İnsandaki aşılmamış hayvani yan, öteki belirtileri bir yana bırakılacak olursa, gerçekte kendisini düşünceden kopuk eylemde dışa vurur. İnsanın en temel özelliği kuşkusuz onun bir tasarım gücü olmasıdır.
İnsan düşünür, aynı anlama gelmek üzere tasarımda bulunur ve tasarladığını eyleme döker. Önder Apo’nun da ifade ettiği gibi, insanla hayvan arasındaki fark, aslında insan türündeki analitik zekânın bilgelik tarzında gelişmesinden kaynaklanır. Bilgelik öncelikle insanlık ve gerisindeki evren temelinde bir arayışı, bir gerçeği arayış yürüyüşünü gerektirir. En büyük savaşım olan anlayış savaşındaki başarı bilgeliğin gerçekleşme düzeyini belirler. Dolayısıyla bilge eşyanın özündeki düzeni bir çırpıda kavrayabilecek güce ulaşmış insanı ifade eder. Bu açıdan bilgelik bir düşünce ve duygu yoğunluğuysa, bilgenin de özellikle bugünün dünyasında anlamın ve hissin yaşattığı insan olduğu söylenebilir.
Ne tuhaftır ki, arayış sözcüğü bugün en çok da kendi bencilliğinin daracık zindanına hapsolmuş kimselerin dillerinden düşürmedikleri bir kavram haline gelmiştir. Aralarındaki bağ aynı torbaya konulmuş bilyelerin ilişkisinden farksız bireylerden oluşan günümüz toplumunda, bireyin arayışı kapitalizmin çöplüklerini eşelemenin ötesine geçmiyor. Seçim yapmak dendiğinde, neredeyse herkesin aklına sayısız tüketim nesnesi ve mümkün olduğu ölçüde daha fazlasını tüketmek geliyor. En iyi yaşam, tüketime en fazla imkân sunan yaşam olarak anlaşılıyor. İnsanı insanın kurdu yapan kapitalist sistem bireyin ufkunu alabildiğine daraltıp kendi dışındaki herkesi alt edilmesi gereken hasımlar olarak görmesini sağlıyor. Kendi çıkarından başka şey düşünmemek adeta herkesi ortak paydada birleştiren temel olgu halini alıyor. Paraya çevrilemez değerlerde ısrar etmek, dostluk ve arkadaşlıkta diretmek, fedakârlık göstermek, başkaları için olmak, kısaca evrensel insanlık değerlerinden söz etmek enayilik sayılıyor. Önder Apo günümüz uygarlık sistemini değerlendirirken, dinlerin “Deccal geliyor” dedikleri koşullara benzer koşulların yaşandığını belirtiyor. Yani deyim yerindeyse sayısız belirtisiyle kıyametin kopması gereken bir süreçten geçiyoruz. Günümüz dünyasıyla karşılaştırıldığında, Tanrının cezalandırdığı Sodom ve Gomora gezegenimizin bugünkü ahvalinin yalnızca sıradan bir ayrıntısı görünümüne bürünüyor. Çünkü Tanrıyı öldüren bu sistem toplumu da katletmiştir. Ortada toplum diye bir şey yoksa ahlaktan nasıl söz edilebilir? İnsana kutsallığını veren kadının mevcut sistemin sahibi olan erkeğin cinsel iştahını kışkırtan bir et yığınına indirgendiği apaçık ortadayken, lanetin bu sistemin her yanına sindiği nasıl inkâr edilebilir? Kölelik olgusu tüm geçmiş çağları katlayacak boyutlarda derinleşip genelleştiği halde, buna karşı bunca tepkisiz bir insan gerçeğinin anlamı nedir? Bir üyesini korumak için gerektiğinde toptan yok edilmeyi göze alabilen klan toplumunun özgürlüğe bağlılığının binde birini bile gösteremeyen günümüz insanlığı acaba nasıl bir insanlık haline denk düşmektedir? İnsansız insanlık tam da bu değil midir?
Erkeğin bu lanetli sistemle çelişkisi fazla derin olmayabilir, erkek mevcut sisteme karşı radikal bir tavır alışa yönelmeyebilir ve bu bir bakıma doğaldır. Çünkü mevcut dünya sistemi sonuçta bir erkek sistemidir. Buna karşılık aynı sistem kadın için her anı tarifsiz azaplar yüklenmiş cehennemin ta kendisidir. Dolayısıyla en korkunç durum, bu sistemi olağan sayacak ölçüde köleliğin kadında içselleşmiş olmasıdır. Ne acıdır ki, özellikle sistemin merkezi alanlarındaki kadının durumu budur. Belli ki Deccal en çok da bunun için sabırsızdır. Kıyamet kopacak veya koparılacaksa en çok da bunun için kopmalı veya koparılmalıdır. Kadın bu lanetli sistemin kıyametinin habercisi olmalı ve beş bin yıllık kölelik tarihinin biriktirdiği acıların intikamını mutlaka almalıdır.
Sistemin eylemsiz bir hareketliliğe mahkûm ettiği insanı en geniş anlamıyla eyleme geçirmeden, devletçi uygarlık sisteminin lanetinden kurtuluş olanaksızdır. Kurtuluş ve özgürlük öncelikle bilinçte gerçekleşir. Elbette her bilinç tarihseldir, her bilinç bir tarih bilincidir. Zihniyet devrimi doğru tarih bilincine ulaşmanın kendisidir. Bunun için de öncelikle tarihsel bilincimizin tam bir netlik kazanması gerekir. Buna eşlik edecek vicdan devrimini duygularda gerçekleşecek bir devrim olarak tanımlayabiliriz. Duygularda doğrultu, netlik, keskinlik ve çarpıcılığı yakalamadan çağdaş Gomora adını hak eden günümüz dünyasında ileriye doğru tek bir adım bile atılamaz. Gerisi sağlam bir irade halinde eyleme geçiştir. Ahlak devrimi bu eylemlilik halinin sürekliliğinde yaşanacaktır. Bir yazarın da dediği gibi, “Her gerçek ahlaki edim bilinçle düzenlenmiştir. Gerçek anlamda ahlaklı kişiler bilinçli kişilerdir.”
Beş bin yıllık özgürlük hasretini dindirmenin ilk adımı, Önder Apo’nun da işaret ettiği gibi, genel olarak devlet odaklı uygarlıktan, özel olarak kapitalist modern yaşamdan kopmaktır. ‘Büyük ve anlamlı bir yaşamın sahibi olmak’ bu kopuş olmaksızın asla başarılamaz. Zilan’ın eyleminde en dikkate değer olan ve izlenmesi gereken yan budur. Bu gerçeği gerilere itip Zilan’ın eylemini düşmana verdirdiği maddi kayıplarla ölçmeye kalkışmak son derece yanlıştır. Zilan’ı tüm zamanların tanrıça kutsallığı, anlayışlılığı, azizeliği ve Afrodit güzelliğiyle buluşturan, onu büyük özgürlük yürüyüşümüzün en seçkin komutanı düzeyine çıkaran olgu budur. İnsanı primata çevirip bir tüketim canavarına dönüştüren kapitalist sistemin etki alanının dışına çıkmadan, en önemlisi de onun iğrenç yaşam tarzını bütün belirtileriyle birlikte mezara gömmeden, anlamlı ve yaşanmaya değer bir hayata erişilemez.
Kutsal Kürt coğrafyası ve onun Ana Tanrıçanın tahtı olan dağları erkek egemen sistemin lanetini defedip insanlığa kutsallığını yeniden kazandıracak yiğit kızları ve oğullarıyla birlik halinde oldukça, insanlığın ve halkımızın özgür geleceğinin güvende olduğunu söyleyebiliriz. Ana Tanrıçanın tahtı boş kalmadığı müddetçe, sistem istediği kadar cellât üretsin, kazanan mutlaka kadın gerçeğiyle özdeş sayılması gereken özgürlük, eşitlik ve adalet olacaktır. Zilanlaşan kadının yüreği zalim erkekliğin ve onun sisteminin her türlü silahını etkisiz kılıp çöp sepetine atacak kadar büyük güce sahiptir. Yoğun kadın katılımıyla sevinci sürekli katlanan Zilan’ın başını çektiği özgürlük yürüyüşümüz mutlaka zafer kazanacaktır.
Ali Haydar KAYTAN
Yeni Özgür Politika |