Gönderen: Demgul Tarih: 16.04.2008, 12:31:18 (253 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
HABER MERKEZİ: Yayın hayatına başladığı günden bu yana toplam 4 yıla yakın kapatma cezası alan Özgür Radyo, Türkiye’de muhalif basına yönelik baskıların görmezden gelindiği eleştirisini yaptı. Radyonun Yayın Koordinatörü Songül Özbakır, basın özgürlüğü konusunda dar bir bakış açısı olduğunu belirtiyor.
12 yıldır yayın yapan Özgür Radyo, kurulduğu günden bu yana muhalif yayınlarından ötürü bir çok kez kapatma cezaları ile karşılaştı. Radyo, “işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin sesi” olduklarını belirtiyor.
Yayınlarında “toplumsal muhalefetin, demokrasi ve özgürlük cephesinin sesi” olmaya çalışan Özgür Radyo, mikrofonlarını da “burjuva basının” sansürüne uğrayan emekçilere ve ezilenlere uzatıyor.
4 YIL KAPATMA CEZASI
Maruz kaldıkları baskılar ve çalışma koşullarına ilişkin ANF’ye konuşan radyonun yayın koordinatörü Songül Özbakır, kuruldukları günden bu yana tekelci medyanın “çok sesli gürültüsü” arasında kaybolan, dezenformasyona uğratılan gerçekleri halka taşımaya çalıştıklarını belirtiyor.
Ancak bir haber radyosu olarak olağan görevlerini yerine getirirken, önlerine bir çok engel çıktığını anlatan Bakır, “sisteme, iktidara muhalif her kişi, her kurum gibi biz de baskılara maruz kaldık. Yayın hayatımıza başladığımız günden bu yana en uzunu 1 yıl olmak üzere, toplam 4 yıla yakın bir süre RTÜK tarafından çeşitli gerekçelerle kapatıldık” bilgisini veriyor.
Radyo hakkındaki kapatma kararları da skandal nitelikte. Bakır kapatma gerekçelerine ilişkin şunları söylüyor: “Kapatılmamıza gerekçe olan gazeteler ya da şarkının bulunduğu albüm ile ilgili herhangi bir işlemin yapılmadığını belirtmek, radyomuza ilişkin görüş açısı hakkında fikir verebilir. Bir programımızda Ataol Behramoğlu'nun ‘Öldükçe Çoğalıyor adamlar/ ben tükenmekteyim öldürdükçe...’ dizeleri ve ardından Kızılırmak Grubunun Avusturya İşçi Marşı'nın çalınması nedeniyle 1 yıl kapatma davası açıldı. Haber programında ‘Abdullah Öcalan'ın Türkiye’ye getirilişinin ardından Türkiye genelinde protesto gösterilerine katılanlara müdahale oldu, çok sayıda insan gözaltına alındı.
İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, protesto gösterilerine katılanların ayaklarından vurularak yakalanması emri verdi. Dünya eylem alanı oldu.’ ifadelerinden dolayı yayın izninin iptali ile uyarılmıştır. Milliyet ve Evrensel gazetelerinde yer alan Adana'da bir düğüne sivil polislerin ateş açmasına ilişkin ‘katliam gibi saldırı’ başlıklı bir haberin bir programda okunmasından dolayı radyomuz 1 ay kapatılmıştır. Bunlar Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından radyomuza verilen cezalardır.”
EN KAPSAMLI SALDIRIYA 2006’DA MARUZ KALDIK
Radyonun karşılaştığı baskılar elbette bunlarla sınırlı olmadı. Kapatma cezalarının yanı sıra tutuklamalar ve gözaltılar yaşandı. Özbakır, en ciddi ve kapsamlı saldırıya Eylül 2006 tarihinde maruz kaldıklarını söylüyor. Özbakır şöyle anlatıyor: “Önce 8 Eylül tarihinde yayın koordinatörümüz Füsun Erdoğan sokaktan gözaltına alındı. Ardından 21 Eylül tarihinde radyomuzun bulunduğu bina basıldı. Öğleden sonra saat 17.00’de başlayan baskın ve arama gece 1'e kadar sürdü. Yaklaşık 30 kişi tarafından silahlarla yapılan baskında tüm çalışanlar bir odaya kapatıldı, tümüyle hukuk dışı bir arama başladı. İlk kez RTÜK izni olmadan bir radyo polis tarafından yayını durduruldu. Avukatlarımızın ve bizim denetimimize izin verilmeden bir arama tarama faaliyeti gerçekleştirildi. Ardından o dönem haber müdürümüz olan Halil Dinç ve Reklam Müdürümüz Sinan Gerçek gözaltına alınarak tutuklandı.
Tüm yayın malzemelerimize, teknik aletlerimize, bilgisayarlarımıza el koyarak giden Terörle Mücadele Şube ekipleri geride yağmalanmış bir büro, savaş alanı gibi bir ortam bıraktılar. Tutuklanan arkadaşlarımızın ne ile yargılandığını ancak 6 ay sonra öğrenebildik. Terörle Mücadele Yasasının yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan bu baskın ile oluşturulan dosyalara gizlilik kararı konulmuş ve tutuklananlar iddiaları öğrenme, dolayısıyla savunma hakkından yoksun bırakılmıştı. Haber müdürümüz ve reklam müdürümüz 6 ay sonra çıkarıldıkları ilk mahkemede serbest bırakıldı, yayın koordinatörümüz ise 13 ay sonra ilk kez hakim karşısına çıkarıldı.”
DESTEK VEREN YOK
Özgür Radyo, baskılar karşısında bu kez ulusal ve uluslar arası basın özgürlüğü savunucularına dayanışma çağrılarında bulunuyor. Basın Konseyi, Türkiye Gazeteciler Cemiyet, Gazeteciler Sendikası olmak üzere çok sayıda basın kuruluşuna başvuru yapılıyor. Uluslar arası bir sempozyumda bir araya gelen birçok basın örgütüne durum bildiriliyor. Yaşanılanların basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğunu ısrarla iletiliyor. Ancak sınırlı sayıdaki muhalif basın temsilcisi ve demokratik kitle örgütünden başka seslerini duyan, destek veren olmuyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, PEN gibi Türkiye’de temsilciliği bulunan basın kuruluşlarının da sessizliğini sürdürdüğünü belirten Özbakır, tek tek aydın ve yazarların destek mesajlarını aldıklarını sözlerine ekliyor.
SİSTEM İÇİ ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI
“Bu durum, aslında bu kurumların ‘basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü’ gibi konularda sınırlarını da gösteriyor” diyen Özbakır, “Maruz kaldığımız baskıları aşmanın yanısıra, Basın Konseyi başta olmak üzere bilinen basın kuruluşlarına ‘gazeteci’ olduğumuzu anlatmak, onları ikna etmek gibi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzu gördük” diye belirtiyor.
Aynı durumun uluslar arası basın kuruluşları için de geçerli olduğunu kaydeden Özbakır, dünyanın bütün ülkelerindeki basın mensuplarının durumunu raporlaştıran, gündemleştiren ve o ülkenin hükümetleri üzerinde baskı oluşturan RSF'nin aradan geçen bunca zamana rağmen halen kendileri ile ilişkiye geçmemiş olmalarının kabul edilemez olduğunu ifade ediyor.
Özbakır, “Basın özgürlüğü konusundaki dar görüş açısının, sistem içi ‘özgürlük’ anlayışının bir göstergesi, 301. madde ile ilgili tartışmalar da aynı çerçevede tartışılıyor. Popüler isimler, muhalefeti sistem içiyle sınırlı aydın ve yazarlar 301. madde çerçevesinde yargılanıyor, diğerleri ise Terörle Mücadele Yasasına göre. İktidarın yapmaya çalıştığı şey de tam olarak böyle. Sistem için muhalifleri hizaya çekmek, uyarmak. Bir bütün olarak da karşısında aydın, yazar, gazetecilerden oluşmuş bir cephe görmek istemiyor ve bölüyor, 301 ile TMY ile.” diyor.
MUHALİF BASINA BASKI GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Halen cezaevlerinde birçok aydın, yazar ve gazetecinin olduğunu belirten Özbakır, ancak onların da kendileri gibi hem Türkiye’deki, hem de uluslar arası basın kuruluşlarına mesleklerini ispat etme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakılmış durumda olduğunu söylüyor.
“Uluslararası kuruluşların hükümetler üzerindeki etkisi inkar edilemez” ifadelerini kullanan Özgür Radyo Yayın Koordinatörü Songül Özbakır, basın alanında evrensel düzeyde tanımlanmış ve kazanılmış bazı hakların yaygınlaştırılmasında, devletlerin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere uymalarında uluslararası basın kuruluşların etkisinin gözardı edilemeyeceğini vurguluyor. Özbakır, “Ancak bizim gibi, gündem gazetesi gibi, atılım gazetesi gibi muhalif basın kuruluşlarının, çalışanların maruz kaldığı baskıları gündemleştirmemeleri, görmezden gelmeleri ‘düşünce, ifade özgürlüğü’ ‘basın özgürlüğü’ konusundaki sınırlarını gösterir” eleştirisini yapıyor. Özbakır, “Bu sınırları değiştirecek olan yine düşünce ve ifade özgürlüğü için mücadele edenlerdir” diyerek sözlerini noktalıyor.
..
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|