Basından Seçmeler: Yazılmayan ‘buruk’ bir yaşam öyküsü…
Gönderen: rojin0621 Tarih: 19.08.2007, 13:28:44 (774 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
PARİS -‘’Gerçekten arkadaş manyağıyım’’ derdi. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen halen çocukluk arkadaşlarını arar, tatlı sohbetler ederdi. Kürt basınının emektarlarındandı, ayrıldığında, en az 20 yıldır alıştığı bir siyasi ortamın dışına çıktığında, içine atıldığı yeni yaşamı hiç sevmedi. Sıcak bir yaz akşamı, zorlu ve hep buruk bir yaşamın acısını içinde taşıyarak gözlerini yumdu hayata…


Hakkı Fırat, Kürt basın geleneğinde her zaman arka plandaydı. Bundan da rahatsızlık duymazdı. Yaşamda kendisine biçilen rolün bu olduğunu biliyordu.

Art arda kapatılan gazeteler, sokaklarda vurulan gazete çalışanları, şiddetli bir bomba gürültüsüyle yıkılan bir gazete binası ve siyasi yaşamındaki tutuklanmalar ve ağır işkenceler, onun yaşama umutla bakmasını hiç engellemedi ancak hep buruktu geçmişe dair izleri.

ALIŞAMAMAK…

Suruç’tan İstanbul’a uzanan yaşamı kolay olmamıştı. En son 2000’li yılların başında, uzun yıllar boyunca mütevazi bir yer edindiği Kürt basın geleneğinden ayrılmak zorunda kaldığında, ne kadar belli etmemeye çalışsa da ‘’kendisini bulamadığı’’ bu dışardaki dünyada çok sıkılıyordu. Alışamadı bir türlü. Bu burukluk gülümseyen hallerinde de fark ediliyordu.

Belkide en belirgin özelliği arkadaşlık bağlarıydı. Kendisi de söylerdi bir arkadaş ‘’manyağı’’ olduğunu. Bu durumunu anlatırken, ‘’Benim daha köydeki küçük yaştaki arkadaşlarla telefonlaşırız ve gidince tatlı sohbetlerimiz olur’’ diyerek arkadaş özlemini gizlemezdi. Ama daha sonra kendisini yalnız hissediyordu. Ölümcül bir hastalık taşıdığını söylediğinde inandırmamıştı. Ama bunu söylerken de gülümsüyordu. Her zaman yaşamının uzun olmayacağını söylerdi. Bunun tek sebebi belki de fazla hissedilmeyen bir yalnızlıktı. Belki de 45 yaşından sonra yeni bir yaşam ile tanışmanın dayanılmaz samimiyetsizliğiydi…

YÜREĞİ TÜM ZORLUKLARA ALIŞKINDI

Evet mükemel biri değildi, kimse mükemmel değildi. ‘’Mükemmel değilim ama mükemmeli arıyorum ve bu konuda çok ama çok seçiciyim’’ diyordu. Sürdürdüğü yaşam bir tercih değildi. Her ne kadar zorunlu bir yaşam gerçekliği olsa da bu yaşam içinde seçici davranıyordu. Belki de bu yüzden yalnızdı ve belki de bu yüzden buruktu.

Yalnızlığa ve yıllarını geçirdiği Kürt basın geleneğinin dışında bir yaşam sürdürmek zorunda kalsa da aslında o yüreği tüm zorluklara alışkındı. O yüzden geçmişini silip atmazdı, o yüzden yeni yaşama sevmese de, hiçbir zaman alışmasa da tutunmaya çalışırdı. Bunun diğer anlamı kendini başka yaşamlar için feda etmekti. Erdemli yaşamların bir yüzü de buydu: dünyaya gelmek, ağır bedeller ödemek, sonra istemediğin ama itildiğin bir yaşama tutunarak, uçsuz bucaksız bir oykanus ortasında küçük bir kayıkla yol alırcasına umutsuz ve sevmediğin bir yaşama zoraki yol aldırmak…

Bu anı ve yaşam biçimini en iyi yine o özetlerdi: ‘’Hani yalınızsın, hani canın sıkılır, hani sohbet edecek kişi bulamazsın ve hani arayış, yani tanrıya seslenirsin!’’. Kendine biçilen yaşam bu olsa da ‘’sen yaşamın gerçeklerine bak’’ derdi ama yaşamın gerçeklerinin hep mutluluk getiriceğine de inanmazdı. Hani bir söz vardı; ‘’dünyada hayat ve düzen buysa, güneşte bile üşür insan.’’ O da hiç ısınamamış, gazete dışındaki yaşama.

BENİM ÖMRÜM KISADIR

Yaşamının son demlerini yaşadığını biliyordu. Bunu seziyordu. ‘’Nerede bitecekse bitebilir’’ dedikten sonra ‘’bir itirafta bulunayım. Benim ömrüm kısadır’’ diyerek kırmızı ışıkta bile arabasıyla geçtiği zamanları anımsıyordu. Yaşadığı zorluklar ve haz etmediği bir yaşamdan dolayı ciddiye almazdı bu yaşamı: ‘’Bilirsin benim mizacımdır, hayatla dalga geçerim ve çok kişiye göre ben çok şey bildiğim için kimse bana normal bir şekilde nasihatta da bulunamıyor, tabiki yaklaşımlardan samimiyet görmediğm için kimseyi dinlemiyorum.’’

Neden dinlemiyordu, neden yaşamı umursamıyordu. Sebebi belki de yine itildiği ‘öteki’ yaşamdı. Ait olmadığı, gazete binalarının dışındaki yaşam. Samimi olduğuna inanmadığı başka bir yaşamda mücadele etmekti belki onu öfkelendiren. Canı sıkıldığında, öfkelendiğinde, yani ruh hali bozuk olduğunda, ‘’bazen düşünüyorum başımı kaldırıp, hiç kimsenin beni tanımadığı ve bilinmeyen bir yere gideyim, onuda beceremiyorum ve cesaretim yok’’ diyordu. Buna cesareti yoktu ama ölümü umursamayacak kadar cesaretliydi.

BİR ÇOCUĞUN YAZILMAYAN ÖYKÜSÜ

Ağaran saçlarına rağmen bir çocuk gibiydi, saçlarının ağardığını kabul ettirmek zor oldu, hatta yaşlandığını, ama kendisi de sonunda kabul etti yaşlandığını. Kendisine ait olmayan, sevmediği, alışamadığı bir yaşama veda ettiğinde, arkasında bir çocuğun hiç yazılmamış öyküsünü bıraktı:

‘’Gökyüzünün çok uzaklarında miniminnacık kuşlar uçuşuyordu. Sarmaş dolaş, harmanlanarak uçuyorlardı. Galiba beyazdılar, tıpkı beyaz keçiler gibi, göz kamaştırıcı oluyorlardı. Sonra bir bulut gölgesinde sanki kayboluyordı . Ama hayır onlar uçmaya devam ediyordu.

Bir çocuk başını kaldırmış öyle bakıyordu, gökyüzünün çok uzaklarındaki miniminnacık kuşlar yumağına. Onların arasına katılmak güzel olmalıydı. Çocuk yerdeydi. Kuşlar çok çok yükseklerde. Ne çocuğun kanatları vardı onların arasına doğru uçup gidecek; nede kuşların merakı vardı yerden kendilerini özlemle bakan çocuğun gönül ufuklarına doğru bir dostluk kavisi çizecek. Çocuk yerdeydi, kuşlar yükseklerde, çok yükseklerde. Ve haberleri bile yoktu bir çocuğun kendilerine yalınızlıkta ısınmış bir aşkla, arkadaşlıkla, yüregini göz bebeklerinde ışıklandıran bir istekle baktığından. Baharlar bahar, yazlar yaz, güzler güz ve kışlar kış gibi geçip gidiyordu. Çocuk hep aynı yerdeydi kuşlar hep aynı yerde…

Galiba beyazdılar, sarmaş dolaş harmanlanarak uçuyorlardı. Yıllar mı geçti, saniyeler mi geçti bunu bilen yok. Elbette onlar da bir gün çocuğun mutluluğu için bütünleşmeye gelecekler. Çocukla karmakarışık olup yeniden uçarak gidecekler gökyüzüne. Ama öyle olmuyor, onlar yere düşmesini istemiyorlar hep uçmak istiyorlardı…’’

..

ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: 6 AĞUSTOS HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Hüseyin T: Bombayı babam bile koysa kabul etmem
· 7 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· HPG’den Emniyet Müdürlüğü Binası’na saldırı: 1 ölü, 3 yaralı
· Öcalan’a 1 ton C4 ile suikast ittirafı
· Bahoz Erdal: Ekonomik kaynaklara saldırı sürecek
· Ateşin başındaki Makolu kadın gerilla
· Swoboda: Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınmalı
· 1. Ordu Komutanlığına saldırıyı adı hiç duyulmamış bir örgüt üstlendi
· Bayık: Ergenekon’u devlet görevlendirmiştir

Basından Seçmeler
· Ve dördüncü dönem
· Kürt sorunun çözümü için İtalyan örneği
· Ahmet Altan: AKP-Hürriyet'in Güngören ilişkisi kuşkulu
· Azadiya Welat da Ergenekon hedefindeydi
· İtirafçıya bile söyletemediler
· 1970’lerin ‘gerilim stratejisi’ aktifleşiyor!
· AKP 'devlet partisi' yolunda
· Roj TV'ye büyük destek
· Düğümü Erdoğan-Başbuğ görüşmesi çözdü
· AKP’NİN FETTULAHÇI NEO-GLADİO’SU

© Rojaciwan.com