Dizi Yazılar: HRK'den HPG'ye
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 13.08.2007, 18:15:56 (3407 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Kürdistan’da hiçbir şey savaşsız kazanılmıyordu

 

 

Kürt özgürlük hareketinin 15 Ağustos 1984’te Eruh-Şemdinli’ye yapılan baskınlarla silahlı savaşı başlatmasını değerlendiren Halk Savunma Komitesi Başkanı Duran Kalkan, Öncü kadrolardan Haki Karer ile Halil Çavgun’un birer arayla katledilmeleri hareketin saihlı savunma çizgisini netleştirdiğini belirtti.



Her şey bize yönelik gelişen saldırırlar sonucu belirginleşti!

 

Kalkan, PKK’de askerileşme ve silahlı mücadelenin gelişiminin partinin gelişimi ile bağlı bir tarihçesi olduğunu belirtti. Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın bu durumu savunmaları ile daha önceki bir çok konuşmasında değerlendirdiğini belirten Kalkan tarihi gelişim sürecini şöyle anlattı, “Önder Apo Savunmasında; eğer 18 Mayıs 1977’de Antep’te Haki Karer’in katledilmesi olayı yaşanmasaydı PKK’nin bu tarzda bir gelişim seyri içinde olup olmayacağı belirgin değildi diye yazdı. O, olay PKK’nin çalışmalarında, yürüyüşünde, mücadeleyi geliştirme sürecinde bir dönüm noktası oldu. Olay grup için bir tehditti.  Yapılan teorik araştırmaları, propagandayı bile devlet kabul etmiyordu ve gerekirse hiç yargılamaya tabi tutmadan katledebileceğini de gösteriyordu. Böyle bir mücadele içinde yürüyüşün neyle karşı karşıya olduğu görüldü. O nedenle yeniden değerlendirme gerekti. Önder Apo bu olaydan sonra PKK program taslağını hazırlamaya karar verdiğini ifade etti. Yani bu olay Önderliği partileşmeye karar vermeye götürdü.”

Partileşme, bireylerin daha fedakar ve cesur katılım kararı vermesi işin bir yanı,  ama bir de bundan sonra taktik yürüyüş nasıl olacak,  gibi konuların önem kazandığı bir dönemden geçtiklerini belirten Kalkan, Propaganda’nın kurşunla karşılık bulduğu, saldırılar karşısında kendini savunmanın bir yolu olarak saldırıyı etkisizleştirmek gerekliliğinin önem kazandığını söyledi.  PKK’nin eylemci yanı, silah kullanma yönün esas olarak biraz buradan doğduğun belirten kalkan şöyle konuştu, “Haki Karer yoldaşın katedilmesinden bir yıl sonra 19 Mayıs 1978’de Hilvan’da Halil Çavgun arkadaş benzer biçimde katledildi. Bu, gruba yönelik devlet kaynaklı saldırıların artarak süreceğini gösterdi. Devletle ilişkili olan birçok çevre bu tür saldırılarda kullanılabiliyordu. Önderlik bunu işbirlikçi çevreler, ajanlaşmış yapı ve kurumlar olarak tanımladı. Bu çevreler toplumu ağı gibi sarmışlardı. Yani gençliğe, toplumun gençlik dışındaki kesimlerine, işçisine, memuruna, kadınına, köylüsüne ulaşabilmek için bu yapının aşılması, etkisizleştirilmesi gerekiyordu. Hem bu çevrelerden gruba saldırı gelmesi hem de bunların halk üzerinde örgütlü, devlete dayalı bir baskı yürütüyor olmaları, Hilvan direnişini gündeme getirdi. Haki Karer’in anısına başlatılan partileşme adımı, bir intikam eylemi ile tamamlandı. Öyle birisi vurdu, gitti, olay ortada kaldı biçiminde değil; yapanın yanına kar kalmayacağı bir intikam çizgisini oluşturmakla grup gelişimini sürdürebildi. Hilvan’da Halil Çavgun’un katledilmesi olayı ile işin sadece bir intikam eylemi ile yürütülemeyeceği, karşıdaki gücün bir sosyal kesimi ifade ettiği görüldü. İntikam eylemini aşan, örgütlenmiş, kurumlaşmış, devlete dayalı toplum üzerinde egemenlik sürdüren, işbirlikçi, feodal, gerici, komprador, aşiretçi yapının dağıtılmasının gereği ortaya çıktı. Bunu yürütmek üzere Halil Çavgun’un anısına direniş örgütlendi. Bu durum silahlı çatışma düzeyini değişik alanlara da yaydı ve giderek gelişimine yol açtı. Ajanlaşmış yapı kurum ve kişilerden, faşistlerden, polisten, yine sosyal şoven çevrelerden gelen saldırılar karşısında kendini savunma amaçlı,  yaygın bir silahlı çatışma durumu ortaya çıktı.”

Kalkan, PKK’nin silahlı savunmaya geçmesinin PKK ve Kürdistan’a özgü bir durum olmadığiını, O dönemde Türkiye’de de MHP olarak tanımlanan paramiliter faşist güçler ile sol devrimci gençlik arasında yaygın bir çatışmanın var olduğunu, ciddi bir iç savaş durumunun yaşandığını belirterek,.” Buna PKK’nin de böyle bir direniş mücadelesi içine girme durumu eklendi. PKK kuruluşuna böyle gidildi. Kongreye ve resmi kuruluşa bu temelde ulaşıldı” dedi.

  

İlk  resmi askeri HRK’nin  temeli atılıyor

 

Hilvan direnişinin zaferi ile PKK kongresinin tamamlanması hemen hemen aynı güne denk geldiğine dikkat çeken Kalkan, bu gelişme birbiriyle etle tırnak gibi bağlı olduğunu belirtti. Hilvan direnişi başarıya götürülemeseydi PKK kurulamazdı. PKK kuruluşu tamamlanmasaydı Hilvan direnişinin sonuçları kalıcı hale gelemezdi diye konuşan Kalkan şöyle devam etti,  “Bu gelişmeler sonucunda Hilvan’dan başlamak üzere gençlik dışındaki halk kesimlerine açılım sağlanarak bir direniş hareketi, devrimci-siyasi hareket bu biçimde Kürdistan’da doğmuş oldu. Tabii bu çizgisini geliştirmek için kongre ardından kendini çok yönlü planlayıp örgütlü hale getirdi. Resmileşen parti daha sistemli bir taktik uygulamayı önüne koydu. Ajanlaşmış yapı, kurum ve kişilere karşı,  şiddet temelinde mücadele taktiği kuruluş kongresinin kabul ettiği belgelerde resmi örgüt taktiği olarak da kabul edilmişti. Bununla, Partinin propaganda, ajitasyon, örgütlenme, kitle eylemlerinin yanında bir de gericiliğe karşı, özellikle de silahlı gericiliğe karşı, gerillayı geliştirmeyi hedefleyen bir şiddet kullanımı, öngörüldü. Bu temelde kendisini planlayıp örgütledi. Böylece ilk resmi askeri bölümü oluşmaya başladı. PKK’nin örgütlenme bölümü, propaganda, ajitasyon, siyasi bölümü olduğu gibi bir de askeri bölümü oldu. Merkezden itibaren böyle bir görevlendirme yapıldı. Askeri çalışmaları yürütecek üç kişilik bir komite oluşturuldu. Bu, merkez askeri komite olarak tanımlandı. Mehmet Karasungur bu komitenin başkanıydı. Hilvan’a yakın bulunan, yine en fazla gerici, aşiretçi, feodal komprador güçler tarafından halkın baskı altında tutulduğu yer olarak Siverek’te Bucak egemenliğine karşı mücadelenin geliştirilmesi kararlaştırıldı. Siverek direnişi, bu komitenin yürüttüğü direniştir. Ad konmasa da öyle resmi bir askeri örgütlülüğe ulaşamasa da örgütlü askeri faaliyette PKK’nin ilk yöneldiği yer burası oluyor. Eğer Mehmet Celal Bucak’a yönelik eylem başarılı olabilseydi, Siverek’te çatışmayı daha fazla derinleştirmeden bir etkinlik düzeyi yaratılsaydı, oradan doğacak olan bir askeri örgütlenme, gerillaya giden bir örgütlenme olacaktı.”

 

Silahlı propaganda birimleri oluşuyor

 

Öyle bir gelişme süreci yaşanmaması Siverek direnişin görmezden gelinemeyeceğini, orada öngörülen başarı sağlanamayınca yurtdışı faaliyetlerinin öne çıktığının altını çizen Kalkan, bu şekilde Gerilla eğitiminin yurtdışında, Filistin-Lübnan sahasında yürütülmesinin gündeme geldiğini söyledi. 12 Eylül askeri faşist darbesini PKK böyle bir çalışma ile karşıladığını ifade eden Kalkan, darbe karşısında eğitimi derinleştirme, güçleri toparlama, kısmen geri çekilme biçiminde bir taktik izlediklerini belirtti.

Kalkan, Lübnan-Filistin sahasındaki direnişe katılma yanında bir de kendini bu temelde eğitip hazırlama gündeme girdiğini belirterek şöyle devam etti, “Yoğun bir askeri ve ideolojik eğitim çalışması yürütüldü. 1981-82 yıllarında I. Konferansımızı, 82’de 2.  Kongreyi gerçekleştirdi. 2. Kongre’nin aldığı ülkeye geri dönüş kararı ile birlikte, eğitilen bu güçleri de ’82 Eylülü’nden itibaren Kürdistan’ın stratejik alanlarına sevk ettik. 83 yılında İran-Irak sınır hatlarında üslenen bu güçler kendilerini planlayarak hazırlık çalışmaları yürüttüler. Sınır boyunca yüzlerce kilometrelik alanları kapsayan bir çalışmaydı bu. Ardından bunu Kuzey Kürdistan’ın iç kesimlerindeki stratejik alanlara da taşırdı. Silahlı propaganda birimleri diyebileceğimiz, küçük hazırlık birimleri ile bu çalışmalar yürütüldü. Silahlı direniş temelinde partiyi Kürdistan’da yeniden örgütleme çalışması hedeflenmişti. 1983 yılı boyunca pratik çalışmalar yürütüldü. Coğrafyayı tanımak, sığınak hazırlamak, halkı tanımak, bazı çevrelerle ilişki kurmak, dost kesimler edinmek, düşmanı tanımak, güçleri nerededir, nasıl mevzilenmişler, nasıl mücadele edilir, yani geniş bir araştırma, inceleme, tanıma ve pratik hazırlık yapma çalışması yürütme süreci oldu. Planlı ve derinlikliydi. Bunlara gizli siyasi üsler, askeri üsler diyorduk. Bu üslenmeleri yaratarak 12 Eylül rejimine karşı silahlı direnişe geçme  başarı için öngörülüyordu.”

Kalkan bu gelişmelerle birlikte parti yönetiminin Şubat 84’te yaptığı toplantıda siyasi gelişmeler, partiye yönelen provokatif saldırılar değerlendirildiğini belirterek, şiddet üzerine siyasi yapılanmayı hedeflemiş 12 Eylül rejimi karşısında partiyi yaşatmanın, partiyi sahiplenmenin ve geliştirmenin yolu olarak 84 baharından itibaren silahlı direnişi pratikte geliştirme öngördüklerini söyledi. Ondan sonra Zap kıyısında Çiyareş’te gerçekleştirdikleri toplantıda, 83 yılında yapılan pratik çalışmalar, hazırlıklar ile  parti yönetim toplantısının sonuçlarının ele alınarak değerlendirildiğini bu yüzden direnişin geliştirilmesini uygun gördüklerini belirten Kalkan şöyle devam etti, “Bu toplantıda Uludere ve Çukurca üzerinden silahlı direnişin geliştirilmesi kararlaştırıldı. Yine diğer alanlarda da çalışma yürütecek birimlerin oluşturulmasına gidildi. 83’te bu alanlarda çalışan birimlere ajanlar tarafından saldırılar yapılmış, yakalanmalar olmuştu. Onların intikamını almak amacıyla buralar uygun görüldü. Bunlar yapıldı, ancak çok etkili, siyasi gündem yaratacak düzeyde bir askeri nitelik arz etmedi. Bir taraftan bunlar yaşanırken pratiğin daha etkili geliştirilmesi yönünde Önderliğin kapsamlı değerlendirmeleri oldu. Önderlik alanından gelen Fuat arkadaş (Ali Haydar Kaytan) kapsamlı notlar almıştı. Onun izlenimlerini almak gerekliydi. Bu doğrultuda  Güney’de olan yönetimimizin Lolan’da bir toplantı yapmasını uygun bulduk.

 

İlk gerilla grupları ülkeye geçiyor

 

Kalkan, 84 Haziran sonunda Lolanda altı kişilik bir grupla gerçekleştirdikleri bu toplantıda pratikteki durumu kapsamlı değerlendirmeye aldıklarını belirtti. Yapılan eylemlerin herhangi bir çıkış yaptırmadığını,  2 Mayıs 1983’te Mehmet Karasungur’un bir iç çatışmaya kurban gittiğini,  onun anısı bağlı kalmak mutlaka silahlı direnişi geliştirmeyi gerektirtirdiğini belirten Kalkan şöyle konuştu, “Çünkü Siverek direnişi ardından Güney ve Doğu Kürdistan’da çalışmak, gerilla için hazırlık yapmak üzere görevlendirilen ilk arkadaş Karasungur'du. Önderlik görevlendirmişti. 1980 yılında geçti. 80-81 yıllarında çalışma yürütmüştü. Oradan Lübnan sahasına geçerek 1. Konferans’a katılmıştı. Konferans sonrası çalışmalarını kaldığı yerden sürdürmek üzere Güney ve Doğu Kürdistan’a geçti. 81 sonunda Agit arkadaş da küçük bir grupla söz konusu alana görevlendirildi. Mehmet hoca arkadaşla birlikte gerillanın pratik hazırlıklarını sınır boylarında yapmak üzere görevlendirilmişlerdi. 82 Eylül’ünden itibaren grupların bu sahalara geçişini onlar karşıladı, 83 baharında pratik çalışmayı geliştirmek üzere planlama ve örgütlemeye aktif katılmışlardı. Pratiği yürüten yönetimin toplantısı temelinde zaten 83 Nisanı’ndan itibaren pratik çalışmalar başlatılmıştı. Hemen bunun ardından Karasungur arkadaşın şehit düşmesi bütün çalışmaları etkilemişti. Çalışanlar üzerinde psikolojik etkide bulunmuştu.”

 

Doğrudan devleti hedefleyen askeri eylemler gerikliydi

 

Kalkan, Mahsum Korkmazın pratik çalışmaları daha etkili sürdürmek üzere 25 Mayıs 83’te Türk ordusunun Güney’e başlattığı ilk operasyonda Kuzey Kürdistan’da Garzan’a kadar alanları görme, birimleri denetleme faaliyeti için gittiğini belirterek bu yüzden  84 baharında Çiyayereş’teki toplantıya katılıp gözlemlerini, bilgilerini sunamadığını söyledi. Mahsum Korkmazın o toplantıdan sora Uludere direnişini geliştirme görevi üslendiğini söyleyen Kalkan, bundan dolayı 84 Haziran ayında gerçekleştirilen toplantıya katılmadığını belirtti. Bu toplantı daha çok Güney’de olan resmi parti yönetimine seçilmiş olan üyelerinin katıldığını belirten Kalkan şöyle devam etti, “Direnişi daha ileriye götürmek, devleti hedefleyen bir silahlı direniş konumuna ulaşmak bir zorunluluk olmuştu. Özellikle Çukurca Uludere’deki eylemlerden o sonucu çıkartabildik. 80 öncesi sonuç veren, siyasi etkide bulunan eylem türleriydi onlar, ama gördük ki darbe sonrası o tür eylemlerin artık siyasi bir değeri kalmamış, zayıflamıştır. Siyasi değer taşıyan şey ancak 12 Eylül rejimine darbe vuracak bir silahlı direniş içine girilirse olur. Bu da doğrudan devleti hedeflemeyi gerektiriyordu. Kürdistan’da devlet ordudur. Kürdistan üzerindeki egemenliği ise çıplak bir askeri egemenliktir. Orduya karşı çıkmadıktan sonra ne yapılırsa yapılsın ondan devlet fazla rahatsızlık duymaz. O bakımdan askeri güçlere yönelik askeri eylem gereği öngörüldü. Peki, askeri hedeflere eylem yapacak, orduya karşı çıkacak, yani savaş ilan edecek bir duruş nasıl olabilir? Öyle bir, iki eylem birimi ile olamazdı bu. Ancak bir ordu kuruluşuna, askeri örgütlenmeye adım atılır o esas alınır ise hem böyle bir eylem başarıyla yapılabilir, hem de bu eylemin başlattığı süreç devam ettirilebilir. Bu bakımdan askeri örgütlenmenin gerekli olduğu sonucuna varıldı.”

Askeri örgütlenmeyi düşünmelerinin başka nedenlerinin de olduğun kaydeden Kalkan, partinin ideolojik, siyasi yanını ayrı tutmak için askeri örgütlenmeyi ayırmak gerektiğini düşündükleri için böyle bir örgütlenmeye gittiklerini söyledi. Partinin tamamının askeri düzende örgütlenemeyeceğini anladıklarını ifade eden Kalkan, “İdeolojik çalışmalar, propaganda, ajitasyon, halk çalışmaları, siyasi çalışmalar, ayrı ölçülerde örgütlenir. Askeri ölçüler, askeri yaşam ise ayrı. Şunu da hesap ediyorduk, nasıl olsa bu askeri adıma terörist denecek, terör örgütü sayılacak. Mümkün olduğu kadar parti ondan uzak tutulsun. Şiddet uygulayan örgüt olursa buna terörist buna desinler diye düşündük. Böylece parti bir yerde biraz korunabilir, savunulabilirdi diye düşünüyorduk. Birincisi askeri hedeflere yönelik silahlı direniş başlatma, ikincisi bunu partiden ayrı bir askeri örgütle yapma kararına ulaştık o toplantıda.”

 

Üç takımla  HRK kuruluyor

 

Kalkan, başlattıkları mücadelenin silahlı propaganda olarak tanımlandığını o yüzden Silahlı propagandayı yürütecek bir örgüt, ve silahlı propaganda birliklerine sahip olması gerektiğini düşündükleri için böyle bir örgütlenmeye gittiklerini söyledi.  Gerçekleştirdikleri toplantıda başlangıçta takım düzeyinde üç takım silahlı propaganda birliği ile bu işe başlamak ve büyütmeye kararlaştırdıklarını belirten Kalkan, güçlerinin de ancak buna yettiğini söyledi. Belirledikleri birliklere, 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği, 18 Mayıs Silahlı Propaganda Birliği, 21 Mart Silahlı Propaganda Birliği isimlerini verdiklerini dile getiren Kalkan, “Bunlar da kararlaştırılınca, bir genel isimlendirme PKK dışında ne olmalı diye tartışıldı. PKK, işçi partisi tartışmaları baştan itibaren vardı zaten. Parti öncülüğü, işçi partisi öncülüğü esas olunca ona dayalı silahlı direniş, bir kurtuluş örgütü olabilirdi. Yürütülen mücadele zaten ulusal kurtuluş mücadelesi, cephe ulusal kurtuluş cephesiydi. 84 yazında askeri örgütlenmenin kuruluşuna doğru adım atarken, Hezên Rizgariya Kürdistan-HRK (Kürdistan Kurtuluş Birliği) en makul isim oldu Kürdistan İşçi partisi PKK, onun silahlı ordusu HRK. Birlik olarak adlandırmak henüz başlangıç aşamasında olduğu içindi. Henüz ortada üç takımlık bir birlik var, ordu dersek belki çok aşırıya kaçar. Mütevazı olmak gerekiyordu. Daha sonra gelişirse ismi ona göre değiştirilebilirdi” diye konuştu.

İsim ve hedefler belirlendikten görevlendirmeler yapmaya gidildiğini, üç silahlı propaganda birliği ve birlik grup komutanlarını görevlendirdiklerini belirten Kalkan, “Her birlik üçer gruptan oluşuyordu. Büyük ölçüde üyeleri belirlendi. İskelet olarak birliklerin yapısı ortaya çıktı.  Agit arkadaş 14 Temmuz silahlı propaganda birliğinin komutanı, Abdullah Ekinci arkadaş 21 Mart propaganda birliğinin komutanı, Terzi Cemal 18 Mayıs silahlı propaganda birliğinin komutanı olarak görevlendirildi. Her üçünün de yardımcıları vardı. Kısacası toplantıda hem karar çıktı hem de örgütsel ve pratik planlama yapıldı. Ozan Sefkan arkadaş gelmişti. Çok iyi bir ressamdı. Bir afiş çizdirdik. Böyle dört koldan gerilla geliyor ve dört parça parti bayrağında birleşmiş, dört parça Kürdistan’ı ifade etmek üzere, bu afişi ve bildiriyi çoğalttık” dedi.

78-79’dan itibaren 86’ya kadar gelişen süreç aslında bir silahlı propaganda süreciydi. HRK onun örgütü oldu. Resmi ismi oldu. Kendi rolünü tamamladı başarıyla tabi eleştirilen yanları var. Zorluklarla sürdü süreç. Siverek’ten başlayıp yurtdışına çıkış, yurtdışından tekrar ülkeye Irak, İran sınır boylarına gelindi. Oradan ülkeye yayıldı. Yani uzun bir yürüyüş ve geniş bir manevra temelinde kendini askeri düzen, örgütlülüğe kavuşturarak ismini netleştirerek rolünü oynayan süreci tamamlayan bir çalışmayı ortaya çıkardı. HRK böyle bir çalışmayı ifade ediyor.

 

 

 

Uludere-Çukurca hattında eylem planı

 

Lolanda gerçekleştirdikleri toplantıya katılan altı yönetim üyesinden üçünün mücadeleye devam ettiğini,  diğer üçünün ise mücadeleyi bıraktığını belirten Kalkan, mücadeleyi bırakanların Fatma, Selahattin Çelik ve Ebubekir olduğunu, devam ettirenlerin ise Kendisi ile birlikte Ali Haydar Kaytan ve Cemil Bayık olduğunu söyledi. Aldıkları kararların hayata geçirilmesi ve belirledikleri hedeflere yönelik eylemlerin geliştirilmesi için geriye kalan eylemlerin planlaması ve birliklerin tamamlanması yönünde çalışmalar yürütmeye başladıkların ifade eden Kalkan, “Onları da pratik sahada, pratiği daha iyi bilen arkadaşlarla tartışarak yapalım diye toplantıyı bitirdik. Sonunu tamamlamak üzere toplantıyı Zap-Avaşin arasında Şikefta Birindara dediğimiz yerin altında o zaman orada kampları olan  nirveylerden bir aylığına aldığımız bir alana kampımızı taşıyarak yeni bir toplantı başlattık.  BunuŞeyhmus Yiğit (Harun) arkadaş örgütledi. Gever biriminden sorumluydu. Orda Abdullah Ekinci arkadaş ve diğer birçok arkadaşla görüştük. Onlar Çukurca eylemini yapan gruptu. İki propaganda birliğinin komutanı daha 84 Nisanı’nda Uludere-Çukurca hattında görevlendirilmişti. Üçüncüyü de ona eklemiştik. Onunla görüşüp tartıştık. Çukurca eyleminin sonucunu değerlendirdik.  O toplantı içinde eylem ne olmalı? Bütün yoğunlaşmamız onun üzerineydi.  Şemdinli haritasını çizmiş getirmişti. Nüfusu, coğrafyası, koşulları değerlendirilerek birimler olabilir şeklinde sonuca varıldı. Kasaba baskını yapabiliriz denildi. En uygun alan Botan-Zagros çıktı. Zaten gerillayı Suriye, İran sınırı arasında kalan dağlık bölgede geliştirmeyi hedefliyorduk. Hem bu alanı kapsayacak şekilde hem de üç yerde eylem olacak şekilde üç birlik hazırlamıştık,. Her birlik için hem alana yayılacak, hem de gücümüz yetecek alanın en küçük kasabalarını seçtik. Bir üçgendir bütün alanı kapsıyor. Şemdinli, Eruh ve Çatak hedefleri öyle doğdu. Eğer eylem gizli tutulursa, her eylem kendi çevresinde duyulacak. Amacımıza gene ulaşmış olacağız, siyasi etkisi olacak.” 

 

15 Ağustos tarihi kararı

 

HRK adına gerçekleştirilecek bu üç eylemle savaş alanı ilan etmiş olacaktık diye konuşan Kalkan,  işleri pratik yürüten, Abdullah Ekinci, Şeyhmus Yiğit gibi grup komutanlarının da içinde bulunduğu  yapılabilecek eylem türlerini tartışmaya başladıklarını belirten Kalkan şöyle devam etti, “Şemdinli, Eruh ve Çatak kasabalarını belirledik. Bu kasabalarda ne tür eylemler yapılabilir? Eylem planlamamızı yaptık, askeri hedefleri vurmak, bildiri dağıtmak, afiş asmak, mikrofondan anons yapmak vs. bir sürü fikir ortaya çıktı. Geniş bir planlama yaptık. Salt dar bir askeri eylem değil. Zamanını tartıştık.  Toplantıyı Temmuzun ortalarına doğru yaptığımız için zaman uygun değildi. Zaman dardı Eruh ve Çatak’a ulaşılamazdı. O yüzden 15 Ağustos olabilir dedik. Yani yazmıyoruz, aklımızda tutacağız, unutmayacağız. Hepsi bir zamana denk gelecek. Ya ağustos başı, ya ortası olacak, ya da eylül başı olacak. Eylül başı çok geç oluyordu. Ağustos başına da yetiştirmemiz mümkün değildi. Bu şekilde 15 Ağustos kararlaştırıldı. İşbölümü yapıldı. Bir grup Önderlik sahasından geldi. Önderliğin mesajları vardı. Siyasi değerlendirmelerden eylem mutlaka olmalı sonucunu çıkardık. Olmazsa tarihsel gelişmeyi kaybederiz diyorduk. Gelen arkadaşlardan da gruplara birliklere katılım oldu.”

Bunun üzerine yönetim olarak iş bölümü yaptıklarını söyleyen Kalkan,  Birlikleri kurup ve görevlendirmek üzere dağıldıklarını belirtti.  Bir birimin Mahsum Korkmaza bilgileri ulaştırmak için, Botan’a, bir biriminde Çatak’a gittiğini belirten Kalkan sözlerini şöyle noktaladı, .”Çatakta Terzi Cemal vardı. Şemdinli biriminin komutanı da zaten toplantımızdaydı. Biz de onlarla daha ayrıntılı Şemdinli planlamasını yapmak, tartışmak üzere Basya’ya gittik. Agit arkadaşa bilgi Çırav’da ulaştı. Kendisine bütün bilgilendirmeler sözlü olarak yapıldı. Kendi birliğinin büyük bölümü yanındaydı. Eksik kalanları da tamamlayarak birliğini oluşturdu. Çatak’a giden grup hedefe ulaşamadı. Çatak’ta Terzi Cemal’e görev verecek yönetim sorumlumuz Ebubekir’di. Gitti sözde bulamadı. Böylece o eylem yapılmadı. Terzi Cemal doğru dürüst bir şey yapmadı. Ebubekir de savaşı hep geri çekti. Bu tutumu aslında 15 Ağustos Atılımı’nda başladı.”

Eruh ve Şemdinli eylemleri planladıkları gibi gerçekleştiğini söyleyen Kalkan,  planlamalarının üçte ikisinin amacına ulaştığını ve bu şekilde HRK’nin ilanının gerçekleşmiş olduğunu belirtti.

 

Birinci bölüm

HPG-Online

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Öcalan: Penceremden görünen iki ağacı da kestiler
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· Türk ordusu Lice'de ağır darbe aldı
· Her onurlu Kürt direnecektir
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· DTP’den Zaman’a yalanlama

Dizi Yazılar
· Yaklaşan tehlike ve önlemler
· 14 Temmuz 1982 Güneş Doğmadan Önce..
· ‘Arnon Kalesi aslanları’
· Ebedi yok edilişe direnen şehir Licê
· Otoriteye Son! İnsanlara Mutlak Özgürlük!
· Üç yüz yıl sonra Ehmedê Xanî
· „Artık yeter!“ barış yürüyüşü ve yapılması gerekenler
· Ne demeli Simdi
· Asıl projeleri netleşiyor
· Beyazıt katliamına zamanaşımı oyunu

© Rojaciwan.com