Gerilladan yazılar: Son 30 yılda Newroz!
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 21.03.2008, 11:08:59 (1384 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
KANDİL - Unutulup yok olmakla yüz yüzeyken otuz yıl içinde milyonların katıldığı ve uğrunda büyük bedellerin ödendiği gün Newroz. Çok kritik aşamalardan geçen ve her adımda tüm toplumu derinden sarsarak kar topu gibi her adımda büyüyen Newroz’un yakın geçmişi incelenmeyi gerektiriyor. Bu otuz yılı gün be gün yaşayanların anlatımıyla Newroz’un yaklaşık otuz yıllık yakın geçmişi.

Günümüzde milyonlarca insanın katılımıyla kitlesel gösterilere sahne olan ve dünyanın birçok yerinde kutlanan 21 Mart Newroz bayramı Türkiye’de hala kutlanmasına izin verilmeyen, yasak bir bayram. Derin tarihsel ve kültürel bir geçmişi olan ve Kürtler başta olmak üzere birçok Ortadoğu halkı tarafından özgürlük ile özdeş sayılan Newroz bayramını kutladıkları için Türkiye’de yüz binlerce insan baskıya, işkenceye maruz kaldı ve binlerce insan bu uğurda yaşamını yitirdi.

Devletin her türlü yasaklamasına rağmen Newroz bayramı 1980’li yılların sonlarında Cizre ve Nusaybin’de on binlerce insanın katıldığı kitlesel gösterilere sahne oldu. Çok kısa sürede, 1991 yılında devlet yetkililerinin de kabullendiği Newrozlar, Bahar Bayramı, Türklerin Ergenekon’dan çıktıkları gün gibi isimlerle nitelendirilerek resmi kutlanmak istense de halk bu kutlamalara fazla ilgi göstermedi. Sokaklar yine Newrozları tarihi ve kültürel içeriğine göre kutlamak isteyen kitleler ile güvenlik güçlerinin çatışmalarına ve devletin baskıcı-inkarcı politikalarını protesto etmek için bedenlerini ateşe verenlerin eylemlerine sahne oldu. Baskılar artıp, Kürtler yerlerinden edilerek göçe zorlandıkça Newrozlarda Avrupa başta olmak üzere Kürtlerin gittiği her yerde kutlanmaya başladı.

Newrozlar 2000’li yılların başında yüz binlerce hatta milyonlarca insanın katıldığı dev kitlesel gösterilere dönüştü. Newroz bayramının yaklaşık 30 yıl gibi kısa bir sürede devlet yetkilileri de dahil olmak üzere her kesimden insanın sahiplendiği bir gün haline gelmiş olsa da bu dönem Kürtler ve Türk devleti arasında çok büyük bir çatışma ve mücadele ile geçti. Bu dönemleri yaşayanlar Newrozların hangi aşamadan bugünkü düzeye getirildiğini olaylar ile anlattılar.

1970’LERDE NEWROZ

Kendisi Maraşlı Kürtlerden olmasına rağmen 1980’li yıllara kadar da Newroz’u bilinmediğini, Türk devletinin onlarca yıl uyguladığı asimilasyon politikaları sonucunda yörede yaşayan Kürtlerin de Newroz bayramın unuttuklarını söyleyen Elif Ronahi, böylesi bir bayramın varlığından haberdar olanlarında bu günü kutlamaktan korktukları için çok fazla dillendirmediklerini belirtti. Ronahi, 1970’li yılların sonlarında yaşanan bir olay ile yöre halkının o günkü gerçekliğini şu şekilde ortaya koydu:

“Bir akşam saat 8 civarlarında bulunduğumuz köyün karşısındaki iki dağın tepesinde ateş yakılmıştı. O ateşler yakıldığında köydeki halkın hepsi ne oluyor diye meydana çıktı. Halktan silahı olan silahını alıp gitti ateşin başına. Ateşin etrafını silahlarla taradılar. Bu neyin nesidir diye köylüler sabaha kadar yatmadı. O dönem hatırladığım kadarıyla kontrgerilladan da bahsediliyordu. Kontrgerillanın köye saldırıları mı var, devletin örgütlediği bir şey mi diye köylüler sabaha kadar nöbet tuttular. Diğer gün sabah halkın içinde, ‘Kürtler her yıl 21 Mart’ı Newroz bayramı olarak kutuluyorlarmış, bu yüzden ateş yakılmış’ diye bir tartışma geçti. Fakat bunun içeriğine ilişkin kimse çok fazla şey bilinmiyordu. Yaşımız çok fazla büyük olmadığı için halk tartışırken bizde onların arasına girerek ‘bu neyin nesidir’ diye anlamaya çalışıyorduk. Newroz’u ilk böyle duydum.”

İnsanların bir taraftan kültürel gelenek olarak da anımsadıkları için kutlamak istedikleri ama diğer taraftan yaşadıkları derin korkular yüzünden yaptıklarının anlaşılmamasından korktukları için kutlamaya çekindikleri Newroz bayramlarının 1980’lere ulaşana kadar siyasal ve güçlü kitlesel yanının kalmadığına dikkat çeken Engin Karaaslan, Newrozlara ilişkin anımsadığı ilk olaylara ilişkinin şunları aktardı; “Ben daha küçükken annem bazen sağda solda çıralar yakıyordu, bizde damda ateşler yakıyorduk. Ama bunun niçin ve neden yakıldığını da kimse fazla bilmiyordu.”

EN ÖNEMLİSİ ATEŞİ DAĞIN BAŞINDA YAKMAK

1980 yılına kadar ki dönemlerde Newrozların sadece devrimci-demokrat kesimler ile Kürt milliyetçisi kesimler arasında kutlandığını hatırlatan Mustafa Ciziri, Newroz ateşinin direnişin ve özgürlüğün sembolü olduğunu, bu yüzden o dönem Newrozları en önemli kutlama biçiminin dağların zirvelerinde veya halkın görebileceği yerlerde yakmak olduğunu vurguladı.

Hatıralarını tazeleyen Ciziri, o günleri şöyle andı; “En önemli mesele ateşi dağların başında yakabilmekti. Çünkü o ateş Kürdistan halkının özgürlük, mücadele ve direniş sembolüdür. Bu yüzden 20’yi 21’e bağlayan gece mutlaka o ateşin yakılması gerekiyordu. Bunu da devrimciler örgütlüyordu. Devrimciler yurtsever insanların çocuklarını örgütleyerek dağların, tepelerin başına lastik, ağaç gibi yakılabilinecek malzemeleri bir hafta öncesinden çıkartıyorlardı. 20 Mart’a güneşin battığı anda ateş yakılır, o anda silahı olan herkes havaya ateş ederdi. Bu arada birbirine güvenen insanlar bir araya gelerek Newroz’u kutlarlardı. Fakat bu öyle görkemli karabalıklarla değildi. O dönemde Newroz’u kutlamak yasak olduğu için yapılan gösteriler kitlesel değildi, hatta gösterilen sevinç bile gizli oluyordu. Newroz kitlesel bir şekilde PKK ile birlikte kutlanmaya ve halka mal edilmeye başladı.”

Newroz’u kutlamanın halkta yarattığı korkunun biçimini ise Ciziri şöyle ifadelendirdi; “Halk bu kutlamalardan çok korkuyordu. Bu kutlamalara katılanların aileleri ‘çocuğumuz yakalanacak, tutuklanacak’ diye korkarlarken, bazı kesimler ‘Devlet başımıza çökecek. Bunlar evimizi yakıp, bizi öldürtmek mi istiyorlar.’ diyerek yapılan gösterilerinden bile korkuyorlardı. Halkın çoğunda bu korkular olmasına rağmen belli kesimler Newroz ateşini yakmaya devam etti, buda yurtseverlerin büyük sempatisini topladı.”

‘HALK KURTARICI BEKLİYORDU’

Tamda bu dönemde 12 Eylül askeri darbesi oldu. Kendilerine devrimciyim, demokratım, Kürt milliyetçisiyim diyenler de darbe ile tutuklanıp, ortamda tam bir terör havası estirildi. 1980’li yılların başlarında değil Newrozları kutlama, insanlarda can telaşının egemendi.

Bu yılları Ciziri şöyle anlatıyor: “80’e kadar ki dönemde birçok fraksiyon vardı. Kürdistan’da birçok dernek, örgüt ve parti vardı. Herkes Kürdistan’ı kurtaracağız iddiasındaydı. İşte ‘Kürdistan’ın bağımsızlığı için parti, örgüt kurduk’ diyorlardı. Fakat 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte herkes ortadan kayboldu. 12 Eylül darbesiyle halk büyük baskı ve işkence gördü. Hatta diyebilirim ki, Kürdistan genelinde 500 bin insan işkencelerden geçirildi. Binlerce insan cezaevlerine alındı. Köyler komple işkencelerden geçirildi. Silah getirip teslim etmeyenler ağaçlara bağlanıp, günlerce askıda bırakıldı. Ne zaman ki bir silah bulup, teslim edinceye kadar insanlar askıdan indirilmiyordu. Halkımız bu şekilde büyük baskı gördü. Buna karşılık her hangi bir şeyde yapamayınca, kendilerini içine düştükleri durumdan çıkaracak bir kurtarıcı arıyorlardı.”

DİYARBAKIR ZİNDANINDA YAKILAN İLK NEWROZ ATEŞİ

Halk korkutulup sindirilince 1980’li yılların başlarında Newroz ateşi Türkiye’nin hiçbir yerinde yakılamadı. Korkunun hakim olduğu bu yıllarda Kürtlerin direniş ve özgürlük günü Newroz tamamen unutulmakla yüz yüzeyken, Diyarbakır zindanlarında PKK hükümlüsü Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de bedenini ateşe vermesi özelde Kürtleri genelde tüm Türkiye’yi sarstı.

Mazlum Doğan’ın eyleminden iki yıl sonra PKK Türkiye’deki mevcut rejime ve uygulamalara karşı silahlı mücadele başlattığını ilan etti. Mazlum Doğan’ın bedenini ateşe verdiği dönemde Diyarbakır zindanlarında tutuklu bulunan KCK yürütme konsey üyesi Mustafa Karasu, Mazlum Doğan’ın bedenini ateşe vermesinin kendileri için Newroz günlerine yüklediği anlamı, “Mazlum’un eylemiyle birlikte Newroz bizim için daha fazla anlamlı oldu. Hem Kürt halkı açısından hem de bizim örgüt açısından tamamen bir mücadele günü olarak görüldü. Bu aslında Kürt toplumunu yeniden mayalandırdı. Yada Newroz’a yeni bir içerik ve anlam kazandırdı. Mazlum’dan sonra da hareket olarak Mazluma bağlılığın gereği yine PKK’nin yarattığı Newroz geleneğine bağlılığın gereği artık Newrozlar Kürdistan’da eskisinden farklı kutlanmaya çalışıldı. Newroz gerilla mücadelesinin başlamasından sonra mücadelenin halk hareketinin geliştirilmesi gereken günler olarak görüldü. Yani Newroz’u Kürt halkının umudunun, özgürlüğünün ve birliğinin pekiştiği günler haline geldi. Mazlum Doğan’ın anısına bağlılığın gereği olarak da Kürt gençleri, Kürt gerillaları dağlarda ise dağlarda şehirlerde ise şehirlerde Newroz ateşini yükselttiler” sözleriyle anlattı.

İLK BAŞKALDIRI CİZRE’DE

Tam da bu dönemde 15 Ağustos 1984’te PKK gerillalarının Eruh ve Şemdinli ilçelerinde askeri karakollara baskın yapması Türkiye gündemini altüst etti. PKK’nin silahlı mücadele başlattığını ilan ettiği bu baskınlar Türkiye’de çeşitli çevrelerce de farklı yorumladı. Devlet ‘birkaç eşkıyadır, bir haftaya kalmadan yakalanırlar’ dese de özellikle Kürtler genelde Türkiye’deki sol kesimler arasında baskıcı-inkarcı rejime karşı bir başkaldırı olarak yorumladığı için umut yaratan bir eylem olarak görüldü.

Bu dönemleri yakinen takip eden Mustafa Ciziri, Eruh-Şemdinli baskınının Kürtler üzerinde yarattığı etkileri ve bu baskın sonrasında yaşanan gelişmeleri şöyle anlattı: “15 Ağustos atılımı Kürdistan halkında büyük bir sevinç yarattı. Bundan sonraki süreçte gerillanın dağdaki eylemliliği şehirlerdeki eylemliliklerle birleşince halkta büyük bir umut yeşermeye başladı. Tekrar bir diriliş, kurtuluşa umut, Kürdistan’ın kurtulacağı ve özgürleşeceği inancı halkta oluşmaya başladı. Eylemlilikler giderek yoğunlaşınca ve Kürdistan genelinde bu eylemlilikler görülünce ve gerilla her yerde hakimiyetini geliştirip halkın sorunlarıyla ilgilenmeye başlayınca, halk bütün sorunlarını gerillaya götürmeye başladı. Hem şehirlerdeki hem de kırsaldaki eylemlilikler halkı serhıldanlara götürdü. Cizre halkını da serhıldana götüren asıl neden de 80 ile 89 yılları arasındaki gerilla eylemlilikleridir. Cizre halkın tümü serhıldanlara katıldı ve ilk defa korkmadan, büyük bir cesaretle serhıldana kalktı. O büyük kitle karşısında devlet aciz kaldı ve bir şey yapamaz duruma düştü. O kitlesel eylemlilik halkta bir zafer coşkusu yarattı. Çünkü halk serhıldana kalkarak devletin oradaki sistemini çökertmeyi başardı. Bu yüzden de 91’den sonraki Newroz serbest bırakıldı. Devletin kendisi bile işte ‘yeni gündür, bahar bayramıdır, Ergenekon’dan çıkış günüdür’ diye nitelendirmeye başladı. Hatta devlet erkanından bile bazı kesimler Newroz kutlamalarına katılmaya başladılar.”

Silahlı savaşım ile halk serhıldanlarının bağlantılarını ve birbirlerine karşılıklı etkilerini ise Karaaslan yaşadığı olaylarla şu şekilde dile getirdi; “1989 yılında biz o zaman Dersimde bir grup arkadaşla üstleniyorduk. Aslında pek beklediğimiz bir gelişme de değildi doğrusu. Böyle biz tam bahara doğru üstlerimizden çıkıp, hareket etmeye hazırlanırken, Cizre’de serhıldanın olduğunu radyodaki haberlerden duyduk. Halkın ayaklandığını, olayların çıktığını, çok sayıda insanın yaralandığını, gözaltına alındığını anladık. Giderek bu serhıldanlar bir gelenek halini aldı. Newrozların bu şekilde siyasal, kitlesel bir boyut kazanması gerillada çok büyük bir anlamda buldu ve büyük bir moral kazandırdı. Dolayısıyla gerillanın direnişi Newrozlara siyasal-kitlesel bir anlam kazandırırken, kitlesel Newrozlar da gerillaya büyük bir coşku ve moral kazandırdı. Karşılıklı birbirlerini koşullandırdılar.”

KİTLESELLEŞEN NEWROZ

Cizre’deki ayaklanmadan sonra Newroz kutlamalarının kitlesel gösteriler şeklinde kutlanması Kürtlerin yaşadığı bütün alanlara taştı. Hem hem her yerde de güvenlik güçleri ile halk arasında çatışmalar yaşandı. Devletin her türlü baskı ve şiddet uygulamalarına rağmen Kürtler Newroz’u sahiplenmeye ve bu uğurda bedeller ödemeye devam etti.

Tamda böylesi bir süreçte Diyarbakır burçlarında Zekiye Alkan ve İzmir Kadifekale’de Rahşan Demirel Newrozlarda kendi bedenlerini ateşe verdiler. Bu olayların Newroz’a daha fazla anlam yüklediğini belirten Mustafa Karasu, “1990’lara gelindiğinde Newroz Kürt halkının kendi varlığını, kimliğini ortaya koyduğu, hatta yeniden yarattığı bir gün haline geldi. Her Newroz’da yeniden yaratılan Kürt bir önceki Newroz’dan daha fazla özgülüğüne demokrasiye bağlı, kendi renklerini, kendi kimliğini tanımış ve kendisi haline gelen, tarihsel köklerindeki o güzel değerleri yeniden hatırlayan ve onları kendisiyle bütünleştiren bir toplumsal gerçek ortaya çıkarmıştır. Artık Newrozlar isyan olarak algılanmıştır. Bunun sonucu Cizre de Beriwanların kendilerini fedaice ortaya koymuş, daha sonra Diyarbakır burçlarında Zekiye Alkan, İzmir’de Rahşan Demirel bedenini bir Newroz ateşi haline getirmiştir. İnsanların özgürlük ve demokrasiye bağlılığı ve özlemi yaktığı diğer ateşi yeterli görmeyip kendini yakacak düzeye getirmesi belki de insanlık tarihinde özgürlük ve demokrasiye aşık olmanın zirvesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Böyle bir Kürt gerçeği ortaya çıkmıştır” şeklinde anlattı.

VALİ DE NEWROZ’U KUTLADI

Devlet baskı ve şiddet uygulamalarıyla çatışmaların önünü alamayınca Newroz’u sahiplenmeye başladı. Bu dönemde yaşanan hızlı siyasal gelişmeleri Karaaslan şu şekilde özetledi:

“Biz 1993-94 kışında Bingöl merkezinin Dallıtepe köyünün çevresinde 150 civarında bir gerilla arkadaş üstlenmiştik. Bahar geldiğinde biz halkın Newroz’u kutlaması kararı aldık. Fakat Newroz günü yaklaştıkça biz halkta bir çekingenliğin, tereddüdün olduğunu gördük. Çünkü düşman bastırmak için biraz planda yapıyordu. İşte Lice’de Kulp’ta, Cizre’de, Nusaybin’de serhıldanlar katliamla bastırılmıştı. Kitle bu açıdan biraz sindirilmişti. Biz halkın buna cesaretle yaklaşmadığını görünce, biz o zaman çevresinde üstlendiğimiz bir köyde kutlamayı gerillalar ile yapmaya karar verdik. Önce köye gidip yurtseverlere ‘filan gün hazırlık yapın biz gelip kutlama yapacağız’ diye haber verdik.

Biz o gün gittiğimizde baktık herkes korkudan evlerinden çıkmamıştı. Herkes korkudan kapısını kapatmış, pencerelerden hele gerilla ne yapacak diye bakıyorlardı. Tabi biz gittik köyün ortasında büyük bir düzlük vardı, orada Newroz’u kutladık. Biraz da halkı ikna ederek Newroz’a katmaya çalıştık. Tabi Newroz alanına geldikten sonra korkuları kırıldı. Önce konuşmadılar, sadece bizi dinlediler. Çünkü bir ihbar olurda devletin kulağına giderse konuşmaları muhtemelen suç olabilir diye çekiniyorlardı. Tabi gerillanın morali coşkusu, skeçleri onların da dillerini çözdü ve onlarda coşku ile kutlamaya başladılar. İkinci gün oraya üç helikopter geldi. Biz önce operasyon sandık ama gidip köylülere sorunca dediler ‘sizin köyde kutladığınız Newroz’u Bingöl’de valilik duymuş, bugün üç helikopterle gelip köyede ‘madem ki Apocular gelip bu köyde Newroz’u kutladılar, bizde bu köyde toplantı yapıp Newrozu kutlayacağız. Siz bizimkini dinleyeceksiniz onlarınkini değil.’

Ondan sonra kitlesel ve siyasal bir anlam kazanması , halkın onu sahiplenmesi ve bir mücadele aracı haline getirmesinden sonra devlet tümüyle bunu bastıramayacağını anlayınca bu sefer göz yummak zorunda kaldı. Önce fiilin kabul etti, daha sonra da içini boşaltmak için ‘bu Türklerinde bayramıdır’ diye ‘w’ de çıkarıp ‘Nevruz’ diyerek halka anlatmaya çalıştılar. Bir nevi içini boşaltarak, anlamını çarpıtmaya çaltılar. İşte Ergenekon’dan çıkış günü olarak değerlendirdiler, bildiğiniz gibi bu güne kadar öyle çarpıtarak getirilmeye çalışıldı. Fakat bütün Türk ve Kürt toplumları da biliyor ki, Newroz gerçekten genelde Ortadoğu toplumlarının özelde Kürtlerin bir serhıldan, direniş bayramıdır.”

NEWROZ ATEŞİ AVRUPA’YA SIÇRADI

1990’lı yıllar boyunca Kürt bölgelerinde ve Türkiye genelinde yaygınlaşan Newroz kutlamaları, 1994 yılında Ronahi ve Beriwan isminde iki genç Kürt kızının kendilerini Almanya’da yakmalarıyla Avrupa geneline de kitlesel gösterilere dönüşmeye ve yaygınlaşmaya başladı.

Newroz kutlamalarının nasıl Avrupa’ya taşırıldığını ve kitlesel gösterilere dönüştüğünü Elif Ronahi şöyle anlattı: “12 Eylül sonrası ve 90’lı yıllardan sonra düşmanın çok yoğun baskıları sonucu yüzlerce insanın gerçekte ülkede yaşam hakkını bulamadığı, aranır konumda olduğu için herhangi bir biçimde ülkeden çıkmak zorunda kalan yüz binlerce Kürt insanı vardı. Bunların hepsi bir plan doğrultusunda Avrupa’ya doğru savrulan insanlardı. Bu insanlar Avrupa’ya geldiklerinde gerçekten yurtseverliklerini korudular. Aynı özle Avrupa’da gerçekleşen Neworzlara katıldılar.

94 yılı Newrozu Avrupanın tüm genelinde fakat özellikle Almanya da hem eylemsellik hemde kitlesellik düzeyiyle bir serhıldan sürecine dönüştü. O zaman Avrupa tüm otobanları kesti. Hem Kürdistan’daki savaşın hem de halka yönelik saldırıların durdurulması açısından Avrupa’daki halk açısından son noktaydı. 1994 yılındaki Newroz çok kitlesel ve eylemsellikle geçti. Halkın otobanlara inmesi Avrupa tarihinde bir ilkti ve o zaman Avrupa devletleri tarafından yaşamın felç olduğunu değerlendirilmişti. Yine o zaman yüzlerce Kürt insanı kendisini yaktı. Kürt halkının böyle eylemsel newrozu kutlaması özellikle Almanya devleti tarafından sert müdahalelere maruz kaldı. Halk bu saldırılara karşı geri adım atmadı ve direnişini daha fazla geliştirdi.

Direniş sadece 21 Mart günü ile sınırlı kalmadı ve günlerce sürdü. Alman polisinin olaylara sert müdahale etmesi karşısında yüzlerce Kürt kendisini yaktı. Aynı Newroz’da Ronahi ve Berivan arkadaşlarda Avrupa devletlerinin Kürt sorunu karşısındaki politikalarını protesto etmek için kendisini yaktı. Ronahi ve Berivan arkadaşların bu eylemi halkı daha fazla etkiledi. Eylemeleri ile birlikte Avrupa çapında halkın tümü ayağa kalktı.”

Yoğun çatışmalarla geçen 1990’lı yılların sonuna ulaşıldığında Newroz bayramı Kürtler arasında coşku ile kutlanan bir gün haline gelirken, devlette fiilen bu durumu kabullenmek zorunda kaldı. Uğrunda ağır bedeller ödenmiş olsa da Newroz artık bütün Kürtlerin bildiği ve sahiplendiği bir gün haline geldi.1990’lı yılların sonlarına ulaşıldığında ortaya çıkan sonuçları Engin Karaaslan, “Gerillanın bu şekilde adım adım yayılması ve mücadele gücünü geliştirmesiyle Newrozlar da halkın içinde yaygınlaştı ve giderek halk tarafından cesaretle kutlanacak günler haline geldi. 90’lardan sonra Newrozların bir kültürel gelenek, hatta siyasal ve tarihsel bir bilinç ve bir direniş günü olarak kutlanması Kürtlerde yer buldu. Dolayısıyla gerillanın 90’lı yıllardaki silahlı savaşımı Newrozu siyasal, kitlesel bir olgu bir direniş gücü haline getirdiği söylenebilir. 2000’lere dayandığımızda ise düşman bunu benimsemese de fiilen kabul etmek zorunda kaldı. Günümüzde ise halkın bir siyasal kültürel günü olarak artık kitlelerde kabul görmüş durumdadır” şeklinde anlattı.

MİLYONLARIN KUTLADIĞI NEWROZ

Newrozlar unutulup, yok olma tehdidiyle karşı karşıya iken 2000’li yıllarda milyonlarca insanın katıldığı dev kutlamalar haline gelmesi, üstelik bunun yaklaşık 30 yıl gibi kısa bir sürede olması sıran bir olay değildi. Bunun Apocu gerçeklik ile bağlantısı olduğuna dikkat çeken PKK meclisi üyesi Xıdır Sarıkaya ise şöyle konuştu:

“Özgürlük mücadelesinin gelişimi esas olarak Newroz’la tekrardan tarihi gerçekliği uygun şekilde toplumun gündemine soktu ve toplumu o tarih gerçekliğiyle yüzleştirdi. Bu anlamda halkımızın Newrozlara bu katar kitlesel katılması, en küçük yerlerde bile Newroz’un büyük bir özgürlük bilinciyle yapılıyor olması bu tarihi gerçeklik ile yüzleşme ve tarihi bilincin yeniden canlanmasıyla yakından bağlantılıdır. Aynı zamanda özgürlük bilincinin gelişmesiyle yakından bağlantılıdır. Bu nedenle Newrozlarda milyonların bir araya gelmesi sıradan bir olay değil. Kürdistan’da bunun gerçekleşmesi ise hiçte kolay bir durum değil. On kişilik bir topluluğun bir araya gelip Newroz’u kutlayamadığı koşullardan 2000’ler sonra Diyarbakır’da milyonların bir araya gelmesi, Kürdistan’ın farklı yerlerinde yüz binlerin bir araya gelerek Newrozları kutlaması sıradan basit bir durum değildir. Elbette bu özgürlük ve demokrasi bilincinin, yine kendi kimliğine, kültürüne, Önderliğine, dağlarda mücadele eden gerillasına sahip çıkma ile yakından bağlantılıdır. Bunu bir halklaşma hareketi olarak ele almak daha doğru bir yaklaşım olur.”

Sarıkaya 2008 Newroz’u içinde şöyle bir çağrıda bulundu; “2008 Newroz’unun yaşanan bu mücadele gerçekliği içerisinde hem Önderliği hem halkın kendi öz değerlerini ve elde ettiği demokratik değerleri sahiplenmesi gereken yıl olduğuna inanıyorum. Bunun için önceki Newrozlarda ortaya çıkan o coşkunun, sevincin heyecanın, başarma azminin kat be kat artarak daha etkin dosta ve düşmana daha etkin mesajlar veren bir Newroz olmasını diliyorum. Bu temelde halkımızı ve gençliği bütün gücüyle 2008 Newroz etkiliklerine tarih ve güncel mücadele bilinciyle katılıp sokaklara taşmaya ve Newroz’u özünden boşaltmak isteyen anlayışlara karşı mücadele içinde olmaya çağırıyorum.”

YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya yeniden yayınlamak yasaktır

Copyright 2007
..

ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· “PKK terör örgütü” demeyen Nil Demirkazık’a soruşturma
· Öcalan'ın zorla saçları kazıtıldı - flash
· 2007’de yaşamını yitiren 3 gerillanın kimliği belirlendi
· HPG Dersim Saha Komutanlığından açıklama
· TKP-ML TİKKO: HPG gerillalarının direnişini selamlıyoruz
· SASON'DA OPERASYON
· Batman’da askerler birbirini vurdu
· Kürt platformunda tarihi itiraf
· Gabar’da 1 HPG gerillası yaşamını yitirdi
· İşte Ergenekon gerçeği

Gerilladan yazılar
· GERİLLA’DAN YANA DEĞİLSEN ANTİ-KÜRDİSTAN’CISIN
·  GAP BARAJI BİR SU PROJESİMİDİR?
· Zap operasyonu; Gap operasyonu ve Yahudiler
· Özgürlük Bugün Yaşadiklarimizda Gizli.!
· Uykusu Bölünenler
· HPG’li Bir Ozan Ahmet Arif Ve “VUR” Şiiri
· AMAN DİKKAT “DİYARBAKIRI ÇOK SEVDİLER”
· VAH VAH!....
· YÜREĞİMİZ APOCU RUHTADIR..!
· Son olmayacak “Son çağrı”

© Rojaciwan.com