DİYARBAKIR - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra cesedi bulunan Abdullah Canan davasında Türkiye'yi 'yaşam hakkını ihlal etmek, işkence yapmak'tan 83 bin avro (yaklaşık 149 bin YTL) tazminata mahkûm etti. Canan'ı, aralarında yüksek rütbeli subayların da bulunduğu Yüksekova çetesinin öldürdüğü TBMM Susurluk Komisyonu raporuna girmişti.
Abdullah Canan, 17 Şubat 1996'da Van karayolundaki
Puling çeşmesi yakınlarında jandarma kontrol noktasında gözaltına
alındı. 21 Şubat'ta Canan'ın cesedi Esendere beldesinde bir köprünün
altında elleri ve gözleri bağlı, işkence edilmiş halde bulundu.
Yakınları, Canan'ın liderliğini Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un yaptığı
Yüksekova çetesi tarafından öldürüldüğünü öne sürerek dava açtı.
Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Binbaşı Mehmet Emin
Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt beraat etti.
Canan'ın yakınları ise AİHM'ye başvurdu. AİHM'ye savunma veren
Dışişleri Bakanlığı, sanıkların beraat ettiğini, bu nedenle Türk
makamlarının olaydan doğrudan sorumlu tutulamayacağını ileri sürdü.
Türkiye, Canan'ın yakınlarına 30 bin avro ödenerek
dostane çözüm sağlanabileceği teklifinde bulundu. Ancak Canan'ın
yakınları bunu kabul etmedi. Türk yargıcı Rıza Türmen'in de yer aldığı
AİHM 3. Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkı,
işkence ve kötü muameleyle etkin soruşturma ile ilgili maddelerinin
ihlal edildiğine karar vererek Türkiye'nin 80 bini tazminat, 3 bin avro
da mahkeme masrafları olarak toplam 83 bin avro tazminat ödemesine
hükmetti. Kararda, "Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık
beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan'ın gözaltında
öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır
işkenceden geçirilmiştir" denildi.
'Binbaşı öldürttü'
TBMM Susurluk Komisyonu'nca hazırlanan raporda Canan
cinayeti itirafçı Kahraman Bilgiç'in ifadelerinden yola çıkılarak şöyle
anlatılmıştı: "Abdullah Canan'ın da (Binbaşı) Mehmet Emin Yurdakul'un
tabura aldırdığını, bir hafta taburda sorguladığını, sonra da
kendisinin tabura getirdiği ve üsteğmen diye tanıttığı, ancak gerçekte
üsteğmen olmayan iki tetikçiye öldürttüğünü, kendisine (Kahraman
Bilgiç'e) de 'kimseye söyleme' dediğini..."
Halen Kayseri Jandarma Bölge Komutanlığı emrinde
İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapan Albay Kamber Oğur, olay
tarihinde Hakkâri'de görev yaptığını, Canan'ı Hakkâri Dağ ve Komando
Taburu'na ait revirde gördüğünü belirterek tanık sıfatıyla Yüksekova
Savcılığı'na dilekçe vermişti.
Oğur, dilekçesinde, "Esat Canan'ın seçim bölgelerini
birlikte gezen akrabası olan Abdullah Canan'ın başı sarılı halde
revirde oturduğunu gördüm. Kendisiyle konuşmadım. Bir süre sonra Esat
Canan yanıma gelerek Abdullah'ın kaybolduğunu söyledi. Ben de taburda
olabileceğini söyledim. Canan'ın cesedi bulunduktan sonra, aynı taburun
şikâyeti üzerine Şırnak'a tayin edildim, yani sürüldüm." Abdulah
Canan'ın oğlu Tayyip Canan, AİHM'nin verdiği kararın Türkiye'de
çetelerin varlığının bir göstergesi olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"Bu, babamın Yüksekova çetesi tarafından yargısız infaz yapılarak
öldürüldüğünün en açık delilidir."
(Radikal, DHA, ANKA) |