Basından Seçmeler: Hayatı savunmak
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 13.09.2007, 23:23:02 (3297 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Ünlü bir düşünür, 'Eğer ölümün ruhunu gerçekten
kavrayabilmek istiyorsanız, kalbinizi tam anlamıyla hayatın gövdesine açın'
diyor.


'Kalbini hayatın gövdesine açmak' demek, hayatı kendi kalbine sığdırmaya
çalışmak demektir. Hayatla bu tarz ilişkinin bir aşk ilişkisi olduğunu belirtmek
yanlış olmasa gerekir. Her gerçek aşkın özü aşkla bağlı olunana 'hizmet etmek'
olduğuna göre, hayatla kurulan ölümsüz sevda bağı onu güzelleştirme ve aynı
anlama gelmek üzere çirkinliklerden arındırma eylemine yöneltmek durumundadır.
Bu eylem temelinde içi özgürlükle doldurulduğu ve böylece özgürlük hayatın özü
haline getirildiği zaman, tam da o zaman hayat çirkinliklerden arındırılmış
olur. Sarsılmaz bir umut ve inançla bu tür bir eyleme girişmeden hayata yapılmış
aşk ilanının hiçbir değeri yoktur. 'Aşkın yüzü daima özgürlüğün zafer kazanan
savaşına dönüktür.'

Kuşkusuz aşk öncelikle bir keşif eylemidir; aşk
eylemine konu olanın öznelliğini tanımak, onun anlam bütünlüğüne en yüksek
saygıyı göstermek, bu temelde kendisini derinliğine kavramaya çalışmaktır.
Ayrılık, çoğunlukla ayrı kaldığımız varlığı tanımamanın ürünüdür. Yüksek bir
ilgiyle başlayan bu tanıma çabası aşkın da başlangıcıdır. Yeni bir özelliğini
keşfetmemizi sağlayan her başarılı adım, aramızdaki ayrılıkları ortadan kaldırıp
bizi sevdiğimizle biraz daha birleştirir. Öyleyse aşk kesintisiz sürdü-rülmesi
gereken zorlu bir keşif yürüyüşüdür; hedefi ise 'sevilen'le bir olmak,
gerektiğinde onun içinde erimek, eriyerek kendini bir üst düzeyde bu birlikte
yeniden var etmektir.

Şöyle de söylenebilir: Aşk erişilmesi oldukça zor
bir hedefe kenetlenmiş tek yanlı bir yürüyüş gibi görünse de, yaratıcı bir eylem
olarak etkisi iki yönlüdür. Hedefe doğru ilerleyen, farkında olmasa da, gerçekte
kendi insani özüne doğru yürümektedir. O aştığı her bir engelde kendi özünü
gerçekleştirir. Yürüyüşün doğrultusunu tayin edenle birlik olmak, eyleme son
noktayı koymak anlamına gelmese de, bir bakıma kendisi olmayı başarmakla
özdeştir. Ayrılık halinin son bulmasıyla özdeş olan kendisi olmak, bunun çok
daha ötesine geçip birlik olmak istenileni de kendisi yapmıştır. Yürüyüşün
görkemi ve eşsiz güzelliği buradadır. Sevdiğimiz bizi biz yapar; biz sevgimizle
sevdiğimizi kendisi kılarız. Sevilenin eşsiz varlığına en yüksek düzeyde saygı
böyle pratikleşir; aşk bu biçimde saygınlık kazanır. Birlik bu temelde zengin
iki ayrı dünyanın birliği halini alır. Özcesi aşk özsel olarak var etmek ve var
ederek var olmaktır. Bu anlamdadır ki, 'Aşk en yaman savaştıran gerçeğimizdir.'


Peki, hayatın bu soylu gerçekleşmesinde ölümü nereye koymalıyız? Hayata
bu denli tutkuyla yaklaşan, eksikliğinin bilincinde olarak kendini tamamlamanın
hayatın gerçek özüyle buluşmaktan geçtiğini bilen ve bunun coşku dolu eylemi
içinde olan kadınlar ve erkekler için ölüm ne anlama gelir? Ölümden korkmak ne
kadar doğrudur?

Hayatın asla paha biçilmez değerini biyolojik bir varlık
olarak insanın canlılık durumunun devamlılığıyla ölçenler için en değerli hayat,
en uzun süreye yayılmış hayattır. Canlılık hali son bulduğunda, onlar için
gidilecek yer mezar çukurluğudur. Bu nedenle yaşları ilerlediğinde, birçok insan
üzüntüyle bir ayağının çukurda olduğunu söyler. Bu da bize egemenler dünyasında
hayatın değerinin 'çukura girmeme'ye indirgendiğini anlatır. Hayatın anlamını
yitirmesi denilen şey de herhalde bu olsa gerekir. İnsanlardaki ölüm korkusunun
kaynağı belki de hayatın bu anlam yitiminde gizlidir. Hayat bilinemeyince doğal
olarak ölüm de bilinemez ve insan için bilinmez olan şeyler daima korku üretir.
Korku özellikle bu tür insanlarda korktuğunu tanıma arzusuna ket vurur. Hayat
ırmağının delicesine akışından bihaber olanlar ölümden yalnızca korkarlar ve
korktuklarını anlamaya yanaşmazlar.

Gencecik yaşta aramızdan ayrılan 'ana
toprakların gelini' kızlarımız ve onların erkek mücadele arkadaşları için, hayat
kadar ölüm de ortalama insanın algıladığından çok daha farklı bir anlam taşır.
Her şeyden önce onlar için en değerli hayat, rakamların dilini dışlayan bir
hayattır. Onların birbirleri için diledikleri uzun bir ömür değil, anlam
yüklenmiş ve özgürlüğü fethetmiş bir hayattır. Onlar için hayatın değeri,
bağrına sığdırdığı büyük anlam ve duygu gücüyle ölçülür. Sırları çözülmüşse, o
zaman hayatın tanınması da başarılmıştır ve anlam gücüne ulaşmak da zaten budur.
Bu bir an kadar kısa bir zaman dilimine sığdırılan bir hayat bile olsa
kesinlikle dopdolu yaşanmıştır ve en değerlisidir. Ölüm onlar için hayatın
sırlarını çözmeleri karşılığında ödenmesi gerekli ve sevinçle ödedikleri bir
bedeldir. Bunun içindir ki, onlar, 'Biz hayatı uğrunda ölecek kadar çok
seviyoruz' derler.

Roza, Delila,
Avesta, Rohat ve ötekiler, toplam on bir hayat dolu genç kız ve delikanlı, on
bir dağ parçası yoldaşımız, can almayı meslek edinmiş güçler tarafından alçakça
katledildi. Onlar ölümsüz aşk yolunun işçileriydi ve ortak sevdaları olan ana
toprakların kalbine doğru yol alıyorlardı. Bu, Ortaçağ'da örneklerini
gördüğümüz, bugünün uçaklarla gerçekleşen yolculuklarına benzemeyen ve ıssız
çölleri aşmayı zorunlu kılan bir müminin hac yolculuğu kadar kutsal bir
yürüyüştü. Anlamlı mesel de işte bu dönemi anlatır: Topal karıncaya nereye
gittiğini sormuşlar, o da hac yolunda olduğunu belirtmiş. 'Bu topal ayakla mı?
Sen haccı çok zor görürsün' alaycı tepkisiyle karşılaşan karınca, 'Belki hac
yerine ulaşamam. Ancak bu kutsal yolda ölmek de değerlidir' diye karşılık
vermiş. Özgürlük tohumları biçiminde ana toprakların bağrına gömülen on bir
nadide dağ çiçeği de bu soylu yolculuğu tamamlayamadan can verdiler. Ne var ki
onlar hangi yolun yolcusu olduklarının farkındaydı ve bunu yeterli
görüyorlardı.

Yol ve yolcu ilişkisinde belirleyici olan yoldur. Önemli
olan ışık tutup yürünecek yolu netleştirmektir. En ürkücü durum doğru yoldan
habersiz yaşamaktır. Kutsal her yolun kritik her noktasını bir Deli Dumrul
çetesi tutabilir; sevgiliye giden yolda hemen her zaman ölüm kokan bir fesatçı
Beko vardır. Bunlar bazı yolculukların yarım kalmasına neden olabilirler. Ancak
yolu ortadan kaldıramazlar. İsteseler de buna güçleri yetmez. Bir Zin ve Mem
düşer, yerini binlerce yeni Zin ve Mem'e bırakır. Onbirler onbinleşerek aşk
yolunun kutsal yolculuğuna, ana toprakların kalbine doğru yürüyüşlerine devam
ederler. Doğal olan budur. Çünkü aslolan ölüm değil hayattır; hayat ölümün
değil, ölüm hayatın bir gerçeğidir.

Onbirler hayatın kendisidir. Hayatı
savunmak gerekir.

AKIŞ SEVİNCİ

Her arayış hakikat
sevgili
Cümle kavuşmalar yalan
Var olmak zamana karşı yarış ya da bitimsiz
bir koşu
Sürekli uzaklarla anılan o ezeli yolcunun ardından
Bildim, sevinç
çiğnediğim yolda bir yakınlık duygusu yalnızca
Veya bir yakın temas umudu ve
belki de hepsi bu
Tuz dökmekmiş yaraya, buymuş diyorlar serencam, ne
gam
Sana yürüyorum işte, durmak sensizliğin çıldırtan boşluğu
Yürüten
sensin, kudretine şükürler olsun

Kavuşmak ilminde uzay çağının
Sadece
bölünmüş bir düştür bize vuslat
Tekmil yollar izsiz ve ıssız bir çöle çıksa
bile
Hala ayrılıktayız ha, vay be, bu ne muamma diyen kim
Bengisu sensin
ve ben seni arıyorum
Her adımım bir nebze daha götürüyorsa beni buradan uzağa

Varsın her saniyesi akan zamanın
Ruhumu acılar tufanına
salsın

Bildik hiçbir mekanda yoksun, gerçek, ancak sensizlik de
yok
Kokladığım her çiçeğe sinmiş bu mest eden rayiha
Senin kokun, yaşam
soluğu yani, işte yaşama sevinci bu
Demek ki sen varsın, öyle ya, sana
yürüyorum zira
Her anı bir buluşmadır bu koşunun ve durmak tanıdık yegane
korku
Şükrediyorum sana, hala yürünmemiş yola ve ayaklarıma
Benimki cevabı
ummanda saklı bir akarsu sorusu
Yeter, bana tek bu akışın sevinci
kalsın

Senden bana yol kesen bir uçurum dehşeti değil ayrılık
Bir
mecra ve kaynak ilişkisi, yani mecnun işi çılgın bir macera
Tümüyle kaynak
aslında, kendisi olan ve kaçan kendindeki uzağa
Sonsuzluğa sessiz bir çağrı,
tetiğe işmar eden hedef
Duyduğum en zalim ilenç, sevgilinin dilindeki acı
beddua:
Menzili kısa!
Sakın durma diyorum, yürü ve kulaç at tekmil
ufuklara
Dizlerime hükmeder denli soluğum mevcutsa hala
Bütün uzaklıklar
beni bulsun

Şikâyetim yok, dur dediğim duyulmayacak asla
Dilim
damağıma yapışsın beni bekle dediğim an
Karanlığı kuşansın evren o zaman ve
bitsin bütün rüya
Ben, yolların Medinesiz hicrete hükümlü göçmen
çocuğu
Tek essin şu badısaba, engel olma, bu bir rica yalnızca
Taşısın
benden yana sendeki hayat soluğunu
Mor menevşe kokusu katran karası
saçlarının
Ciğerlerime dolsun

Belanı arıyorsun diyorlar bana, seni
böyle anlatıyorlar, anlıyorum
Yani seninle sırdaş bir baş taşıyorum gövdemin
üstünde
Bazen hepten sen oluyorum, bu kesin, tümden bela kesiliyorum
yani
Ve dinmesin bir daha asla serdeki bu fırtına diyorum
Kestiğinde
muhabbeti tin ve ten, darılıp birbirine küstüğünde
Narin bir kelebektedir
ruhum, sende kanat çırpmadadır
Cansız gövdemle düşteyim, haydi moladayım
diyeyim, seni soluyorum
Yere kapanmış bedenim birlik diliyor toprakla artık,
sevinsin fukara

Bırak aslına dönüp rahat bir nefes alsın


Not:
Bu şiiri Delila şahsında onbirler'in anısına adıyorum.


Saygılarımla!


A. Haydar Kaytan

özgür gündem
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· Bozan Tekin: Olası saldırıda Ortadoğu ateş topuna döner!
· BEZELÊ EYLEMİ VATAN SAVUNMASIDIR
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· PKK: Hava saldırısında her hangi bir kaybımız yok
· HPG'li Tepe ve Bor'un cenazeleri ailelerine verildi
· Çatışmalarda, 1 asker, 1 ajan ve 1 JİTEM elemanı öldü
· Türk polisi Diyarbakır’da evlerin kapılarını kırdı
· Açlık grevi 47. gününde sona erdi

Basından Seçmeler
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?
· Ragıp Duran: Kapışma medya mülkiyet ilişkilerini gösterdi
· AKP'nin programında Kürt inkarı

© Rojaciwan.com