

Kürt halkı o sesi bekliyor.

Bu bombaların, bu savaşın Türkiye'ye yakışmadığını haykıran sesi:

BARIŞ, BARIŞ, BARIŞ

İnanın o ses Türkiye'yi kurtaracak...

Yeter ki gerçekleri görün !

Yeter ki o­nurunuzdan, kaleminizden, kişiliğinizden ödün vermeyin.


 

NİL  DEMİRKAZIK
ÇOCUK-DER Genel Başkanı

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
·  KARAKOÇAN, HAKKARİ VE YÜKSEKOVA'DA ETKİLİ GERİLLA EYLEMLERİ
· Yuksekovadaki Gerginliğin göruntusu ( Video )
· Öcalan: Almanya suçüstü yakalandı
· 24 TEMMUZ 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· KCK:Almanya yanlış politikalarından vazgeçmeli
· O kadar da korkmayın
· Avukatları Öcalan ile görüştü
· 25 TEMMUZ 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Güney'de iç siyaset 2
· Güney'de iç siyaset 1

Basından Seçmeler
· Yarbay Çağlar: Ali Öz, Dink’e suikasti ihbarını önemsemedi
· Kürtlere karşı suç işlemek meşrulaştırılıyor
· Cezaevlerinden siyasi mektuplar...
· Bilgi vermiyorlar alay ediyorlar
· Bu yoldan geçen fişlenir!
·  Anayasa Mahkemesi raportörü: AKP kapatılmasın
· 14 Temmuz direniş tarihidir
· Alman basını: PKK Berlin üzerinde baskıları arttırdı
· W dergisinde Ehmedê Xanî dosyası
· Haftaya Bakış’ın yazı işleri müdürüne 2 yıl 6 ay hapis cezası

© Rojaciwan.com