 |
“Altı yıldır tek başına iktidar koltuğunda oturan AKP ne demokratik açılımlarda, ne Kürt sorununun çözümünde, ne düşünce ve ifade özgürlüğünde iyi bir sınav verdi. Darbe anayasasını korumayı tercih etti. Darbenin ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu’na dokunmadı bile. Demogoji ve takkiyeciliği temel siyaseti olarak belirleyen AKP, şimdi ektiğini biçiyor.” |
Türkiye, gündemi hızlı değişen ülkelerde başı çekiyor. Önceki hafta, hezimetle sonuçlanan kara operasyonundan hemen sonra Kürt sorununun ‘çözümü’ konusunda hararetli görüşme ve tartışmalar gündemin ilk sırasına oturmuştu. Tartışmalar daha rayına girmeden Türkiye başka bir gündemle çalkalandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılmasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru, gündeme oturdu. Kapatma davası demokrasi, özgürlük, Kürt sorunu, ekonomi, yoksulluk, işsizlik vs Türkiye’nin önündeki acil gündemleri bir çırpıda geri plana itti. Ankara’da bir deprem şoku yaratan kapatmayla ilgili tartışmalar sürdürülürken, Kürtler bu gündeme teslim olmadı. Kürtlerin tek gündemi olan Newroz ateşi, tüm gürlüğüyle önceki yılları katbekat katlayarak ışık saçtı. Kürtler, sözünü söyledi: ‘Siyasi partilerin kapatılmasına karşıyız. Ancak, mağdur gösterilerek kimse AKP’nin gerçek yüzünü gizleyemez. Bu tablodan AKP sorumludur. İnkar, şiddet, tasfiye ve kandırma planlarının sonucudur.’ Kürtlerin bu sesine kulak vermeyenler, kapatma davasıyla ilgili çok şeyler söyledi. Çok ayrıntıya girmeden belirtelim; üç ‘taraf’ oluşturuldu. Birinci kesim, ulusalcılar ve Kemalistler –moda tabiriyle Ergenekoncular– ‘Demokratik hukuk devletinin gereği yapıldı’ dedi. İkinci kesim, Siyasal İslam’ın –Ilımlı İslam– alt militanlarından üst militanlarına kadar kılıçları çektiler ‘Demokrasiye aykırı’ dedi. Üçüncüsü ise, ‘ne yardan ne serden olayım’ cephesi, ‘Hukuka uygun ama demokrasilerde parti kapatmak artık çözüm değil’ dedi. Dikkat edilirse ‘demokrasi’ kozu hepsinin ortak silahı. Bu açıdan kapatma davası Türkiye’de demokrasinin nasıl okunduğunu birkez daha gözler önüne serdi. Kapatma davası hiç kuşkusuz bir demokrasi ayıbı. Ancak, ok kendine dönünce demokrasiyi hatırlamak da bir o kadar demokrasi ayıbı.
AKP seçimler öncesi verdiği sözleri tutmadı
Kapatma davasını, AKP’nin ‘demokrasi karnesi’ndeki zayıfları görmeden değerlendirmek eksik olur. Altı yıldır tek başına iktidar koltuğunda oturan AKP’nin, karnesindeki kırıkları düzeltmeye dönük ciddi bir çabası olmadı. AKP, ne demokratik açılımlarda, ne Kürt sorununun çözümünde, ne düşünce ve ifade özgürlüğünde, ne de Avrupa Birliği yolunda iyi bir sınav verdi. Bu konularda adım atma sözü veren AKP, seçimlerde oy topladıktan sonra verdiği sözü tutmadı. Darbe anayasasını korumayı tercih etti. Darbenin ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu’na dokunmadı bile. AKP’nin söyledikleri demagojinin malzemesi olmaktan çıkmadı. Oysa ki demokrasi pratikte adım atma hamlesidir. ‘Şapka düştü kel göründü’, AKP ektiğini biçti. AKP, altı yıl boyunca DTP Grup Başkanı Ahmet Türk’ün deyimiyle ‘kendine Müslüman olmak’tan öteye geçmedi.
Takkiyeci demokrasi
AKP tıpkı geçmişte olduğu gibi yine ‘ara formüllere’ sarıldı. Köklü çözümden ziyade ‘mini’ yasa değişiklikleriyle bu süreçleri aşmaya çalıştı. AKP’nin yaptığı ilk anayasa değişikliği, 27 Aralık 2002’de ‘milletvekili seçilme yeterliliğini’ düzenleyen 76. maddede yapıldı ve ‘ideolojik veya anarşik eylemlere’ ibaresi, ‘terör eylemleri’ ile değiştirildi. Böylece, Erdoğan’ın eski TCK’nin 312. maddesinden hüküm giymesi nedeniyle milletvekilliğinin yolunu kapatan düzenleme kaldırıldı, yine Anayasa’nın 78. ve 127. maddesinde yapılan değişiklik ve eklemelerle Erdoğan’ın Başbakanlık koltuğuna oturmasını sağlayan Siirt seçiminin önü açıldı. 27 Nisan muhtırasının azizliğine uğrayan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzer bir düzenleme yapıldı. Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanı seçiminde Meclis’te en az 367 milletvekilinin bulunması gerektiği kararı üzerine, AKP yine harekete geçti ve bu kez 31 Mayıs 2007’de Anayasa’nın 96. maddesinde yapılan değişiklikle, TBMM’nin bütün işlerinde en az 184 milletvekili ile toplanacağı hükmü getirildi. Bu değişiklikle cumhurbaşkanı seçimi de yeniden düzenlendi.
MHP’nin uzattığı ipe sarılmak
Görüldüğü gibi AKP’nin demokrasisi sadece kendisine. Bundan ders çıkarmayan AKP, kapatma davasıyla ilgili de MHP’nin uzattığı ‘ip’e sarıldı. MHP’nin ‘bölücülük suçları’ dışında parti kapatmayı zorlaştıran ve bunun yerine ‘bireysel cezai sorumluluk’ getiren önerisi AKP’yi harekete geçirdi. AKP, model üzerine model ortaya atıyor. Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde değişiklik yapmaya hazırlanan AKP’nin ilk çözümü ‘Venedik modeli’ oldu. Bu modele göre, ‘terör, şiddet ve ırkçılığı övme’ durumlarında parti kapatılması öngörülüyor. Anlaşılacağı üzere AKP’nin taslığında parti kapatmak tarihe karışmıyor. Yani, ‘AKP kapatılamaz, DTP kapatılır’ denilmek isteniyor. AKP’nin bir çıkış noktası da ‘Japon modeli’. Bu modele göre, siyasi partiler hakkında kapatma davası açmak için Meclis’ten izin alınması şartı öngörülüyor. Bu modellerin dışında bir diğer ‘AKP’yi kurtarma’ operasyonu da Anayasa Mahkemesi’ne dokunulmadan ‘çözüm’ bulmak. Bu formüle göre de, parti kapatmayı gerektiren suçların tanımlanması ve Anayasa’ya ‘Başsavcı dava açmadan önce uyarı mekanizmasını işletir’ hükmünün eklenmesi planlanıyor. ‘AKP kapatılabilir, ancak Erdoğan’a siyaset yasağı getirilmesin’ formülü üzerinde de hesaplar yapılıyor.
Demokrasi herkese lazım
Acaba AKP’nin bu formüllerden herhangi birisini yasalaştırmasına ne diyecek demokrasi ‘taraf’ları? Aynı Başsavcı daha önce DTP’yle ilgili kapatma davası açtığında ses seda çıkmamıştı. AKP kendi başına böyle bir şey geleceğini hiç ummadığı için DTP’nin kapatılması davasına hiç itiraz ve eleştiride bulunmadı. Hatta davanın seyri konusunda kapatılmayı teşvik eden bir tutum takındı. DTP’nin kapatılma davasında Başbakan Erdoğan, ‘hukuka saygısı’ndan ‘Yargıya intikal eden konular üzerinde konuşmamız yanlış olur’ dedi. ‘PKK’ye terör örgütü demeyen DTP ile görüşmem’ diyerek de sık sık DTP’yi hedef göstermeyi bir görev bildi. Ağzını açan Erdoğan’ın tüm kurmayları da üstüne basa basa ‘Türkiye’nin bir hukuk devleti’ olduğunu vurguladılar. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, AKP’nin gerçek sesini ortaya koydu: ‘Hizmet için seçilenler, kavga çıkması, gerginlik olması için olaylara adeta çanak tutuyorlar, çok net iddia ediyorum, partinin kapatılmasını en çok siyasiler istiyor, yoksa bu kadar ahmakça politika güdülemezdi.’ DTP hakkında kapatma davası açıldığında AKP’liler böyle konuştu. Ne oldu da bu hukuk değişti? Türkiye’de iki ayda hukuk mu değişir? Bizden uyarması, AKP demokratik açılımları köklü ve samimi yapmadığı müddetçe başı beladan kurtulmaz. Başbakan Erdoğan’ın, ‘bu işler bize yarar, toprağımıza bereket getirir’ sözleriyle kuyuya inilmez. Bugün bana yarın sana! Bu hukuk, bu demokrasi herkese lazım!
Çözüm yeni demokratik bir anayasada
Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda ‘Türkiye’de bir rejim krizi yaşanıyor’ demek yanlış olmaz. Bu kriz, aynı zamanda rejim değişikliğinin sancıları olarak kendini gösteriyor. ‘Devlet benim’ diyenlerin kavgası! Statükocular ile rejimin yeni elbisesi ‘Ilımlı İslam’cıların devlet üzerindeki hakimiyet kavgası daha çok süreceğe benziyor. Ergenekon kozları paylaşmanın sadece bir parçası. Gelişmeleri sadece Ergenekon’a bağlamak Türkiye’nin genel fotoğrafını görmemek olur. Bu kavganın galibi olmaz. Kaybeden halklar olur. Türkiye’yi on yıllarca geriye götürür. Çözümün yolu, ‘ara formül’lerden değil, baştan aşağı değişmiş, sivil, demokratik yeni bir anayasadan geçer.
Sessiz kalmak en büyük ayıp
AKP’nin şu anda önde gelenleri geçmişte de Kürtlerin temsilcilerine tahammül göstermedi. 1994’te Meclis’ten yaka paça atılarak cezaevine konulan DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için 19’uncu dönem milletvekillerinden Abdullah Gül (Cumhurbaşkanı), Murat Başesgioğlu (AKP), Salih Kapusuz (AKP), Ali Er (AKP), Köksal Toptan (AKP), Fuat Çay (CHP), Algan Hacaloğlu (CHP), Mehmet Sevigen (CHP), Muhsin Yazıcıoğlu (Bağımsız), Mesut Yılmaz (Bağımsız) ‘evet’ oyu kullanmıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, oylama yapılırken Genel Kurul’a gelmeyerek sessiz onay vermişti. Şimdi de hakkında fezleke hazırlanmayan Kürtlerin Meclis’teki tek iradesi DTP’li milletvekili kalmadı. Demoklesin kılıcı gibi DTP’lilerin başında sallandırılan soruşturma, dava ve fezlekeler karşısında sessiz kalmak bir demokrasi ayıbı değil mi?
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |