Basından Seçmeler: Ortadoğu'da beslenen kan şelalesi
Gönderen: rojin0621 Tarih: 08.12.2007, 22:38:33 (1070 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
ABD'nin hegemonya yörüngesini pekiştirme politikalarına İsrail, İran, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, Hamas, Hizbullah gibi yerel güçlerin ortak bir özgürlük cephesinde buluşamamaları Filistin ve Lübnan'da kan şelaleleri doğurabilir.

Çünkü Washington, Tel Aviv, Tahran, Şam, Riyad, Gazze gibi özgürlükleri dıştalayan merkezlerde fikri sonbahar yaşanıyor. Öyle bir noktadayız ki birbirlerini anlamak, tanımak yerine yoketme üzerine kurgulu stratejiler nedeniyle bölge alev topuna dönebilir. Böyleyken Filistin'de biriken öfkenin bir İsrail devriyesinin Gazze'de kontrolden çıkarak araçlara ticari yükleme yapan 4 işçiyi ezmesiyle başlayan 1. İntifada'nın 20. yıldönümü de geçmişi sorgulama şeklinde değerlendilmiyor.

Bu süreci hatırlamak, dünyanın neresinde olursa olsun benzer sonuçlar üreten halklarla kültürleri yok saymanın doğurduğu sonuçları tartmak, analitik süzgeçten geçirerek bugünü duygusal ölçekler yerine eşitlikçi rasyonel perspektifle okumak ve yarını barış üzerine kurgulamak zorundayız.

8 Aralık 1987'de başlayan 1. İntifada sırasında İsrail yönetimi FKÖ'yü bölmek, iç sorunlara hapsetmek, mücadelesini boğmak için Hamas'ı öne çıkarıyordu. O Hamas, FKÖ'ye büyük darbe vurdu, ele geçirdiği Gazze'yi şeriat kurallarıyla yönetmek için halk üstünde İran ve Taliban tarzı baskı uyguluyor. Detaylara girmeden Annapolis konferansı ışığında beklentiler, konferanstaki uzlaşma takvimi çerçevesinde Hamas ve destek aldığı güçlerin rolünün ne olduğu, ne yapabileceklerine geçeceğiz.

27-28 Kasım'daki ABD-Annapolis sonrası 12 Aralık müzakere süreci gelirken, Filistinliler 2008'de tarih sayfalarında tanınmış, sınırları konusunda İsrail'le anlaşmaya varılmış noktaya gelecek mi?

Filistin gerilla hareketinin Lideri Yaser Arafat'ın 15 Kasım 1988'de Filistin Bağımsızlık Bildirisi'ni yayınlayıp Filistin Devleti'nin kuruluşunu ilan etmesinin üzerinden geçen 19 yılda yapılan görüşmeler ve anlaşmalar istenilen sonuçları doğurmazken, 1 yıl içinde anlaşmaya varılacak mı?

Bu soruların yanıtı Ortadoğu coğrafyasında bugünkü ittifak ve denklemlerin kısa sürede mi uzun sürede mi değişeceğine bağlı. Bu da Filistin, Mısır, Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan ve Lübnan'daki aktörlerin ikna edilmesi, İran'ın devre dışı bıraklılmasıyla mümkün. Suudi Arabistan'ı ABD ikna edebilir, Suriye'nin durumu İran'ın devre dışı bırakılma operasyonuna bağlı. Ürdün Filistinli mülteciler sorunu çözülürse rahatlatılır. Filistin, Lübnan ve Mısır'daki köktendinci aktörlerin durumu fay hattında stres biriktirecektir. Bunun türevi siyasal sarsıntıları ve dengeleri yeniden sorgulatacak artçı şoklardır. İsrail'le daha önce savaşmış ve bir dönem Sina Yarımadası'nı kaybetmiş, Camp David sürecinde Filistin davasını yüzüstü bırakmış Enver Sedat gibi bir devlet başkanı çıkarmış, Hamas'ı kuran Şeyh Ahmet Yasin'i yetiştirmiş Mısır faktörüne geçmeden önce Hamas ve işbirliği yaptığı Lübnan'daki Hizbullah'a pencere açalım

Hamas ve Hizbullah

Özgürlüklerin esintileriyle beslenmediğinden fikri sonbahar durumundan dolayı yaprak dökümü yaşayan ne Bush ne Ortadoğu Dörtlüsü'nün Temslicisi Tony Blair ne de Annapolis'ten 2 gün sonra BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'ın Barış Süreci Özel Koordinatörü olarak atadığı Hollandalı diplomat Robert Serry 2008'de uzlaşma sağlayabilir. BMGK'nin Suriye gibi Arap ülkelerinin 67 Savaşı sonrası kabul etmediği 242 sayılı 'Bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlığıyla, güven ve barış içinde yaşama hakkının' kabul edilmesi gerektiğini içeren kararının üstünden 40 yıl geçti. O dönem Filistin devletini hesaba katmayan bu gibi kararlar nedeniyle çatışmalar durulmadı, bugün de Hamas bahane ediliyor.

Nasıl değerlendirilse değerlendirildin artık bölgede bir aktör olan Hamas'ın hesaba katılmaması, adaletli bir anlaşma zemini ortaya konmaması gibi nedenler dururken, Annapolis mutabakatında belirtildiği gibi iki devletli anlaşmanın 2008 sonuna kadar tamamlanmasını düşünmek hayalperestlikle eşdeğerdir.

Verilere göre nüfusa yüzde 76.2'sı Musevi, yüzde 19.5'i Sünni Arap, yüzde 4.3'ü Dürzü inancına sahip halktan oluşan İsrail'in milyonlarca Filistinli mültecinin geri dönüşüne onay vermesini düşünmek sadece iyimser beklenti düzeyinde kalır.

Çoğunluğun kabulleneceği bir anlaşmanın çıkmayacağının belirtilerinden biri Annapolis'in hemen ardından yapılan Abbas-Mübarek görüşmeyle aynı gün İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde roket saldırısı olduğu gerekçesiyle Han Yunus Mülteci Kampı'ndaki Hamas'lılara yönelik düzenlediği hava saldırısında 5, sınır boyunda da 1 Filistinliyi öldürmesi oldu. Bu bir nevi Hamas'ı kışkırtmaya dönük olarak da değerlendirilebilir.

Hazır Arap ülkeleri de umutlandırılıp bir noktaya çekilmişken Hamas'a yönelik çeşitli bahanelerle kapsamlı operasyonlar ve suikastler bekleyebiliriz. Kaçırılan İsrailli asler Gilad Shalit'i de hâla elinde tuttuğu düşünülen Hamas cephesi ise Annapolis'i boşa çıkarmak için sessiz beklemeyecek. İsrail ilk kapsamlı saldırıyı başlatmazsa bile Hamas bir şekilde El Fetih ve İsrail'e dönük eylemler üretmek zorunluluğu duyacaktır. Buna İran da etrafındaki kıskaç daralırken Hamas üzerindeki yönlendirici basınıcını ve Irak El Kaide'sinin bölgede zemin bulma çabasını ekleyebiliriz. İsrail'e karşı bağımsızlık haklarını gerçekleştirmesi için oy verilen Hamas, İran gibi askeri destekten yoksun kalma olasılığı ya da Annapolis konferansındaki uzlaşmaya sessiz kalmasının getireceği erimeyle yüzleşmek labirentinde tercihini saldırı stratejisinden yana kullanacaktır. Burada yanına Lübnan'daki Hizbullah ve mülteciler içindeki grupları da alması sözkonusu olacak. Bu kolay olacak çünkü Hizbullah da Annapolis sürecinde eritilmesi düşünülen bir örgüt.

Abbas için zor dönem

Filistin Devlet Başkanı Ebu Mazen (Mahmud Abbas) bu süreci nasıl kotaracak? Önündeki önemli konulardan biri mültecilerin dönüşü. Milyonlarca mültecinin dönüşü İsrailliler için büyük yer değiştirme ve gösterilen başka yerlere göç anlamı taşıyacağından Olmert hükümetinin buna gücü yetmez. Abbas mültecilerin dönüşü konusunda taviz verirse Hamas kazançlı çıkacak, El Fetih itibar kaybedecek. Filistinlilerden büyük oy desteği alan Hamas müzakerelere dahil edilirse ortak payda yakalanabilirdi. Ancak 19 Haziran'da El Fetih'in en üst karar organı Merkez Komitesi, Hamas'la tüm ilişkileri kesme kararı alırken, Hamas'ın üst düzey yöneticisi Halil El Hayya, Gazze'de yaptığı açıklamada Haniye hükümetinin iş başında olduğunu, Feyyad hükümetini tanımadıklarını kaydetmişti. Annapolis'in öngördüğü 1 yıl içinde de tanıması beklenmiyor. Abbas Hamas'ın son dönemdeki diyalog çağrılarına yanıt verme ihtimali olsa da çatışmasız dönem kısa sürer. Annapolis'le kritik eşiğe sürüklenen Hamas, ABD ve İsrail'in kendilerini boşa çıkarma ekseninde müzakere yürüteceğinden yola çıkarak ikili iktidarı korumaya ve El Fetih'e darbe vurmaya çalışacak. Batı Şeria'da Gazze'deki gibi bir halk desteği sağlayamazsa silah kullanma seçeneğini tercih edecektir. Bu durumda Ebu Mazen erken seçim kartıyla birlikte, Ortadoğu Dörtlüsü'nü de arkasına alarak sert bir karşı harekata girişebilir. Bu durumda kanlı şelalenin nereye ulaşacağını kestirmek zor. Bu durumda meclis seçimi süreci sağlıklı işlemeyecektir. Yeni Devlet Başkanlığı seçimlerinde de El Fetih'in Abbas yerine başka bir isme yönelmek zorunda kalması en güçlü ihtimallerden. Aksi El Fetih, Abbas'ı ilk devlet başkanlığı seçiminde kenara almazsa hezimeti peşinen kabul etmek zorunda.

Bush Kudüs imzasını geri çekecek mi?

Bush'un projesi Annapolis'in başarısının önündeki engelelrden biri 2. İntifada'nın beşiği Kudüs. Bush'un kasasında bulunan ve 2002'de Başbakan Ariel Şaron'u ihya etmek için Kudüs'ün İsrail'in başkenti olduğuna dönük Kongre kararını imzaladığı unutulmamalı. Annapolis'le düğüm çözülmeye çalışılırken, ihtilaf noktalarının giderilmesini engelleyen önemli parametrelerden biri Hristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik'in kutsal saydıkları Kudüs. Bugüne kadar uğruna Haçlı seferleri yapılmış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, işgal edilmiş, yağmalanmış, birçok kez el değiştirmiş bir kent. Haçlı seferleriyle bir kez daha kanla yıkanan Kudüs, Kürt Komutanlardan Selahaddin Eyyübi'nin 12. yüzyılda Haçlılardan alması sonrası da barış yüzü görmedi. Aynı kökten gelen fakat dinleri farklı olan Arap ve İsrailliler varoluş gerekçesi yaptı Kudüs'ü. İsrail kuruluşundan sonra 23 Aralık 1950'de Kudüs'ün artık başkentleri olduğunu ilan ederken, Filistinliler de Kudüs'ün başkent olmayacağı bir devlet düşünmüyor. 1967'deki 6 Gün Savaşları'nı askeri zaferle tamamlayan İsrail Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Gazze'nin yanında Mescidi Aksa'nın (Harem-üş Şerif) da bulunduğu Doğu Kudüs'ü de işgal etmişti. İsrail 1980'de bir adım daha atarak Knesset'te (Meclis) Kudüs'ün İsrail'in değişmez başkenti olduğuna dönük bir tasarı çıkardı, 1989'da Müslümanların kutsal saydığı Mescid-i Aksa ve çevresinde kazı çalışmaları gerçekleştirerek gerilim ateşini yükseltti.

8 Ekim 1990'da Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırıda 30 Filistinli öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. 27 Eylül 1996'da kentteki Kubbet-üs Sahra'nın altına tünel açtırması yine ayaklanmaya nedne oldu. Birkaç gün içindeki olaylarda 80 kadar kişi yaşamını yitirdi.

28 Eylül 2000'de Şaron'un Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesi 2. İntifada'nın fitili oldu. Her iki intifada döneminde çocuk, kadın ayrımı yapmadan İsrail ordusunun yönelimi yüzlerce can aldı. Hamas 2 Aralık 2001'de Kudüs ve Hayfa 4 bombalı saldırıda bulunurken 26 kişi hayatını kaybetti. Aralık 2001'de Kudüs'te yeni bombalı eylem gerçekleşince İsrail, Gazze ile Batı Şeria'da Yaser Arafat dahil birçok kişiyi ve evi hedef alan saldırılarda bulundu. Eylül 2002'de Kudüs'ün İsrail'in başkenti olduğu kararını içeren tasarısı ABD Kongresi onaylayarak Bush'a gönderdi. Bush da ekim ayında bu tasarıyı onayladı. Arafat bu tasarıya 5 Ekim 2002'de misillemede bulunarak Doğu Kudüs'ün Filistin Devleti'nin başkenti olduğuna dönük tasarıyı onayladı.

İsrail'in 2005'te Mescid-i Aksa'ya Kudüs kimlikli ve 40 yaş üstü olanların dışında hiçbir Müslümanı sokmama kararını hayata geçirmesi de tepki çekerken, 2007'de bir kez daha Mescid-i Aksa'da arkeolojik çalışma adı altında kazılar başlatılması nedeniyle sertleşen iklim dinmiş değil. Uğruna bu kadar kan akıtılan, iki tarafın da varaoluş gerekçeleri arasında yer alan Kudüs kimde kalacak? İkiye bölünüp iki ülkenin de başkenti mi olacak? Bu sorunun yanıtı bulunursa mültecilerin dönüşü ya da mübadele gibi diğer ağır sorunlar üzerinde müzakereler kolaylaşır. Ancak iki taraf da o noktada görülmüyor.

Mısır faktörü

Annapolis sonrası müzakere sürecinde etkin rol oynayacak ülkelerden biri de Mısır. Mısır anlaşma zemini için hesaba katılması gereken ülkelerin başında geliyor. Bir yandan Gazze'ye dolayısıyla Filistin'e soluk aldıran sınır konumunda. Diğer yandan Mısır Arap dünyasında askeri ve siyasal güç olarak etkili pozisyonda bulunuyor. Mısır'da ortaya çıkan cihad ve şeriat isteyen Müslüman Kardeşlerin bugünkü bağlantıları Filistin'de Hamas gibi örgütlerden Pakistan'daki Cemaati İslamiye'ye kadar uzanıyor. Hasan El-Benna Müslüman Kardeşler'i kurduktan sonra örgütlenme rotasını tek ülkede değil bütün İslam dünyasına nüfuz etmek için çizmişti. Ortadoğu yörüngesinde Müslüman Kardeşler şemsiyesi kardeş Abdurrahman El Benna tarafından Filistin'de de 2. Dünya Savaşı'ndan hemen önce açılmıştı. Bugün zaman zaman Filistinliler Gazze'den Mısır'a giderek nefes almaya çalışıyor. Bu zaman zaman İsrail'in sınırı kapatması ve Kahire ile gerginliğe neden olmasını da doğurabiliyor. Hamas'ın Mısır halkıyla bağları aile saltanatı üzerine ve ABD yardımlarıyla iktidarını inşa etmiş olan Mübarek yönetiminin de korkulu rüyası.

Kahire'nin Arap dünyası ve Filistin bölgesindeki ağırlığından dolayı Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Annapolis konferansının hemen sonrası Mısır'a geçerk 1 Aralık'ta Devlet Başkanı Mübarek'le görüştü. Müslüman Kardeşler'in giderek sivil hayata nüfuz ettiği Mısır'da toplumsal dokunun giderek katı İslami kurallara eklemlenmesinin hız kazanmasında etkili olan faktörlerden biri Filistin sorunu motifli ajit-propaganda. Burada araya bir parantez koymak gerekir: Sorun radikal dinci örgütler tarafından ilkeli, özgürlük hedefli çalışmalar şekinde ele alınacağına; sadece köktendinci hedeflerin siyasal ve toplumsal siteme yerleştirilmesi olarak öne çıkarılsa da destek buluyor. Mübarek için bu tablo önemli tehdit olarak algılandığından Annapolis sürecinin anlaşmayla noktalanması için elinden geleni yapacaktır.

Lübnan'daki krizin yansıması

Müslüman Kardeşler, Tahran, Şam, ABD, Fransa, Suudi Arabistan gibi aktörlerin etkinlik mücadelesi verdiği ülkelerden biri olan Lübnan'da cumhurbaşkanlığı seçimi krizi yaşanıyor. 3'te iki çoğunluğu yakalamak için seçilecek Maruni aday üzerinde Hizbullah ve Emel kanadının uzlaşması gerekiyor. Suriye ve İran desteğini alan Hizbullah ve Emel grubu olur vermeyince seçimler 5 kez ertelendi. 24 Kasım'dan bu yana ülkede cumhurbaşkanı koltuğu boş. Gelinen kaynama noktasında Genelkurmay Başkanı 1. derecede memur statüsünde olduğundan aday olması için 2 yıl önceden istifa etmesi gerekmesine rağmen yasanın değiştirilip Genelkurmay Başkanı Michel Süleyman üzerinde uzlaşma sağlanmaya çalışılıyor. Lahud'un görev süresi dolup Bakanlar Kurulu cumhurbaşkanlığı görevini üstleninde Batı yanlısı grup avantajlı konuma geçti. Bu durumda Hizbullah bir isim üzerinden kerhen de olsa uzlaşmaya meylederek şansını deneyecektir. Ancak Cumhurbaşkanı seçimi sonuçlansa da tansiyon düşmeyecektir, çünkü ordudan sonra en büyük silahlı güç Hizbullah, ABD yanlısı hükümetin istifa ederek seçim sürecini başlatması talebinden vazgeçmeyecektir. Buradaki güçlü bir çalkantı Ortadoğu'da stratejik dalgalanmalara neden olabilir. Annapolis'in başarısı Hizbullah'ın da tasfiye sürecini erkene alacağından Hizbullah bu dönemde Hamas'la ilişkilerini derinleştirecektir. Sonuç olarak Filistin'de Hamas, Lübnan'da Hizbullah, ABD Başkanı Bush'un politikalarını boşa çıkarmak için elinden geleni yapacaklar. Washington'un halkları, hiçe sayan ilkesiz, çelişkiler içinde yüzen tutumu ellerine güçlü kozlar veriyor. İran ve Suriye'den aldıkları askeri ve mali destek ve örtüşen hedefleri nedeniyle, Tahran ve Şam'ca uygun görülen zaman diliminde ABD ve İsrail hedeflerine yönelik saldırılara geçecek pozisyondalar.

M. ALİ ÇELEBİ
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Öcalan: Penceremden görünen iki ağacı da kestiler
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· Türk ordusu Lice'de ağır darbe aldı
· Her onurlu Kürt direnecektir
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· DTP’den Zaman’a yalanlama

Basından Seçmeler
· Babam heval Beşir
· ANF Türkiye’de dördüncü kez yasaklandı
· Engin Çeber soruşturması tamamlandı: Şüpheli sayısı 60
· Ankara'da Kürt karşıtı Diyarbakır'da Kürtsever
· Roj Tv Türkiye'de reyting rekorları kırıyor
· ‘Hun bıxêr hatin’ dedi 7 ay hapis cezası aldı
· Ergenekon ve Ümit Fırat
· Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç Söz
· Le Monde Öcalan’ın tutukluluk koşullarını yazdı
· Kürt sorununa pompalı demokrasi

© Rojaciwan.com