Gönderen: rojin0621 Tarih: 28.06.2007, 10:23:10 (3454 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
Yaşar Büyükanıt'ın her konuşması bana bir itirafnameyi
anımsatıyor. Büyükanıt aylık rutine dönen basın toplantılarının bir öncekinde
'karanlık savaş' itirafında bulunmuş, bu PKK'yle başedememelerinin bir
gerekçesinin de müttefikleri olduğunu söyleyivermişti. Aynı konuşmasında Güneyli
güçleri savaşılacak kesimler statüsüne koymaktan kaçınmamıştı.
Zira her konuşması savaşılacak güç odaklarını daha da genişleten bir halde
alıyordu. PKK ile başlayıp, Güneyli güçlerden ABD'ye kadar uzanan geniş bir
olası düşman profiline son olarak ulaşmıştı. Dünkü sürpriz(!) konuşmasını, acaba
bu defaki düşman sınırlarına kimler dahil olacak diye merakla dinledim. Ve
yanılmadım! Yalnız bu defaki düşman tanımı çok daha içerden bir kesime işaret
ediyordu. Muhtarlar ve imamlar! Memlekette muhtarı ve imamı boş bırakırsanız ya
mayıncı olur ya bombacı ayarında olan konuşması aklıma 1990'ları
getirdi.
Medyaya özel olarak gösterime giren ve iki gün süren 'bakın
askerlerimizi ne kadar vurucu ve öldürücü yetiştiriyoruz' gezisinin hemen
ardından yapılan konuşmada kuşkusuz her günün vazgeçilmez talebi sınırötesi
operasyon vardı. İç politikanın vazgeçilmez pazarlık aracı haline gelen bu
talebi artık es geçerek dinlediğim konuşmanın ardından İlker Başbuğ'un konuşması
da bittiğinde Kontr-gerilla dönemlerine yeniden dönüyoruz endişesi yakamı
bırakmadı. Anımsarsanız 1990'larda epey revaçta olan ana teması 'düzenli ordu
ile gerilla alt edilmez ancak onlar gibi savaşmak gerek' üzerine oturtulan
Kontr-gerilla uygulamaları bu ülkeye binlerce faili meçhul cinayete, sayısız köy
boşaltmalarına, sahipsiz bombalamalara, Hizbullah vahşetine, trilyonlarla ifade
edilebilecek silah ve uyuşturucu öncelikli sınır kaçakçılıklarına, bu günde
yakamızı kurtaramadığımız Susurluk'la dışa vuran derin çetelere mal
oldu.
Şimdi Genelkurmay Başkanı yıllar sonra bu ülkeye maliyeti onca ağır
olan bir uygulamayı yeniden hayata geçirme imasında bulunuyor. Fonksiyonel ordu,
uzman komando eğitimleri gibi tanımlardan murat edilen, geçmişte her türlü
terörü kendine hak sayan, yeryer gerilla kıyafetleriyle ortalığı yakıp kavuran
küçük timler oluşturmaksa 1992'lerin karanlığına hazırlanalım derim. Yeni Cem
Ersever'lerin uzakta olmadığını bilelim. Hele hele bir Genelkurmay Başkanı
rahatlıkla köy muhtarları ve imamlarını hedef gösteren konuşmalar yapıyorsa
faili meçhulleri o kadar uzak görmeyelim. Tampon bölge seçilen alanların, bu
Kontr-gerilla faaliyetlerinin öncelikli mekanı olarak seçildiğini bilmem artık
söylemeye gerek var mı? Şimdiden köy boşaltma turları yapılıyor bile.
'Özel
güvelik bölgesi' ilan edilen yerlerde uygulanan gıda ambargosunun ardından daha
dün Siirt'te Çemê Karê Mezrası güvenlik gerekçesiyle boşaltıldı. Köylerini
boşaltmak istemeyen köylülerin eşyaları karakol önlerine yığıldı. Bu uygulama
uzun yıllar önce imzalanan BM sözleşmeleri gereği insanlık suçudur. Yalnız BM
sözleşmeleri değil, yeni TCK'nin de ilgili maddesi köy yada yerleşim yeri
boşaltmayı insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında sayar. Ama hangi yüzle
bilmiyorum seçim meydanlarında özgürlük ve demokrasi vaadleri uçuşuyor. Bir
mezra boşaltılırken, çocuklarınız mecburi hizmet kapsamında 'daha iyi nasıl
öldürülür ve ölünür'ü öğrenirken, güvenlik bölgesi denen bölgeler
insansızlaştırılırken demokrasi vaadi iğreti yaratıyor. 'Asker menşeli çeteleri
tek tek ifşa ediyoruz' havasıyla meydanlarda dolaşanlar, yeni çetelere kucak
açan uygulamaları ense ardı ederek inandırıcılıklarını yitiriyor. 2007'de,
1992'leri bize yaşatmaya kimin hakkı olabilir?
YÜKSEL GENÇ
ÖZGÜR GÜNDEM
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|