Gönderen: yildizdicle21 Tarih: 17.11.2007, 20:33:17 (3953 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
“Bu etkinlik biraz da mülteci bir etkinlik. En büyük umudumuz, bu etkinliğin bir gün en yakıştığı coğrafyada, kendisine en yakışan dille yasaksız yapılabilmesi. Bu mülteciliğin ve sürgünlüğün nihayet sona erebilmesi.”
Her yıl geleneksel olarak Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) tarafından düzenlenen Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinliği 15 yıldır gerçekleştiriliyor. 15.si 10 Kasım 2007 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde gerçekleştirilen etkinlikle, Kürtçe edebiyatın gelişimine katkı sunuluyor. Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinliği’nin 15 yıllık serüvenini; YXK üyesi ve 15. Hüseyin Çelebi Edebiyat Ödülleri Hazırlık Komitesi üyesi Seval Balcı ve Köln Üniversitesi’nde Pedagoji bölümü öğrencisi ve 15. Hüseyin Çelebi Edebiyat Ödülleri Hazırlık Komitesi üyesi Sibel Öksüz ve Sevda Balcı ile konuştuk.
Düzenlediğiniz etkinlik bir yıla yayılan bir sanat ve edebiyat çalışması. Eser toplama kampanyası ve hazırlık süreciyle nihayet dereceye girenlerin jüri tarafından belirlenmesi şeklinde bir seyir izliyor. Bu yıl bazı yenilikler de vardı...
Seval Balcı: Evet, gerçekten böylesi önemli bir sanat etkinliğini karşılayacak güçlü bir hazırlık süreci yaşandı. Bu yıl 15.sini gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizin hazırlıkları bundan dokuz ay önce başladı. Tabii bu Kürdistan Öğrenciler Birliği’nin 15 yıl süren ve bir gelenek halini alan bir etkinliği olduğu için daha önce kurulan sistemin ve işleyişin bu hazırlık sürecinde bize kazandırdığı avantajlar oldu. Ama yine de yoğun emek isteyen bir çalışma idi. Bu yıla kadar etkinliğimiz Kürtçe ve Türkçe olmak üzere şiir ve öykü dallarında iki kategoride yapılıyordu. Ve bugüne kadar katılımcıların öykü dalında bir, şiir dalında ise iki eser sunma hakları vardı. Bu kural bu yıl da değişmedi. Ancak önemli bir gelişim ve dolayısıyla değişim; Dimilki (Zazaca) lehçesini de ayrı bir dal olarak ele aldık. Bu bence çok önemli. Çünkü Dimilki hem günlük konuşma dilinde hem de edebiyat dilinde oldukça gerilemiş bir lehçe. Oysa Dimilki’nin geçmişte saray dili olduğu söyleniyor. Yani edebiyat ve sanatın en güzel işlenebileceği bir dil. Ancak bu konuda özellikle bulunduğumuz coğrafyada bu konuda yeterince bir duyarlılık yok. Farklı dil ve lehçelerden oldukça etkilenmiş. Şimdi Dimilki konuşan birçok insan, konuşmasına ya Türkçe ya da Kürtçe kökenli kelimeler karıştırıyor. Oysa bu kelimelerin çoğunun Dimilki karşılığı var. Biz bunu geliştirmek istiyoruz. Bu amaçla böyle bir kategori koymayı da geç kalmış bir adım olarak görüyoruz. Başlangıç itibarıyla üç öykü ve 14 şiirin gelmesini önemli buluyoruz ve bu ilginin gelecek yıllarda katlanacağına inanıyoruz. Bu yıl yaptığımız yeniliklerden biri de ilk kez ‘Hüseyin Çelebi Edebiyat Onur Ödülü’ vermemiz oldu. Ödüle layık görülen ise Diyarbakır’da yaşayan Renas Jiyan’dır. Bundaki amacımız; Kürtçe edebiyata katkıda bulunan genç yazarlara manevi bir destek sunmak isteği idi. Kürt halkının yeni Mehmet Uzunlar’ı yaratacak acıları, yaşadığı trajediler ve destansı bir direnişi var. Bunların insanlığa duyurulmasının en evrensel olan ve her kesimce kabul gören biçimi de edebiyattır. Bu konuda Hüseyin Çelebi gibi halkının acılarını dindirme iddiasında bulunurken sanatçı inceliği asla elden bırakmayan bir kişiliğin şahsında verilen ödülden daha anlamlı ve güçlü bir motive aracı yok diye düşündük. Ve böyle bir ödül vermeyi gerekli gördük. Yine Kürtçe’yi çok iyi bilen birçok insan var ama Kürtçe’yi bir edebiyat dili olarak ele alma konusunda -yani bir eleştiri değil- yeterince girişken değiller. Bunun çok uzmanlık gerektirdiğini düşünerek de böyle bir sonuç çıkmış olabilir. Ama bu işin içine girilmeden de bunun başarılmayacağı kesin. Bu yüzden bu konudaki girişimciliğe gereken cesareti vermek için böyle bir şeyi gerekli gördük ve tabii ki en çok da genç yazarları düşünerek yaptık bunu.
Etkinliğin içeriğine ilişkin biraz bilgi verebilir misiniz?
Sibel Öksüz: Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinliği’ni üç yıldır yakından takip ediyordum. Bu yıl da bu büyük etkinliği hazırlayan komisyonda yer aldım. Öncelikle bu etkinliğin amacını tekrar vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Başlangıçta kurucu üyemiz, onursal başkanımız Hüseyin Çelebi anısına bir grup genç öğrenci tarafından düzenlenen bu etkinlik, zaman içerisinde Kürtçe edebiyatın geliştirilmesinde katkı sunan yüzlerce insanın duygu ve düşüncelerini ifade ettiği, eserlerin biraraya geldiği bir platforma dönüşmüştür. Her ne kadar etkinlik Kürtçe ve Türkçe dallarında yapılsa da Kürtçe’nin etkinlik ve katılımcılar için ayrı bir yeri var. Çünkü Kürtçe yazılı eserler bundan çok daha öncesinden var edildilerse de, yazılı edebiyatın gelişim sorunları hep var olmuştur. Bunu tabii Kürtlere karşı uygulanan inkar ve imha politikalarından bağımsız değerlendirmek çok mümkün değil. İşte tam bu noktada etkinliğimiz, Kürtçe yazıma teşvik edebilecek ve Kürtçe edebiyatın geliştirilmesine fırsat yaratabilecek bir buluşma ve kendini ifade etme noktası oluyor. Bu etkinlik biraz da mülteci bir etkinlik. Almanya merkezli düzenleniyor, başta Kürdistan olmak üzere Türkiye ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden eserler katılıyor. En büyük umudumuz, bu etkinliğin bir gün en yakıştığı coğrafyada, kendisine en yakışan dille yasaksız yapılabilmesi. Bu mülteciliğin ve sürgünlüğün nihayet sona erebilmesi.
Etkinliği hazırlarken yaşadığınız zorluklar nelerdi?
Sibel Öksüz: Kürtçe dil ve edebiyatı tartışma düzeyi bizi en fazla zorlayan noktalardan birisiydi. Hangi dilde yapılırsa yapılsın, edebiyatı o dilin gelişim düzeyinden, karakterinden bağımsız ele almak çok mümkün değil. Edebiyatın varlığı biraz da, dilin kullanım düzeyine bağlı. Bir dili ne kadar konuşur, ne kadar hisseder ve ne kadar yaşarsanız, kendinizin ifadesi olan edebiyatı da o dilde o denli geliştirmeniz mümkün olur. Tabii bunun için o dilin ilk önce tanınmış olması bir eğitim ve öğretim dili haline getirilmiş olması gereklidir. O dili konuşan çocukların o dilde yazabilmeleri, okuyabilmeleri, oynayabilmeleri, rüya görmeleri gerekmektedir. Bütün bunlar her ne kadar ilkin politik arenada çözülmesi gereken sorunlar olarak var olsalar da, bu yönlü hizmet vermesi gereken Kürt kurumlarında da ihtiyaçlara göre projelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Ki biz hazırlıklarımız devam ederken bu alanda bir boşluğun olduğunu daha net gördük.
Hazırlık sürecinde en çok karşılaştığımız eleştirilerden biri de etkinliğin Türkçe yapılması idi. Bu noktada özellikle şunu belirtmek gerekir diye düşünüyorum. Amacımız özel olarak Türkçe edebiyatı geliştirmek değil. Belki aslında böyle bir katkımız da olabilir. Ama biz Türkçe’yi insanların kendilerini rahatça ifade ettikleri bir dil olması nedeniyle bu etkinliğin bir katılım dalı yapıyoruz. Keşke imkanlar el verse de, aslında Türkçe öykülerdeki, şiirlerdeki Kürdi tadı Kürtçe yazabilse katılımcılarımız. Ama belirttiğim gibi, bu neden Türkçe’yi sorgulamak yerine neden Kürtçe bu kadar eksik, Kürtçe yazımı geliştirmek için ne yapmalı ya da ne yapılmıyor şeklinde sorulursa, sorunun asıl kaynağına da inilmiş olur. Biz YXK olarak, bu yönlü bir proje hazırlığındayız; Kürtçe dil ve edebiyatın geliştirilmesi için diğer kurumlarla ortak çalışmalar yürüteceğiz. Yani çocuklarımız Kürtçe yazmaya başlayacaklar ki; geleceğin genç kalemleri, genç edebiyatçıları yetişsin.
Kürtçe edebiyatın yaşadığı sıkıntının benzerlerine diğer kültür dallarında da rastlamak mümkün. Ama zannederim Kürtçe edebiyat bu yönlü piyasasını oluşturamayan önemli bir dal. Oysa durum mesela müzikte çok farklı. Bu işin artık bir sektörü var. Edebiyatın sektörü olur mu, olması gerekli midir? Bu da tartışmaya değer bir konu. Ama en azından bu dalın gelişebilmesi için olanaklar daha da zorlanabilir, genç yazımcılar desteklenebilir, ya da okullar açılabilir. İşte o zaman Kürtçe edebiyat tartışılır bir dal haline gelir. Kürtçe, çocuk ve genç edebiyatı yaratılabilinir, Kürtçe romanlar çoğalabilir, sevgili Mehmet Uzunlar’ın çabası devam ettirilebilinir. Ki Kürtlerin anayurdu bağrında insanlığa ait bütün sesleri, sözleri, öyküleri taşımakta.
Bu seneki etkinliğinizde Seçici Kurul üyelerinizin çoğu kadındı. Bu seçimi özellikle mi yaptınız?
Sibel Öksüz: Evet. Jürimiz zaten bir yarışma jürisi olmaktan öte, bir değerlendirme ve teşvik kurulu. Bu kurulda kadın renginin olmasına özen gösterdik. Çünkü böyle bir etkinliği kadın estetiği ile sunmak istedik... Biz de öğrenciler olarak, toplumun ilerlemesine katkı sunabilecek isimler olarak, kadını bir edebi güzellikle, edebiyatı bir kadın güzelliğiyle etkinliğe taşırmak istedik. Tabii kadını yansıtmak, sadece böyle etkinlikte yer alan kadın sayısını çoğaltarak başarılabilecek bir olay değil. Bunun için toplumsal olarak kat edilmesi gereken bir yol var. Etkinliğe eser gönderen kadın sayısı geçen yıllara oranla daha fazla olsa da, kadın kalemlerin özgürleşmesi gerekliliği, bizler için hep güncel bir konu. Kadının duygusu ve düşünü özgürleştikçe ancak o toplumun sözü ve edebiyatı özgürleşecektir. Bir Kürt kadın edebiyatından söz etmek mümkün olacaktır. Bunun için daha uzun bir yolumuz var gibi. Gencecik ömürlerine, “namus” derdine ölümler yakıştırılan kadınlarımızın, okuma yazma oranı çok yükseklerde seyreden kadınlarımız, özgürlük için direnen yürekli kadınlarımız, analarımız olan kadınlarımız... Hepsinin seslerini de biraraya getirebildiğimiz bir etkinlik olmayı hedefliyoruz.
Etkinliğinize katılanların genel bir profili var mı? Ödül alan isimlere baktığımızda daha çok cezaevlerinden gönderilen eserler var...
Seval Balcı: Evet. Bu yıla kadar cezaevindeki siyasi tutsaklar ağırlıkta eserleriyle katılıyorlardı. Belki o koşullar; üretimin sağlandığı tek alan olduğu için böylesine bir ilgi vardı. Ama bu yıl üniversite öğrencileri, edebiyat öğretmenleri, edebiyatla amatörce uğraşan, akademik eğitim alan kesim ağırlıktaydı. Hüseyin Çelebi edebiyat etkinliğine ağırlıkta Kürdistan’dan ve Türkiye’den katılımlar yoğun oldu. Bu bizim oldukça sevindiğimiz bir gelişme oldu. Çünkü edebiyat ve sanat insanların düşüncelerini geleceğe taşıran ve eğer güçlü bir ifade söz konusuysa geçerliliğini çağlar boyu koruyan bir dal. Kürt halkının buna ihtiyacı var diye düşünüyoruz. Düşüncesini diğer toplumlara en güzel biçimde anlatabileceği önemli bir mücadele sahası.
Sizce düşüncenin, sanata ve edebiyata aktarılmasında dilin ne gibi bir önemi var? Dil birincil koşul mu size göre?
Seval Balcı: Daha önce etkinliğimizin Seçici Kurulu’nda yer alan ve “Biz Kürtler dünyadan kopuk yaşamaya alıştırılmışız” diyen Kawa Nemir Kürtçe’nin zengin ancak işlenmemiş bir dil olduğunu söylüyor. Bu çok doğru bir belirleme. Çünkü Kürtlerin düşüncede ve dilde egemenlerin hegemonyasından kurtulması çok önemli. Bu Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin çok önemli bir parçası. Bunu böyle görmeyen kim olursa olsun özgürlük mücadelesinin de anlamını yeterince bilince çıkarmamış demektir. Yani Kürdistan ülkesinde egemenlik kuran Arap ve Türk devletlerinin ve birçok egemenin oluşturmak istediği de bu. Bunu düşüncede aşmadıktan sonra geliştirilen tüm çabaların altı boş kalacaktır. Tek saha da dil ve edebiyat. Kaldı ki Avrupalılara kendi haklarımız, kültür ve dilimiz üzerinde ne kadar baskıya uğradığımızı, ne kadar sömürüldüğümüzü anlatırken onlar şu tuhaf çelişkiyi hemen görüyor. ‘İyi de sen Türkçe konuşuyorsun!’ İşte kendi kültürümüzü, dilimizi, kimliğimizi bir başka dilden anlatmak böylesi trajikomik bir durum. Hele de konu edebiyat ve sanat olunca dünya halkları tarafından tanınmak, kimliğimizi dünya üzerinde yaşayan insanlara kabul ettirmek ancak böyle bir yöntemle olur. Mesela Orhan Pamuk’u dünyada tanıyanların sayısı Türkiye Başbakanı’nı tanıyanlardan daha fazladır. Yani kendi kimliğimizi kültürümüzü siyasetle ilgilenmeyen kesimlere de taşırmak ancak Kürtçe’nin bir sanat ve edebiyat dili haline getirilmesiyle olur. Etkinliğimiz bu yönüyle Kürtçe edebiyatın, sanatın gelişimine biraz da olsa katkıda bulunabilmişse bu bizi ancak mutlu eder. Kürtçe’nin sevdirilmesi, okunur hale getirilmesi, okuyucunun evrensel edebiyatı Kürtçe okuma olanağına sahip olması da bizim için çok önemli. Etkinliğimizin başlangıç döneminde katılımcılar büyük bir heyecan duyuyor. Daha önce belirttiğim gibi bu en çok da zindandakiler için geçerli bir durum. Bu süre içinde sürekli Kürtçe düşünüyor, kafasından geçen birçok düşünce duygu Kürt renginde. Bunların kaçta kaçının dışa yansıdığı çok önemli değil bence. Çünkü bu etkinlik birçok kişiyi Kürtçe düşünmeye itiyor. Bu başarıldığında daha önce de söylediğim gibi yaşanan acılar, direnişler ve hani derler ya yürek çatlatan derecede yoğun duygular akacak bir yer buluyor. Bütün bunlar Kürtçe sanat ve edebiyatın gelişmesinde küçük görünse de çok önemli adımlardır.
Tabii katılımcıların büyük düşünsel emek harcayarak bize büyük zorluklarla ulaştırdıkları bu eserleri topluma aktarmak gibi bir görevimiz de var. Bu aslında başta Hüseyin Çelebi arkadaş olmak üzere bu etkinliğe yıllarca emek harcamış arkadaşların (hazırlık ve katılım ) emeklerini de kalıcılaştırmak anlamında bizim için bir gönül borcu aynı zamanda. Ama bunun yanında edebiyatı ve sanatı Kürt renginde yeni nesile sevdirmek gibi bir görevimiz var. Bu yüzden hepsi ayrı bir anlam taşıyan bu eserleri kitaplaştırarak sanat severlerin hizmetine sunmak önemli. Bu çalışmanın ürünlerini kalıcılaştırmak anlamına gelecek.
Ayrıca eserleriyle etkinliğimizi güçlendiren tüm katılımcılar başta olmak üzere, gelen eserleri titizlikle okuyan ve değerlendiren Seçici Kurul üyelerine, bizi bu yolda destekleyen Kürt basınına, dostlara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.
ZİLAN DİYAR
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|