|

Özgürlük mekanı dağlarımızdan
direniş yine tüm görkemliliği ile yükseliyor. Gabar’dan sonra
Oramar da yükseltilen direnişle gerillalar olarak süreç ve
yönelimler karşısında tavrımızı net ve keskin bir biçimde ortaya
koyduk. Gerilla yeni ve özgür yaşamın inşacısı, gerilla
yaratılan tüm özgürlük değerlerinin kollayanı, güçlendireni ve
ilerleteni, gerilla başta Önder APO olmak üzere halkın ve
mücadelenin savunma gücü. İşte böylesi bir süreçte gerillacılık
kendi tanımını yakıcı olduğu kadar derin anlamıyla tekrardan
hissettirmektedir. Böylesi süreçlerde gelişen saldırılar
karşısında kendini savunmak en temel hakkı ve görevidir.
İdeolojik, siyasi, kültürel, sosyal ve askeri alanda gelişen bu
saldırılar karşısında gerillanın kendini savunması en temel
insani hakkıdır. Dili, kültürü, iradesi yok sayılan bir halkın
mücadele gücü, öncüsü olarak bunları bertaraf etmekle görevli.
Bu bilinmesine rağmen, Türk devletini ve medyasının kasten
ters-yüz ettiği bu gerçekliği demek ki bir kez daha göstermeye,
tanıtmaya ihtiyaç vardır. Türkiye de gelişen yönelimler,
tırmandırılan faşist saldırılarla bir kez daha bu mücadelemizin
meşruiyeti gölgelenmek istenmektedir. Sanki savaşı isteyen
bizmişiz gibi bilinçli kışkırtan yaklaşımlar gelişmektedir.
Oysaki başta halkımız olmak üzere, tüm kamuoyu şunu çok iyi
biliyor ki, Kürt sorunun çözümünde her zaman demokratik çözüm
yaklaşımını esas aldık. Bu konu da en fazla ısrarcı olan
Önderliğimiz oldu. Gelişen tüm çirkin, pervasız saldırılara
rağmen demokratik çözüm yaklaşımında hep ısrar etti. Bu gün
yaşadığımız bu güncel gerçekliği de çözümleyerek Türkiye’nin
Iraklaşabileceğini, önü alınmazsa bir halk katliamının
gelişebileceğine vurgu yapan Önderliğimiz, bunun önünü almada
çok yönlü bir çaba içinde oldu. Nafile, tüm bu çabaları sonuçsuz
kaldı. Uzatılan barış elleri hep hava da kaldı. Geliştirdiğimiz
tüm ateşkesler sonuncusu da dahil sonuçsuz kaldı. Biz barış
dedikçe, Türk Devleti savaş dedi. Bu açıdan sürecin bu aşamaya
gelmesinde tek sorumlu Türk devletidir.
Biz hareket ve halk olarak yeni
bir sürece giriş yaptık. Önderliğimizin zehirlenmesiyle birlikte
mücadelemizin farklı bir sürece evrilebileceğini hep belirttik
ve şimdi yaşanan da budur. Önderliğimizle başlayan hareketimiz
ve halkımıza dönük saldırılar derinleşerek devam etmektedir.
Halk cephemizde bunu değerlendiren yaklaşımlar şüphesiz söz
konusu Türk devleti geliştirdiği politikalar ve yönelimlerle
halkı sindirmeyi esas almaktadır. Bu konu da en büyük rol AKP’ye
düşmektedir. Halkımız sanırım seçimler sonrası şunu daha iyi
gördü ve anladı ki AKP’ye verilen her oy bir mermi ya da bomba
olarak halkımıza geri dönmektedir. Bu gün tüm değerlerimize en
pervasız bir şekilde saldıran hükümetin kendisi oluyor. Ordu bu
savaşta inkâr ve imha konseptindeki yaklaşımını hep korudu. Hep
bu netlik ve kararlılıkla yönelim içinde oldu. Ancak AKP
hükümeti seçim öncesi kaypak tavrıyla Kürt halkının oylarını
almak için her türlü çirkin siyaseti esas aldı. Erdoğan bir
yandan Kürtler vardır, derken diğer taraftan da ”Çoluk-çocuk,
kadın herkes vurulmalı!” diye Amed ‘de katliam talimatını
vermektedir. Seçim sonrası da Kürt katliamına imza atandır. Bir
kez daha egemen güçler açısından netlik kazanan bir hususta,
siyasette sadece sınırsız çıkarlar vardır ve hiçbir egemen güç,
bu çıkarlarını tehlikeye atmak istemez. Bir halkın özgürlük
sorunu mu, ya da Türkiye’nin demokratikleştirilmesi sorunu mu
var, böyle bir gündemleri yoktur. Hükümete gelirler sonrasında
iyi bir devlet partisi olurlar. AKP’nin geldiği düzeyde budur.
Bir devlet partisi olarak inkâr-imha konseptini uygulayan bir
güçtür.
Şimdi tüm yönelimler karşısında
hepimize düşen tarihi görevler ve sorumluluklar söz konusudur.
Gerilla kendi cephesinden sürece cevap olmaya çalışmaktadır.En
son geliştirilen Oramar eylemiyle alınan teskere kararı boşa
çıkartılmış, süreç ve gelişen yönelimler karşısındaki tavrımız
ve kararlılığımız net ortaya konulmuştur. Bunu daha da
derinleştirme yaklaşımlarımız gelişecektir. Bu mücadelenin
önemli bir ayağı gerilla olurken, diğer bir ayağını da halk
oluşturmaktadır. Halk cephemiz bu konu da oldukça yetersiz
kalmaktadır. Susmak, sessiz kalmak ya da süreç karşısında
kayıtsız kalmak onurlu, direnişçi Kürt halkına yakışmaz. En
keskin mücadele süreçlerinden geçmiş, birçok bedel vermiş ve
halende veren halkımızın tüm bu yönelimler karşısında ki tavrı
daha radikal olabilmeliydi. Tüm değerlerimiz ayaklar altına
alınırken, her an her yerde faşizan saldırılar bu kadar
gelişirken, gençlerimiz nasıl durabilmektedir. Direnişin esas
alınıp, mücadelenin radikalleştiği yer ve zamanlarda böylesi
yönelimler derinlikli gelişmez. Halk gücümüz örgütlü
mücadelesiyle sürece daha radikal yüklenebilmelidir. İzliyoruz,
takip ediyoruz bir Şırnak, Muş, Van ve Hakkâri de bize karşı
faşizan gösteriler nasıl örgütlendirilebiliyor. Katılan polis,
asker ve koruyucu çocukları, aileleri olsa da bunlar bizim
şehirlerimizde geliştiriliyor. Örgütlü bir halk kitlesi buna
izin vermez. Şunu unutmayalım ki, geçmiş tarihimizde bu yönlü
önemli tecrübelere sahibiz, mücadele radikalleştirilip,
süreklileştirilmediği sürece bu yönelimler devam eder.
Bu açıdan başta kadın ve gençlik
olmak üzere tüm yurtsever halk kitlemiz bir kez daha sürecin
gereklilikleri temelinde bir örgütleme içinde olabilmelidir. Biz
başarıyı mücadele ile yaratabiliriz. Her koşul ve ortamda
mücadele dedik, bu işe mücadele ile başladık, onunla ilerledik
ve yine ancak mücadele ile de başarıya ulaşabiliriz. Kürt kadını
her zaman serhildanların öncü gücü olmuştur. Kürt kadını her
koşul ve ortamda direnişin adresi olmuştur. Bu gün yine
kadınlarımız öncülüğünde serhildanların yükseltilmesine ihtiyaç
vardır. Özellikle ‘Êdî Bese!’ kampanyası temelinde
geliştirilecek eylemliliklerin, sürecin ruhuna ve kararlılığına
denk olması önemlidir. Gençlik salt bir iki gösteri, ya da basın
açıklamaları ile sürece bir yaklaşım içinde olamaz. DTP bu kadar
hedef haline getirilerek binalarına dönük bilinçli saldırılar
gelişiyor. Bu da konseptin bir parçasıdır, sindirme
politikalarıdır. Ama gençlik bu saldırıları geliştiren tüm
odakları hedefleyebilmelidir. Tüm AKP, MHP ve CHP kurum ve
kuruluşları hedef haline getirilebilinmelidir. Tüm Türk
metropollerinde savaşı geliştiren, besleyen tüm kuruluşlara
yönelim olabilmelidir. Savaş tercihimiz değil ama bize hep bir
tercih olarak dayatılmaktadır. Öyle ise bir kez daha
özgürlükteki ısrarımızı geliştireceğimiz eylemliliklerle
gösterebilmeliyiz. Gençlik eylem gücüdür. Bu güç en fazla bu
süreçte örgütlü ve radikal olabilmelidir. Özellikle gerillaya
katılımlar daha da gelişebilmelidir. Tüm gençlerimizin tüm bu
saldırılar karşısında verebileceği en anlamlı bir yanıtta budur.
Gelişen yönelimlerle birlikte katılımlar gittikçe artmaktadır.
Tüm gençlerimiz gerilla olma kararını alarak dağları mesken
tutmalıdır. Katılımların örgütlü hali alması süreç karşısında en
keskin yanıt olacaktır. Her alanda mücadeleyi geliştirmenin ve
ilerletmenin görevlerine sahip çıkararak dağlarımızda yükselen
direnişe bağlılık eylemlilikleri tüm alanlarımızda
gelişebilmelidir. Söz anlamını eylemlileştirdiği oranda korur.
Eylem gücü olarak özgürlükle olan yeminimizi
gerçekleştirebilmeliyiz. Özgürlük yeminine sahip çıkarak
direnişi taçlandıralım!
|