Gönderen: lawikemetini Tarih: 04.07.2007, 00:57:31 (1627 kez okundu) YazdirYorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
22 Temmuz’da yapılacak genel seçimlere kısa bir süre kalırken, siyasi partiler bir yandan ezberini bozmamış artık ‘hikaye’ diye adlandırılan seçim bildirgelerini açıklarken, diğer yandan da vaatlerini meydanlarda anlatarak, halktan oy bekliyorlar. Seçim havası geçte olsa tüm Türkiye’de olduğu gibi Kürt coğrafyasında da oluşmuş durumda. Ancak bu defa her zamankinden daha farklı olarak, ‘mor’ rengin ağırlıkta olduğu bir seçim atmosferi var bölgede.
DTP’nin ve demokrasi güçlerinin Bin Umut Bağımsız Adayları ile seçime gireceğini açıklamasının ardından, bölge halkı da 1991 yılından bu yana ilk defa iradesini ve temsilcilerini ‘baraja’ takılmadan Parlamento’ya gönderme imkanına kavuştu. Alınan kararın ardından daha başından itibaren başta mecliste bulunan siyasi partiler olmak üzere bölgede yıllardır, Kürt demokratik siyasal geleneğinden gelen HADEP ve DEHAP’ın barajı aşamamasından dolayı deyim yerindeyse ‘beleşten’ meclise milletvekili gönderen siyasilerin adeta paçalarının tutuşmasına neden oldu. Kararın ardından bir birine adeta kan davalı olan AKP ile CHP ‘Bin Umut’ adaylarının meclise girmesini engellemek için ilk iş olarak bağımsızların birleşik oy pusulasında yer alması olmuştu.
Ancak bugün bölgeden bakıldığı zaman ne meclisin aldığı kararlar, ne de Başbakan’ın bölge yaptığı mitingler de ‘bağımsızlara oy vermeyin. Heba olur’ açıklamaları ne de Baykal’ın hedef alıcı sözleri, Kürtleri kararından caydırmaktan çok ‘Bin Umut’ adaylarını meclise göndermekte daha fazla azim ve karar sahibi kılıyor. Bölgede ‘Mor’ renkli ‘Bin Umut’ Adaylarını halkın yoğun ilgi ve desteğini alırken, Parlamento’da bulunan AKP ile CHP ise bölge illerinde ciddi bir varlık gösteremiyorlar. Ana muhalefet partisi CHP Lideri Baykal’ın Kürtlere karşı ırkçı yaklaşımı ve Kürt sorunu karşısında inkar ve imhacı zihniyetin temsilciliğini yapması bölgede milletvekili adayı olan CHP’lileri halkın karşısına çıkarmakta zorlarken, Baykal’ın Diyarbakır’da miting yapmayacak olması da CHP’nin durumunu ortaya koyuyar. ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyen Erdoğan’ın her şeyi unutup, ‘tek dil, tek ırk, tek bayrak’ söylemine dönmesi, yine yakın zamanda Meclis’te çıkarılan ve bölgede yeniden 90’lı yıllara dönüşü sağlayacak olan ve özünde Kürtlere karşı geliştirilen TMY, Polis Salahiyetleri Kanunu ve en önemlisi iktidarda bulunduğu süreçte barış için bir şans olarak görülen PKK’nin ateşkes kararına karşılık vermemesi de bölgede sınıfta kalmasının en büyük nedeni oluyor. AKP bölgede seçim için yüzünü şeyhlere, ağalara, tarikatlara, sermayeye ve aşiretlere dönerek, oy toplamaya çalışıyor. AKP Diyarbakır mitinginde tıpkı geçmiş seçimlerde makarna ve un dağıttığı gibi bedava lahmacun ve ayran dağıtarak kalabalık oluşturmaya çalışırken, CHP’nin bölge adayları da umudunu DP’nin barajı aşamamasına bağlayıp ‘bize de düşer’ umuduyla yaşarken, ‘Bin Umut’ Adayları ise Kürtlerin asıl temsilcileri olarak Parlamento Yürüyüşü’nü sürdürüyor. Başta Diyarbakır olmak üzere tüm bölge illerinde açtıkları seçim bürolarında ve yaptıkları ziyaretlerde büyük bir coşku ve heyecan içersinde karşılanan ‘Bin Umut’ Adayları, bazı seçim bürosu açılışlarının on binleri bularak adeta mitinge dönüşmesi ise meclis yolunda olan Kürtlerin kararlılıklarını net bir şekilde ortaya koyuyor. İşte bu seçim bürosu açılışlarında ‘Bin Umut’ Adaylarını bağrına basan Kürtlerin bugünlerde dilinden düşüremediği bir slogan var ki, yankılı bir şekilde kulaklarınızda çınlıyor. Kadını, yaşlısı, genci, çocuğu, engellisi, işçisi ve işsizi binlerce insan tek bir ağızdan ‘Bekle Ankara Kürtler geliyor’ sloganıyla, 13 yıl aradan sonra ‘hesap günü’ geldi dercesine ‘Bin Umut’ Adaylarını Parlamento’ya göndermeye hazırlanıyor. Peki avazı çıktığı kadar haykırarak ‘Bekle Ankara Kürtler geliyor’ diyen halkın, umut ve talepleri nelerdir. Kürtlerin bu sloganından ne anlamak gerekiyor. Kürtler Parlamento yürüyüşünden beklentisi nedir.
Kürtler 2 Mart darbesinden tam 13 yıl aradan sonra Parlamento’ya gidecek olan ‘Bin Umut’ Adaylarından, hakikatlerin araştırılması ve adalet için mücadele etmelerini istiyor. 7 yaşındaki Enes Ata’nın, 11 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın katledilmesi, 70’lik Barış Annelerini cezalandıran zihniyetten, 2 Mart’ta temsilcilerini yaka paça gözaltına alıp tutuklayanlardan, ‘dilini ve kültürünü’ yasaklayanlara, seçtiği belediye başkanlarını ‘çok dillilik’ kararı aldığı için görevden alanlardan, Şemdinli olaylarının arkasındaki asıl gücün açığa çıkarılmasını ve yargılanması için, Kürt sorununun barışçıl çözümü karşısında faşist ve militarist söylemler ile halkları boğazlamaya kalkanlardan hesap sormasını istiyor. Kürtler, yıllarca Parlamento’da ‘temsil’ yetkisi vermediği halde 95, 99 ve 2002 seçimlerinde seçim barajı sisteminden dolayı kendi iradesini yansıtamadı.
Yansıtamadığı gibi daha bundan 8 ay önce yani 16 Aralık 2006’da aralarında DTP’li belediye başkanları, il genel ve belediye meclis üyeleri, kanaat önderleri ve barajdan dolayı Parlamento’ya gidememiş seçilmiş milletvekillerini katılımıyla, PKK’nin ilan ettiği ateşkese destek vermek düzenlenen ve bu kapsamda TBMM Başkanı Bülent Arınç’la görüşmek için düzenlenen ‘Seçilmişlerin Ankara Yürüyüşü’ sonucunda, bölge halkının iradesine TBMM’de randevu verilmemiş ve Kürt iradesinin barış eli havada bırakılmıştı. İşte daha 8 ay önce Parlamento’dan ‘barış’ için randevu alamayan Kürtler için 22 Temmuz bir hesaplaşma günü oluyor. Şimdi alanlara mor bayraklarla, sarı, kırmızı ve yeşil renkleri, siyasal iradesinin posterleri ile dökülen on binlerce insan 23 Temmuz sabahı Ankara’ya yani Meclis’e ‘randevusuz’ girme kararını taşıyor.
Parlamento’da bugüne kadar bölgedeki sorunları cesaretle dile getirmeyip, bedel ödemekten korkup, postal seslerinin arasında sus pus olmuşlara karşı Kürtler için ‘bin umut’ oluyor ‘Bin Umut’ Adayları. Meydanlarda ‘Bekle Ankara’ diyerek lahmacun ve ayranlarla, makarna ve un dağıtarak halkın iradesini satın almaya kalkışanlara da ‘Oylar namustur namus satılmaz’ sözü ile yanıtını veriyorlar. ‘Bin Umut’ Adayı’na soruyoruz, ‘kaç tane çıkar’ diye. Yanıtı çok farklı oluyor; “Sorunumuz sayısal değildir. O mecliste halkların özgürlüğü ve demokrasi adına postal seslerine karşı cesaretle ‘cıngar’ çıkarmak gerekiyor. Bir kişi gideriz ama bu halk için her türlü cıngarıda çıkarız” diyerek, 360 milletvekilinin postal sesleri karşısında sus pus olmasına karşı ‘Bin Umut’ adaylarının mecliste nasıl bir duruşun sahibi olacaklarının da işaretini veriyor.
Hikmet Erden, YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
YazdirYorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)